Sessiz işgal - Toprak altımızdan kayıyor

Abone Ol

Ülkemiz insanına nasıl bir narkoz uygulaması yapıldı ki, en hayatî meselelerine karşı ilgisiz durumda. Yabancılara toprak satışı hızla devam ediyor; aldıran yok. Nesillerin ifsat edilmesine karşı halk ilgisiz. İntihar eden asker sayısı, şehit sayısını geçtiği söyleniyor; ciddi bir tepki yok. Dinler arası diyalog ve ılımlı İslâm projeleriyle, İslâm yaşanmayan kuru bir inanç sistemi haline getiriliyor; Diyanet vurdumduymaz. Türkiye’nin 4 bir yanı ABD ve NATO üssü haline getiriliyor; yöneticiler seyirci. Sınır tanımayan eğlence âlemleriyle, halkın mâneviyatı kırılıp idealleri yok edilerek her şeye boş verme noktasına getiriliyor; ne oluyoruz, diyen yok. Böyle bir gecenin sabahından hayır beklemek mümkün mü

Bunları, karamsar bir tablo çizip insanımızı ümitsizliğe sürüklemek için değil; problemleri görüp zamanında tedbir alınması için yazıyorum. Problemlere göz yumarak ilgisiz kalmak da büyük tehlike. Yol yakınken Hükümet’i, aydınları ve milletimizi göreve davet ediyor, bizi bekleyen tehlikeler konusunda uyarıyorum.

Hükümet, 3. 5. 2012’de Tapu ve Kadastro Kanunu’nda değişiklik yaparak yabancılara toprak satışını 25 dönümden 300 dönüme çıkardı; bu yetmedi, Bakanlar Kurulu’na iki katına çıkarabilme yetkisi verdi. İllerden gelen haberler, hemen her yerde yabancılara toprak satışının hızla devam ettiği yönünde. Şimdilik, yüzölçümümüzün yüzde 10’u ile sınırlanan bu oranın, yarın yükseltilmeyeceğini kim garanti edebilir 2002 yılına kadar yabancılara toplam 11 milyon metre kare toprak satılmışken; gazeteler 10 yıllık AKP iktidarında bu oranın 24 kat arttığını yazıyorlar. Hızla, hangi noktaya sürüklendiğimizi düşünebiliyor musunuz

Bu manzarayı gören her ferdin, “Durun bakalım, bu toprakların sahipleri var. Yaptığınız çılgınlıktır. Kimse, vatan toprağını babasının çiftliği gibi satamaz” diyerek yeri ve göğü inletecek yükseklikte bir nida koparması gerekmez miydi

SESSİZ İŞGAL GÖRÜNTÜSÜ

Geçtiğimiz Mayıs ayında, basında bir tartışma yaşandı. Aydın’ın Didim ilçesi karşısında bulunan Eşek ve Bulamaç Adaları’na her zaman olduğu gibi pikniğe giden halktan Yunanistan pasaport sormaya başladı. Halbuki, bu adalar Kanuni Dönemi’nden bu yana (1549) Türkiye’ye aitti. Bazı sınırları belirleyen Lozan ve Paris Antlaşmaları’nda da aksi bir durum söz konusu olmadı. Yetkililer, ne konuyu sahiplendi, ne de aksi bir görüş ortaya koydu. Hükümet’in konuya ilgisizliği, Yunanistan’ın 16. 7. 2012’de Eşek, Bulamaç ve Nergis adalarına bayrak dikmesiyle sonuçlandı.

Bu konuya niçin girdim Krizle boğuşan Yunanistan’ın, ülkesinin bir karış toprağını satılığa çıkarmadığını; aksine, yeni toprak kazanmak arayışında olduğunu anlatmak için.

Başka ülkeler, toprak satışı konusunda ciddi sınırlama ve yasaklamalar getiriyor. AB ülkeleri yabancılara toprak satmıyor, sadece geçici kullanım hakkı veriyorlar. Stratejik yer ve kurumların, yabancıların eline geçmemesi konusunda özel bir titizlik gösteriyorlar. Türkiye ise, AB müktesebatı diyerek hem toprak satışını astronomik bir orana yükseltti, hem de devletin kâr getiren kurumlarını, özelleştirme bahanesine sarılarak yabancılara satmaktan geri durmadı.

Şunu unutmayın ki, sattığınız kurum ve toprakları bir daha geri alamazsınız. İstiklâl Marşı şairimiz Akif’in, “Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı” sözündeki mânâyı ne zaman kavrayacaksınız

Erbakan Hoca sık sık, “Toprak altımızdan kayıyor” diyerek Türkiye’yi uyarırdı. AB’nin “Türkiye’yi İsrail’e vilâyet yapma” projesinden söz ederdi. Haim Nahum doktrini ile, “Türkiye’yi dininden uzaklaştırmak, borca esir etmek, yumuşak lokma haline getirip yutmak istedikleri”ni anlatırdı.

Türkiye’nin çiftlik satar gibi yabancılara toprak satmasını, devletin ve kredi kartlarıyla halkın bu derece borçlandırılmasını, dinler arası diyalog ve ılımlı İslâm projesiyle insanımıza ilâhi bir din yerine, Batı ve Vatikan’ın uygun gördüğü içi boşaltılmış bir din sunulmak istenmesini çok tehlikeli bir gidişat olarak görüyor, sanki sessiz bir işgal yaşandığını düşünüyorum.

HASSAS BİR DÖNEM

Hepiniz biliyorsunuz! Türkiye ve dünyada hareketli bir dönem yaşanıyor. Türkiye’yi bölmek isteyenler var. Savaş tehlikesi konuşuluyor. İsrail, Arzı Mev’ûd idealine ulaşmak için sabırsızlanıyor. Başta ABD olmak üzere, Batılılar İsrail eksenine girmiş durumda. Bütün bunlar Türkiye’nin tavizsiz, sağlam bir duruş ortaya koymasını zorunlu hale getiriyor.

Türkiye’nin çevresindeki hareketlilik dikkatinizi çekiyor mu İsrail Kafkasya’da; Gürcistan ve Azerbaycan’da askerî ve ticarî işbirliği anlaşmaları imzaladı. Güney Kıbrıs, Yunanistan, İsrail hattı denilebilecek, İsrail ve Güney Kıbrıs arasındaki 287 km.lik alana denizaltı elektrik kablosu döşemeye devam ediyor. Uzmanlar bu ve benzeri gelişmeler için “Arzı Mev’ûd kuşatması” değerlendirmesini yapıyorlar. Başka bir deyişle İsrail var oluş amacını gerçekleştirebilmek için önündeki son engeller olarak gördüğü İran ve Türkiye’yi çember içine almaya çalışıyor. Büyük saldırının alt yapısını hazırlıyor. Son 8 günlük Gazze saldırısının gerçekte İran’a yapılacak saldırının provası olduğu söylenmedi mi Yâni, ileriye dönük hesaplar yapıldığı açık.

Sayın Başbakan ve Hükümet’e sesleniyorum: Sık sık rekor kırmaktan söz ediyorsunuz. 10 yıllık icraatınızda bazı başarıların olması tabiîdir. Ancak, var olma hassasiyetimizi oluşturan yabancılara toprak satışı, zina yasası sonrası yaşanan fuhuş ve ahlâksızlık patlaması, askerler arasındaki intiharlar, ahlâk tahribatı, yaşama plânında dinden uzaklaşma, devlet ve halkın aşırı derecede borçlandırılması gibi alanlarda kırdığınız rekorları(!) da göz ardı etmeyin. Bunların tedbîrini alın. Unutmayın ki, mâneviyatını kaybeden toplumun kazanacağı bir şey yoktur. Bu konuda atacağınız adımların takipçisi olacağız.