Sessiz çığlık

Abone Ol

Kapkaranlık bir yerdeyim. Hani uzay boşluğu derler ya işte öylesi bir yerde. Ne bir ışık var önümü görebileceğim ne tutunabileceğim bir dal ne de yürüyebileceğim bir yol. Sanki gözlerim yerinde değil. Görme yetimi almış birileri. Kapkaranlık bir dünyanın orta yerinde kalakalmışım.

İnsan gördüğünce yaşarmış. Ya da yaşadığınca görür. Her ne şekilde tarif edilirse edilsin önemli bir meziyet görmek, görebilmek. Oysa pek çok kez ben bile dikkat etmezdim görme duyusuna. Ne kadar kıymetli bir hassamız olduğunun farkına varmazdım. İnsan hep kaybedince mi anlar kıymetli olanı ya da kaybolunca mı fark eder kıymetli olduğunu?

İnsan göremeyince başka bir yoksunluğun daha farkına varıyor. Sevmek ve sevmenin aksülameli sevilmek! Giderayak ne kadar da sevgiden uzaklaşmışım. Sevgisiz ve sevimsiz olmuşum! Sevmek en güzel duygu diye mırıldanıyorum istemsizce. Sevgiden mahrum kalınca mı takıldı aklıma yoksa sevilme ihtiyacım depreşince mi bilemiyorum! Bakışlarım eskiden sevgi dolu olurdu şimdi kin ve nefret dolu şuaların esiri olmuşum. Oysa bitip tükenmek bilmez bir hazineydi sevmek. Sevdiği kadar sevilirmiş ya insan. Şimdi nefret ettiğin kadar varsın ve değerlisin cümlesiyle beynim zonkluyor. Sevimli bir yavru kediye sevgiyle yaklaşan el gibi merhamet dolu bir el lazım bana aslında! Nereden nereye geçtik. Sevgi merhameti de tetikliyor demek ki! Sevgi ve merhamet anlamını yitiren nostaljik iki kelimeye dönüştü hafızamda. Uzaklaştıkça sevgiden merhameti de unuttum. Şimdi sokakta iki kediye biraz mama verince merhamet abidesi zannediyorum kendimi. Oysa en başta kendimi yoksun bıraktım sevgiden ve merhameten. Acımadım kendime. Beş para etmeyecek şeyler uğrunda bir ömrü harcarken en ufak bir merhamet göstermedim kendime. Kendime merhamet etmeyince etrafımdakilerden de esirgedim merhameti. Ne dul kalan komşuma, ne öksüz kalan kıza, ne de sokağa düşen adama acıdım. En ufak bir merhamet emaresi göstermedim. Oysa göstermeliydim. Ne güzel demiş eskiler kendine merhameti olmayanın başkasına merhamet göstermesini beklemeyin. Yılları, koskoca bir ömrü merhametten yoksun olarak tamamladım da farkına bile varamadım.

Sevgiden yoksun kaldım ama sevgi bu illa bir şekilde eksikliğinin giderilmesi gerekli değil mi? Sevmelerimi değiştirdim bu sefer. Önceden sevdiğim ne varsa terk ettim hepsini. Doğayı, insanı, hayvanatı… Hepsini sildim defterden. Şimdi başka şeyleri seviyorum artık. Parayı, makamı, betonu, sitelerin içerisindeki suni çimleri… Doğal olandan yapay olana çevirdim yüreğimdeki sevgiyi. Heyhat ki ne kadar çok severdim yeşili, çiçeği, ufka bakıp da çay içmeyi. Unutunca sevmeyi haliyle hatırlamaz oldum sevilmenin bendeki karşılığını. Parayla alınır sandım sevgiyi. Yanıldığımın farkına varırım sandım ama varamadım. Parayla elde edilen sahte sevgilerin verdiği mutlulukla avundum durdum. Oysa hava kadar, su kadar elzemdi benim için sevmek ve sevilmek. Bunu idrak edemedim. Ayılamadım o sarhoşluktan.

Evet, evet para, makam beni bir tür sarhoşluğun içine itmişti de farkına varamamıştım halimin. Ben başım döndükçe zelzele oluyor sanıyordum. Oysa içimden bir türlü söküp atamadığım vicdanım beni silkeliyordu bilemedim! Sendeledikçe depremin şiddetini arttırdığını zannettim. Meğer acı bir sona doğru gidiyorken son uyarılarını yapıyordu o içimden bir türlü söküp atamadığım ve her seferinde beni yokladıkça nefret ettiğim vicdanım. Ah bir sökebilseydim içimden onu ne kadar mutlu olacaktım!

Kapkaranlık bir boşluktayım dedim. Işıksız, dalsız, yolsuz kalmışım. Zifiri bir karanlığın ortasında çare arıyorum ama nafile! Lambayı yakabilmem için gerekli olan düğmeyi sökmüşler içimden. Gökyüzünde ayı , yıldızları görebilsem önümü de göreceğim ama zihnimi öyle bulandırmışlar ki kafamı kaldırıp gökyüzüne bakmayı bile akıl edemiyorum. Sanki bir cam fanusun içerisine tıkılmış gibiyim. Her aldığım nefes içerideki oksijeni azaltırken meçhule doğru gittiğimin farkına bile varamıyorum.

Bu keşmekeşten kurtaracak bir ele muhtacım şimdi. Ah be ah, keşke zamanında o yetimin başını okşasaydım, o dula sahip çıksaydım, o sokaktaki amcaya bir el uzatıverseydim. Yanından umursamadan geçtiğim açım diyen o kızcağıza duyarsız kalmasaydım. “Hey sen karanlıkta kalmış olan adam! Yüreğindeki güzelliklere dikkat kesil. Senin yolunu aydınlatacak olan, karanlıklardan aydınlığa çıkaracak olan içindeki imandır iman” diyenlere kulak kabartsaydım. En azından iman ışığım yansaydı da karanlık bir gecenin sabahına varabileceğime inansaydım.

İçimizdeki iman ışığının hep yanmasına, sevginin merhametin baş tacı olmasına dikkat ediniz...

Selam ve dua ile…

Minik bir tebessüm

Yanlış numara

Adamın karısı normalde telefonu eline aldı mı 2-3 saatten önce bırakmazmış. Bir akşam yine telefon çalmış, kadın gidip açmış ama bu kez sadece yarım saat konuşmuş. Adam şaşırmış:

- Hayrola hanım? Sen 2 saatten az konuşmazdın, bugün anlatacakların yarım saatte nasıl bitti? Karısı cevap vermiş:

- Yanlış numaraydı!

İlgilisine notlar

“Bilirim aydınlık için / Karanlık da gerekli.” Cahit Zarifoğlu

“Aydınlık yolu herkes bulur, mesele karanlık yolda ışık aramak.” Necip Fazıl Kısakürek

“Karanlığı aydınlıktan yalnız körler ayırt edemez. Gönlünü kara yapma, hakikat nurlarının girmesine izin ver. Gönlü kapalı körlerden olma.” Şeyh Sadi Şirazi

“Hepimizin içinde hem aydınlık, hem de karanlık bir yan vardır. Önemli olan hangisini seçtiğimizdir. Bizi biz yapan budur.” J.K. Rowling