Genel olarak bireysel düzeyde bile insan, kendinden farklı yeteneğe, niteliğe ve özelliğe sahip olan diğerine karşı farklı bir duygu taşır. Bu duygu kimi zaman imrenme tarzında olabileceği gibi, kimi zaman da kıskanma, hatta çekememe şeklinde kendini gösterebilir. Bu tarz bir duygu taşıyan veya gösteren bakımından olumlu ya da olumsuz sonuçlar doğuracak davranışlarla karşılaşmak olasıdır. Sözgelimi ahlaki bir erdem olan özgecilik (diğerkamlık) gereği yoksul birinin zaruri ihtiyacını karşılayanın bu davranışını takdir etmek ve benzer şekilde hareket etmek, bir anlamda imrenmedir, yaşayışına örnek almaktır. Benzer şekilde, belli bir zanaat veya meslek icra ederek, mesela belli bir servet elde etmiş bir kimse de örnek alınabilir, ona karşı da bir kimse veya kimseler imrenme duygusu besleyebilirler. Böylece gerek bireysel gerekse toplumsal düzeyde bu duygu olumlu bir nitelik gösterebilir. Çünkü sahip olunan doğal yeteneğin, niteliğin, özelliğin, belli ilkeler, değerler ölçeğinde işletilmesi, kullanılması ve onlara bağlı birtakım sonuçların alınması söz konusudur burada.
Buna rağmen, yine insan doğası ve psikolojisi gereği farklı, hatta karşı değerlendirmeler, irdelemeler, yorumlar ortaya konulması daima mümkündür.
İrdeleme konusu olarak ele alınan servet kavramı ve olgusu bağlamında, servetin kaynağı olarak öncelikli sırada gözüken yönetim ve siyaset alanı, tarihi süreçte başat bir alan olarak yer almıştır. Bu konuda yönetim ve siyaset olgu ve alanlarına yüklenen anlamların belirleyici bir işleve sahip olduklarını söylemek gerekmektedir. Mesela Kadim Yunan’da, toplumun varlığı gereği kamu görevi olarak tanımlanan görevlerde bulunmak, toplumsal veya kamusal erdemin ayrılmaz bir parçası şeklinde anlaşılmaktaydı. Onun için o toplumda, mesela Atina Kent-Devleti’nin her yurttaşının yönetim ve siyaset alanında ve mahkemelerde jüri üyesi olma görevini üstlenmesi yurttaş olmanın zorunlu bir şartıydı. Aynı zamanda mensubu olduğu toplum ve yönetime, yani devlete karşı erdemli bir kişi olduğunun bir kanıtıydı.
Allah Rasulü’nün temellerini attığı ve belli bir süre uygulama imkânı bulunduğu süreçte kamu hizmetinin gerçekleştirilmesinde farklı bir yönetim ve siyaset örneği ortaya konulmuştu. Yönetim ve siyaset olgu ve alanlarının, fiili olan (de facto) “iktidar”a indirgenmesiyle farklı bir uygulama başat, giderek ilke niteliğine bürünecektir. Günümüze kadar etkisini sürdürecektir bu durum.
Özetle, bireysel ve toplumsal düzlemde ortaya çıkan herhangi bir “iktidar” olgusu ya da görünümü, çeşitli etkenlerin de yardım ve desteğiyle servetin bir kaynağı, çoğunlukla da birincil kaynağı haline dönüştüğü takdirde, kaçınılmaz olarak birtakım sorunların oluşmasına yol açagelmiştir. Çünkü yönetim ve siyaset, öncelikli ve belirgin anlamında, hayatın kurulması, sürdürülmesi ve gerçekleşmesi bağlamında bir “meslek” değildir. Belli yetenekler, şartlar ve imkânlar çerçevesinde ancak bir kamu görevi, dolayısıyla da kamu erdeminin gerçekleştirilmesidir.