Sermayeyi Kediye Yüklemek

Abone Ol

Kedi öldürmek, herhangi bir canlının canına kıymak kadar günah olsa da yedi cami yaptıracak kadar günah-ı kebairden sayıldığı söylentisi muhtemelen haylaz kedilerin uydurması olsa gerektir. Kedi hayvanında Yahudi milleti gibi üstün ırk inancı hakim değilse de fazla nazlı oldukları, çokça kayırılmak istendikleri, ölümlerinin bile diğer canlılardan farklı olduğuna dair kedi inancı ise gerçektir. Kedilerin yedi yahut dokuz canlı oldukları şaibesi buna örnek olarak gösterilebilir. Yine nereden düşerlerse düşsünler, dört ayak üstüne düşecekleri inancı da ‘Biz Türküz, bize bir şey olmaz’ sanrısının kedi dilinde karşılığı olarak kendini gösterir. Ayrıca kedilerin Orta Asya’dan göç ettiklerine ve bir şekilde yerleşebildikleri Anadolu’yu yurt edinip İslamlaştırdıklarına dair bir rivayet de henüz ortada görünmemektedir. Zamanla olmayacağı anlamına gelmez. Nihayet kedi milleti nelere kadirdir.

Uyku arasında salon tarafından zar zor duyulan tıkırtının müsebbibi şeksiz şüphesiz kedidir. Bu teselli insanı uykusundan edip olmadık zamanda sinir stres sıçratmaz. Uykuya, her zamankinden daha fazla muhtaç olduğumuz şu günlerde herhangi bir hırsızlık uğultusuyla rahatımızı kaçırmaya kalkanlara, birlik ve beraberliğimizi bozmak isteyenlere en tutarlı teselli elbette ‘Kedidir kedi’ cümlesidir. Velev ki hırsızlık olsun, tüm memleket ve cümle memalik soyulup soğana çevrilsin, hatta soğan fazla pahalı taşa çevrilsin, rahatımızı kaçıracak kadar önemli midir? Aman rahatımız, huzurumuz ve dahi uykumuz kaçmasın değil midir?

Bir de neredeyse şimdiki zamanı, yaşadığımız günleri özetleyen ‘sermayeyi kediye yüklemek’ deyimi vardır. Kedi milletinin herhangi bir yük, bir sorumluluk yüklenmeyeceğini bile bile sarf edilmiştir. Ama mesele odur ki sermayenin konteynırlarla gemiye, TIR’lara, kolilerle uçağa, muhtelif araçlara yüklenemediği zamanlarda; yani devenin, atın, eşeğin ve hatta öküzün rağbet gördüğü zamanlarda yüklenecek sermayenin ne kadar küçüldüğüne, azaldığına nispetle kediye yüklemek deyimi geliştirilmiş olsa gerektir. Aziz milletimiz her şeyin olduğu gibi deyimin de tamamen farkındadır ve sermaye yükledikleri bir araç olarak kedileri fena halde sevmektedir. Sermayenin ağır tarafının Malta’ya, Avrupa’ya doğru akıp, soğuk hava dalgası misali yurdu terk etmesi onları hiç mi hiç ırgalamazdır. Kedileri vardır bu memleketin. Seçim zamanları trafolara, uyuklanan zamanlarda bankalara, ihalelere, ticaretin göbeğine, bilumum ceplere, kısacası sermayeye dadanır. Kedinin doymak bilmez iştihasına teşne olanlar, bu tip dadanmaları vakayı adiyyeden görür, kedidir kedi diye söyleyip meseleyi savuşturur.

Kedi hayvanı çoğu insana sevimli görünür. Hem hırçın, hem nazlı rol kesmeyi becerebilen bu hayvan, esasen kelimenin tam anlamıyla aylaktır. İşsizdir, işsizliği ekonominin kötü gidişatı sebebine küçülmeye gitme bahanesiyle işten çıkarılmaktan, fakülte bitirip eksik istihdama maruz kalmaktan, KHK’yla açığa alınmak yahut görevden atılmaktan kaynaklanmaz. Kedi dediğin bir nevi millet insicamıdır ki güneşli günlerde yan gelip yatmak, sert geçen hava şartlarında korunaklı bir yere çöreklenmek, neşeli günlerde hareket eden bir cismin ya da varlığın peşinde koşturmak, durgun günlerde mayışıkmayışık dolanıp nazlanmak temel meşgalesidir. Aslında onun insana falan da ihtiyacı yoktur. Üç beş çöp karıştırır, fare, kelebek kovalar, her türlü karnını doyurur. Hayvanseverlerin şefkat duygularını bir şeye yöneltip vicdan rahatlatma ihtiyacı kedi beslemeyi, önlerine süt yahut hazır mama koymayı, icabında eve alıp def-i hacetlerini dert edinmeyi elzem kılar. Evlerin koltuğuna, perdesine, halısına sinen orantısız kedi kılı değil, esasen hayvansever geçinen insan türünün kıllığıdır. Bir insanın müşkilini gidermeyi, derdiyle dertlenmeyi göze alamayan hayvan seviciler, ruhsal rahatsızlıklarını kediye yüklerler. Tabii bu durum kedinin umurunda mıdır? Elbette miyav…

3 Mart Enternasyonal Kedi Bayramı’nın yaklaştığı şu günlerde bayrama hazırlık mahiyetinde gece gündüz kedi çığırışlarına tanık olmaktayız. Kediler sevişken varlıklardır. Sesleri kulağımızı tırmalarken, kulağımızın arkasına sahip çıkmak hepimiz için milli bir görev olsa gerektir. Kedidir nihayet, her tıkırtı trafodan yahut oturma odamızdan gelmeyebilir!