Sermayenin rengi vardır

Abone Ol

Ajanslara düşen bir haberde şöyle bir ifade geçiyordu: “Aralarında Saint Kitts ve Nevis, Antigua ve Barbuda gibi Karayip ülkeleriyle, Tuvalu, Vanuatu gibi ada devletlerinin de olduğu 93 ülkeden 7 bin 312 kişi 250 bin dolara vatandaşlık aldı. Vatandaşlık hakkı, 19 Eylül 2018’de 1 milyon dolardan 250 bin dolara düşürülmüştü. Kanun 1 milyon dolar şartını geçerli kıldığı zaman da 70 kişi vatandaşlık almıştı. 19 Eylül sonrası rakam 7 bini aşmış oldu.

Saint Kitts ve Nevis, Karayipler’deki bir ada ülkesi ve nüfusu 52 bin 441. Antigua Ve Barbuda, yine Karayipler’deki bir ada ülkesi ve nüfusu 96 bin 286 kişi. Tuvalu, haritada bile zar zor görünen 26 kilometrekarelik bir ada ve 11 bin kişi yaşıyor. Vanuatu ise içlerinde en büyüğü ve İstanbul’un orta halli bir ilçesi kadar, yani 292 bin nüfusu var. Bu küçük ada devletlerinin vatandaşları bile 250 bin doları “bastırıp” Türkiye Cumhuriyeti’nden vatandaşlık alabilmiş.

“Pasaport satmak” bu kadar gerekli mi veya başka bir açıdan bakılırsa onur kırıcı bir tutum değil mi? Kimdir, nedir, necidir diye bakmadan, sadece 250 bin dolarlık bir gayrimenkul yatırımı yaptı, yani müteahhitlerimizin yaptıkları beton yığınlarından bir daire aldı diye vatandaşlık vermek çok normal bir şey midir? Bunun ahlaki bir yansıması olup olmadığı neden kimseleri ilgilendirmez? Dünyayı algılayışımız da “tüccar siyaset” garabetine mi indirgeyelim yani?

Siyasi iktidar, ne zamanki kaynağa ihtiyaç duysa bir anda ortaya ya “imar barışı” ya da “varlık barışı” çıkıveriyor. “Barış “ denmesine rağmen özü itibariyle olumsuz tabirler “imar barışı” veya “varlık barışı”… İmar barışının manası, “parasını öderseniz kaçak yapılarınız anında aklanır, meşrulaşır” demek. Kuralı kaideyi gözeten, hak yemekten kaçınanlar için herhangi bir “barış” durumu söz konusu değil.

“Varlık barışı” da kaynağına, rengine bakmadan yurtdışındaki ne idüğü belirsizler de dahil paraların Türkiye’ye getirilmesi… Temel mantık; para gelsin de isterse “kara para olsun” galiba, çünkü ne vergi incelemesi yapılıyor ne de herhangi bir cezai işlem söz konusu oluyor. Ahlaki bir kritere ihtiyaç bile duyulmuyor, yeter ki “kaynak” temin edilsin, ekonomiye para girsin!

 Yabancıya konut satışı da farklı bir bakış açısını yansıtmıyor. Evet, kağıt üstünde ülke döviz kazanmış olabilir ama bunun vatandaşa yansımasına hiç bakılmıyor mesela. Üç beş tane müteahhit kazanç elde ediyor ama uzun vadede artan fiyatlar ve kiralar gibi neticeler vatandaşın lehine olmuyor. Körfez’den gelen bir “yatırımcının” bir seferde 50-100 tane daire alması, bütün bir çevredeki fiyatları yapay bir şekilde yukarı itiyor ve fiyat seviyesi de İstanbul örneğinde olduğu gibi yukarıda oluşuyor. Kiralarda da aynı durum yaşanıyor. Burada sıradan vatandaşın lehine olan ne var acaba?

Siyasi iktidarın zihin yapısını yansıtan “Sermayenin rengi olmaz” açıklaması bu noktada önem kazanıyor. Gerçekten de sermayenin rengi olmaz mı acaba? Dünyada hakim olan küresel sistem ve onun kontrolündeki ekonomik nizamı “ırkçı emperyalizm”den bağımsız düşünebilir miyiz? Günümüzde işgallerin veya emperyalist tasallutların ana mecraı ekonomiye kaymışken, sermayenin rengi olmayacağı nasıl söylenebilir? Serbest teşebbüs gibi gözükse ve yabancı sermaye diye şirin gösterilmeye çalışılsa da günümüzün emperyal güç vasıtalarından birisi de sermayedir. “Sermayenin rengi olmaz” önermesi, tam da “para gelsin de nereden ve nasıl gelirse gelsin” pragmatizminin ürünüdür ve gerçekle de bağdaşmamaktadır.

Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın Londra veya New York’ta “yatırımcıları” ikna turları, aslında eskinin bankerlerini borç vermeye ikna amacını taşımıyor mu? Ülke risk primi olarak adlandırılan CDS’ler, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının verdikleri notlar ve “yatırımcılara” verdikleri tavsiyeler, basit bir yatırım tavsiyesi midir yani?

Sermayenin tengi yoksa, o zaman faizci de rantiye de, zalim kapitalist de, hiçbir ahlaki kriteri olmayan “sıcak para” da başımızın üzerinde mi olacak yani? Para gelecek diye hiçbir kırmızı çizgimiz olmayacak mı?

Kamuoyu önünde ilgili ilgisiz her yerde “yerli ve milli” diye diye, bu kavramların da içini boşaltanların, “sermayenin rengi yoktur” pragmatizminin götüreceği yer olsa olsa “babalar gibi satmak” olur herhalde.