Piyasa raydan çıkıp sadece güçlülere, bir diğer ifadeyle sermaye sahiplerine çalışmaya başladığında ister istemez toplumun büyük bir kesimini oluşturan dar ve sabit gelirler için hayat çekilmez, böyle olunca iktidar sahiplerinin piyasaya müdahale etmeleri zorunlu hale geliyor. Mesele sadece yerli sermaye sahiplerinin daha zenginleşmesinden ibaret kalmıyor, küresel sermaye çevreleri her istediklerini yaptırdıkları bir ortam ortaya çıkıyor. Böyle olunca da, bir başka ifadeyle küresel sermayenin sömürüsüne açık hale geliniyor. Bunun ne anlama geldiğini uzun uzun anlatacak değilim. Çünkü netice itibariyle ister dolara, ister bir takım stratejik malzemeler yoluyla küresel sermaye ve iş çevrelerinin güdümüne girmek aynı zamanda ekonomik bağımsızlığın yitirilmesi anlamına geliyor. Ekonomik bağımsızlığı olmayan ülkelerin siyasi bağımsızlıklarının sağlanmasının da kolay olmadığı bilinen bir husus.
Sözü ülkemizde son bir ay içinde yaşananlara getirdiğimizde adeta bir takım küresel sermaye çevrelerinin baskısı sonucu ülkede ekonomide ipin ucu kaçma noktasına gelindiğinde iktidar yeni bir takım uygulamaları hayata geçirmeye başladı. Ancak, bu durum galiba küresel sermaye çevrelerinin işine gelmemiş ki, bir takım itirazlar yükselmeye başladı, yapılanlara yönelik tepkiler ortaya çıktı. Buna karşılık Cumhurbaşkanı Erdoğan, her fırsatta serbest piyasa ekonomisinin kurallarına aykırı bir uygulamaya yapmıyoruz, diyerek alınan kararları savunma ihtiyacı duydu.
Hemen belirteyim ki, son uygulamalar karşısında tepki sadece küresel sermeyenin içerideki uzantılarından gelmedi vatandaş da yeni uygulamalar ile bir ayda dolarda ortaya çıkan aşırı artış ile kaybettiklerinin iade edilmesini istiyor. Bunda da haklı. Çünkü hemen her gün etiketlerin değiştiğini millet olarak gördük. Bırakın her gün etiketler değiştirilerek fiyatların artırılmasını, saat farkıyla fiyatlar değişti. Böyle olunca market sahiplerinin en önemli işi her gün etiket değişikliği yapmak haline geldi. Sonuçta yeni uygulama ile dolarda kısa sürede ciddi düşüş yaşandı. Böyle olunca bir ay boyunca fiyatlardaki artışlar hep dövizdeki artış ile izah edildiği için şimdi insanımız mademki dolar düştü öyle ise fiyatlar da düşsün çağrısı yapıyor. Bu istek gazete manşetlerine, “Şimdi sıra etiketlerde” veya “Madem döviz düştü zamları da kaldırın” başlıkları altında yansıyor. Bu arada bazı ürünlerde yapılan ya da yapıldığı söylenen indirimler ise yine medyaya, “Zamlar gerçek, indirim sahte” başlığı altında yansıyor. Konu ile ilgili haberde, “Fırsatçılar, fahiş fiyat belirlerken aceleci davranıyordu. Şimdi döviz düştü ama aynı telaş görülmüyor. Hatta fiyat düşürmedikleri halde, indirim duyuruları ile vatandaş kandırılıyor” şeklinde yer alıyordu.
Hemen belirteyim ki, vatandaşı kandırmaya yönelik her türlü adımın karşısında devletin gücünün hukuk kurallarının uygulanması için devreye girmesi gerekiyor. Böyle olmaz ise ister istemez ülkenin tüm imkânları iç ve dış sermaye çevrelerinin emrine sunulmuş olur. Yapılanlarda niyet bu olmasa bile önemli olan ortaya çıkan sonuçtur. Bu bakımdan serbest piyasa yanlılarının tepkilerine aldırış etmeden, serbest piyasa ekonomisinin başıboş ekonomi demek olmadığını bu çevrelere göstermek gerekir. Çünkü serbest piyasa ekonomisi başıboş, sadece güçlülerin sözünün geçtiği bir sistemin adı değildir. Kaldı ki, eğer bir ülkede sadece güçlülerin çıkarlarına hizmet edilecek, altta kalanların canı çıksın anlayışı yürüyecekse o ülkede devlet denen yapılanmaya da gerek kalmaz. Geldiğimiz noktada atılan adımlar ve alınan kararlar ile zaten sermaye sahiplerinin çıkarlarının korunması yönünde adımlar atılmıştır. Buna rağmen sermaye çevreleri hâlâ dolar yükseldikçe ürünlerine yaptıkları zammı indirmemekte direneceklerse o zaman bu adımların atılmış olmasının anlamı kalmaz.