Seni koruyamadık çocuğum. Mavi dalgalar bir o yana bir bu yana savururken seni, biz de savruluyorduk karmakarışık hayatlarımızın bir köşesine. O küçücük bedeninle çırpınırken sen, kaybedeni biz oluyorduk bu savaşın...
Seni koruyamadık çocuğum. Küçük kızımız üstünü açar da üşür korkusuyla kaç kez uyandık geceleri. Aslan oğlumuz biraz rüzgâr alırsa diye siper ettik kendimizi. Senin de bizim çocuğumuz olduğunu unuttuk ama. Unutturdular bize. Ümmetin çocuğuydun sen, göz nuruydun ama koruyamadık...
Seni koruyamadık çocuğum. Sen sırtını dönmüş yatarken serin kumlarda, biz de sırtımızı dönmüştük sana. Resmini gördüğümüzde haberlerde, adını duyduğumuzda bir parça burkuldu yüreğimiz. Bize gülen gözlerle bakan yavrumuza kaydı hemen gözlerimiz. Benzer kıyafetlerden onun da olduğunu düşününce daha bir yandı içimiz. Ama uzun sürmedi çocuğum. Hayat devam ediyordu ne de olsa, etmeliydi. Sadece seni değil, yürekte matemini bile koruyamadık çocuğum...
Seni koruyamadık çocuğum. Tıpkı senin gibi diğer kardeşlerini de koruyamadığımız gibi. Evimize komşu, canımıza can olduğunuz halde, size başka toprakların çocuklarıymışçasına baktığımız gibi. Canlarının, mutluluklarının, çocukluklarının bize emanet olduğunu unuttuğumuz minik yürekler gibi...
Seni koruyamadık çocuğum. Tıpkı acımasız dalgalar altında sürüklenen İslam’ın diğer çocuklarını koruyamadığımız gibi. Arakan’da ateşe verilen, Gazze’de misket bombasıyla parçalanan, Irak’ta defalarca kez kirletilen, Doğu Türkistan’da kirli ellere peşkeş çekilen savunmasız bedenleri, masum güzellikleri koruyamadığımız gibi. Lübnan’da annesiz kalan, Çeçenya’da babasız bırakılan, Bosna’da yurdundan olan kardeşlerini koruyamadığımız gibi. Siz geceler boyu uykusuz kalırken, annelerinizin gözyaşlarını ninni, şarapnel parçalarını kendinize oyuncak yaparken, biz uykularımızı bölerek avuçlarımızın içine gülüşünüzü koyduğumuz dualarımızı bile koruyamadık...
Seni koruyamadık çocuğum. Düğüm düğüm oldu boğazımız seni öyle görünce. O kumlarda oyun oynadığını hayal ettik. Küçücük ayaklarını denizde gezdirdiğini görmeye çalıştık baktığımız resminde. Dalgalar yüzüne vurdukça mutlu oluşunu seyretmek, gülüşünü izlemek istedik, yapamadık. Oysa söz vermeyi marifet saymıştık kendimize. Ardımıza önümüze bakmadan koca koca sözler vermiştik her ortamda. Sizin için çalışacak, seni kurtaracaktık. Tüm mazlumların güldüğü bir dünya kuracaktık. Seni o denizlere salan, seni o cenderede bırakan herkesten hesap soracaktık ama yapamadık. Birbirimizle uğraşmaktan, dinimizde de sözümüzde de tavizler verip durmaktan, mazeretler başkanı olup bahaneler üzerine sayfalar dolusu raporlar hazırlamaktan fırsat bulamadık sözümüzü tutmaya. Biz yeni bir dünya sözümüzü bile koruyamadık çocuğum...
Seni koruyamadık çocuğum. Tıpkı kendi vatanımızın kınalı kuzularını koruyamadığımız gibi. Evlere ateş düştükçe bir parça darlanan, bizden uzak olduğu müddetçe “Vatan sağ olsun” sloganları attığımız ve bizden daha çok vatansever olmadığını sandığımız ama onlar bir bir gittikçe sanki topraklarımızdan, canımızdan, kanımızdan eksilen; bayrağımızı, vatanımızı, namusumuzu emanet ettiğimiz şehitlerimizi koruyamadığımız gibi...
Seni koruyamadık çocuğum. Sen gittin bizi vicdanımızla baş başa bıraktın. Orada öylece hareketsiz yatarken “Herkes alması gerekeni alsın” der gibiydin. Sen bilmezsin, senin masum dünyanda kin yoktur ama biz suçluyuz çocuğum. Seni o karanlıkta, o serin sularda, o dipsiz kuyularda biz bıraktık... Tutmalıydık ellerini sıkıca, tutamadık.
Çocuğum... İlk değilsin, son da olmayacaksın. Biz üzerimize soğuk bir su döküp kendimize gelmedikçe, ağır mı ağır uykularımızdan uyanmadıkça, kişisel çıkarlarımız uğruna verdiğimiz sözlerden caymaktan, çizgimizden kaymaktan uzak durmadıkça, rahatımızdan fedakârlık yapmadıkça... Ardından çok fazla masum yürüyecek cennete.
Kapkara, iç burkan, surat artıran itiraflar mı oldu bunlar çocuğum Okuyanın içi mi daralır, günü mü kararır Olsun be çocuğum, olsun bu kadar da. Bırak birazcık kararsın hayatımız. Biraz duruversin dünya, kaçıversin iştahımız sofralarda. Çok sürmez zaten merak etme sen. Günlerce uykusuz kalacak değiliz ya. Hem ne gelir ki elimizden Dost meclislerinde andık adını işte. Resminin üzerine yazıp çizdik bir şeyler. Bir kaç okkalı cümle kurduk gidişin üzerine. Beş on beğeni, üç beş paylaşım... Yapabileceğimizin en iyisi bu be çocuğum.
Çocuğum... Bir gün bitecek bu zulüm. Dağılacak üzerimizden kara bulutlar. Mazlumlar gülecek, yetimler sevinecek, gözyaşları dinecek masum yavrucakların. Sana acımayanlar acınacak hale gelecek. Yeni bir dünya kurulacak senin gözlerinden ışığını alan. Yepyeni bir dünya, zalimin cehennemi olan. Sen üzülme çocuğum, gönlünü ferah tut. Bizi de affet olur mu Sana bunu reva görenleri affet. Seni o denizlerde bırakanları, sana masum bir çocukluğu çok görenleri, gözyaşları döke döke senin için dua etmeyenleri şikâyet etme huzuruna vardığın Yüce Makama. Çevirme yüzünü bizden. Biz unutsak da senin için verdiğimiz sözleri, sen davacı olma bizden emi