Sen neden oradasın?

Abone Ol

Önce altyapısı hazırlandı. Hem de buralardan toplanan devşirmeler sayesinde.

"Niçin bizimkiler Dolmabahçede onlarla birlikte 6.Filoyu taşlamadılar "

6.Filoyu taşlamak ya da 6.Filoyu protesto etmek; yani antiamerikancılık.

Siz neden antiamerikancı olduğunuzu tescil ettiren bir eylem içinde bulunmadınız

"Sağcı" tasnifine sığdırdıkları çocukları, gençliği işte bu noktadan sokuyorlar kıvrandıracakları kompleks anaforuna.

Peki onlar ne yapıyorlar

Burdan itibaren katılalım solculara diyor ve 1 Mayıs Taksimlerinde boy gösteriyorlar. Antiamerikancı, antikapitalist, hadislerden haberdar yarım sosyalist havalarında, tavırlarında.

Edalı güzel bunlar!

Kırk yıl önce "Solcu" çocuklara "Niçin geç kaldım" gazı veren Füsun hanım rolünü kim üstlenecek Ya da geç kalmış sayılmaz mı Neo 1 Mayısçılar

Bu ülkede nüfus cüzdanlarına "Ekmek" damgasının işlendiği cihan harbi yılları bitmiştir. Başımızdaki Milli Şefin sizi aç bıraktım, çıplak bıraktım ama babasız bırakmadım, diyerek öğüneceği günlere ermiştik; Rusun Stalini gösterdi Stalinliğini. Ha, bu arada babaların yokluktan ve vergi kırbacından ve ince hastalıklardan ölmesinin ölüm sayılmadığını belirtmemiz gerek.

Stalin ne istedi Karsi ve Ardahanı.

Milli Şef ne yaptı

Ey Amerika neredesin dedi.

Amerikada ölen büyükelçimiz Münir Ertegünün cenazesini "Missouri" zırhlısına yüklediler ve İstanbul yoluna düşürdüler.

Missouri zırhlısının askerlerini ağırlamak gerek değil mi Evet, hem de nasıl ağırlamak... Onlar gelene kadar hazırlıklar başlasın.

Karaköyde nerelerin badana ettirildiğini ve Anadoludan genç kızların toplandığını ve işaretli sokaklara günlerce bu ülke insanlarının sokulmadığını, ne Dolmabahçe önünde 6. Filoyu taşladığını sanan o gençler biliyordu, ne de "Sağcı" yarım akıllılara siz nerde kaldınız gazı veren devşirmeler biliyordu.

Missouri zırhlısının bir hesabı yokmu idi ve bu hesap kimden sorulacaktı.

Milli Şef icabında Amerikancı olur, biz de onun kucağına oturarak taşlarız 6. Filoyu. Ne güzel solculuk bu.

6. Filonun kafası yarıldı sanki. Ve sanki çok daha gelmedi o boğaza ve günlerce demir atmadı

Devam ediyoruz ve devam ederken diyoruz ki: Muhasebesini yapmayan sol, hesaplaşmasını yapmayan sol, oyuna geldiğini ve hep harici yönlendirmelerin kurbanı olduklarını bilmek istemeyebilir. Lakin bizim farkında olmaklığımızı engellemez bu durum.

Missouri zırhlısının hesabını Mİlli Şeften sormayan/soramayan/sormayı akıl edemeyen sol, Dolmabahçeden boğazda demirli 6. filo gemilerine "Yuh" çektirmekle solculuklarının gereğini yerine getiriyorsa/getirmiş oluyorsa bize sükunetimizi muhafaza etmek düşerdi. Öylede yaptık/yapıldı. Biz yani Müslüman gençlik, mukaddesatcı gençlik...

O yılları ve o yılların Milli Şefi İsmet paşayı kendilerinden bir kalem, Aziz Nesin anlatsın. İsmet Paşa sevgisinin kaynağına inilmeden iyi solcu olunmaz ama...

"1946 yılında İstanbul Emniyet Müdürlüğünde bir hücreye kapatıldım. Bana orda 6 gün ekmek, yemek, su vermediler. Açlığımın 5. gününün gecesiydi... Hücrelerin bulunduğu koridorda yanan sobada nöbetçi polisler ısınıyordu. Helaya çıkarıldığım zaman nöbetçi polisin elli yaş sularında sakalları uzamış tombul bir adam olduğunu gördüm. Helaya gidip gelirken hiç konuşmadık. Çok asık suratlıydı. Saç sobanın üzerinde bir tayın kızarıyordu. Hücreme giderken kızaran tayının kokusunu duymuştum. Biraz sonra hücrenin örgütelli kapı deliği açıldı. Delikten deminki tombul polisin eli uzandı. Elinde sobada kızarmış bayat tayın içini tutuyordu. Bana o zaman nöbetçi polisin kızarmış ekmek içi vermesinin, onun için ne büyük tehlike olduğunu, olaydan 20 yıl sonra, bu gün ne ben anlatabilirim, ne siz anlayabilir siniz."

İşte bu İsmet Paşayı görmeyen gözler, Amerikan malı otomobilleri hemen gördüler.

Dolmabahçedeki o gençlerin ağırlıklarını koydukları o ünlü okula niçin arabasını yaktırmak için geldi, ABDnin Ankara büyükelçisi Commer

Taşlarınız yetişmemişti gemilerimize. Alın size bir Amerikan arabası; buyurun yakın. Tatmin edin antiamerikancılığınızı ve kendinizi iyi solcu sayın.

İşte o gün, yani Commerin arabasını yakmadan önce o gençlik, onbeş dakika önce merak etselerdi ve öğrenselerdi ziyaretçi Commerin ne yaptığını ve ne halde olduğunu; belki de hayatlarının yönü ve sonu bildiğimiz gibi olmazdı. İşte bu noktada üzülürüz onlara.

Varsın devşirmeler neden kaşkolunuzu benzin deposuna siz de sokmadınız, neden kibrit çakmadınız, soruları eşliğinde provakasyon görevini yapadursunlar; biz Taksimde ancak, akan kanları durduracak mitingler yaparız.

Rahmetli hocamızın sesi yankılanıyor orada. "Yollar yürümekle aşınmaz, diyor. Sana yolların nasıl aşınacağını soran mı var Neden yürüyenlerin meselelerini halletmiyorsun "

O ünlü okulun rektörü anlatıyor. Ve ancak şimdi anlatıyor: "Biz Commerle güle eğlene yemek yiyor, şarap içiyorduk; bahçede onun arabası yanarken.

Ve sonra öğrendik ki, hükümet çok telaşlanmış, Amerikaya ayıp oldu, filan demiş. Biz o sırada, yani Commerle ben şarap içiyorduk gülerek..."

O gün Commerin arabasın yakan o gençler, neden içerde neler olup bittiğini merak etmediler Neden o rektör o gençleri bilgilendirmedi yaşadıkları ile...

İstihbaratı/istihbaratcılığı bu kadar önemsememek normal midir Yoksa bizi haber yapan gazetecilerin bize getirdikleri yeter mi diyorlardı. Bir misal mi istiyorsunuz M.Akyol yazmıştı:

"Ankaraya gidecektim. Filan komiser gel beraber gidelim dedi. Ya da şöyle: Filan komiser Ankaraya gidiyormuş, haydi sende gel dedi. Yani birlikte Eskişehire vardıklarında, komiser bir köşede bırakır onu. Ben birazdan geleceğim. Ben bekleyip dururken, karşılardan bir yerden Deniz işaret ediyor: Gelsene. Sıkıyönetim var ve onlar aranıyorlardı. Konuştuk ve ayrıldık (Neler konuşulduğu sır). Sonra biz Ankara yoluna düştük. Şimdi bazen pişman olurum. O gün onu teslim olmaya ikna etseydim veya yakalatsa idim, bu gün yaşıyor olabilir mi idi "

Belki o gün radoyu açanlar "Aranan şahısların Malatya civarında görüldüğü" haberini dinliyorlardı.

Bir araba yakılmakla bir ülke nasıl tedirgin edilir Öğrenmek isteyenler o günün gazetelerinin birinci sayfalarına bir baksınlar.

Bir oyun oynandığını kim farkediyordu Ezanı duyduklarında cami yoluna düşenler. Duaları şerden de, ehven-i şerden de korunmak üstüne idi, ülkelerinin tüm insanlarıyla.

6. Filoya nasıl karşı olunur

Bu ülkede yaşanan ve yazılan bir destandan biraz bahsederek bitirelim yazımızı.

Kıbrıs çıkarmasını yapacağımız günler. 6. Filo hemen burnumuzun dibinde. Ya müdahale etmek isterse, sorusu var gündemde.

Rahmetli Hocamız Başbakan yardımcısı. Birlikte çalıştığı komutana derki. Havacı subaylarımızla bir toplantı yapalım. Salon havacılarla doludur. Söz alır Hoca. Sorusu şudur: Uçağı ile 6. Filoya dalış yapacak 10 arkadaşımız ayağı kalksın! Bütün salon ayağa kalkar ve haykırır: Hazırız!

6. Filoya karşı olmak budur, Amerikaya karşı olmak budur.

Milli Görüşün gençliği hiçbir zaman başkalarının işaretlediği/belirlediği yerlerde olmamışlardır. Nerede olacaklarını ve nerede nasıl duracaklarını kendileri bilir, kimse onlara öğretemez. Böyle biline!

1 Mayısı gördüm

1 Mayıs 1977 için ancak yeni yeni konuşmaya başlıyor/çalışıyor olayın tarafları veya olayın tanıkları

Neden şimdi

Bu kadar geç kalmanın sebebi ne

O gün doğanlar bugün 35 yaşında. O gün 40 yaşında olanları  ise ara ki bulasın.

T. Özalın ilk yıllarında bir TRT programında konuşmacılardan biri dedi ki: 1 Mayıs 77yi konuşalım. Ne olduğunu o gün, konuşalım.

İtiraz Ecevit hükümetlerinde spor bakanlığı da yapmış birinden geldi: Hayır! Konuşmayalım. Şimdi siz iktidarsınız. Öyle  günler yaşatmazsınız artık. Geçmişi konuşmanın zamanı değil.

O günlerde kimse talep etmedi. 1Mayıs 1977yi konuşmayı ve çok sonraki yılların birinde bir özel TV kanalında o günü bizzat yaşamış olan örgütçü solculardan bir kaçı alana bizi almadığınız için oldu o olaylar, diyecek oldular ve hemen susturuldular.

1 Mayıs 1977. Üç arkadaş çıktık Fatihteki yurttan, yürüyoruz Taksime doğru, kaldırımlardan. Yollar sadece mitinge giden yürüyüşçülere ayrılmış.

Unkapanı köprüsünde bıraktığımız ve ardı Zeyreke kadar uzananan sarı-kırmızı bayraklı grup maocu tanımındaki en sert gruptu.

Tarlabaşına geldiğimizde cadde boydan boya Disk yürüşüşcülerine ayrılmıştı. Ellerinde sopalar, sopaların ucunda göstermelik bir flama. Anlıyordunuz ki o sopalar bir kavga için hazırlanmış. Taşıyıcıların gözleri ve duruşları bunu söylüyordu.

Biz üç arkadaş sular idaresinin önüne kadar geldik. Doğrusunu söylemek gerekirse ortamdan çok ürkmüştük. Bir saldırı olursa, Tarlabaşının ara sokaklarından Dolapdereye doğru yokuş aşağı koşarız, planı da vardı kafamızda.

İstiklal Caddesi girişine geldiğimizde ise meydana girmek isteyenlerin Halk partililer olduğu gibi bir izlenim var hafızamızda. Sıranelvi caddesinde kimler vardı, hatırlamıyorum.

Orada duramayacağımızı anlamıştık ve istiklal Caddesinden gerisin geriye çıkmak istiyorduk. İstiklal caddesi yürüyüşçülerle dolu olmasına rağmen kaldırımları ve dükkanları ve sinemaları bildiğimiz İstiklal caddesi. Seyrede seyrede, baka baka dönüyoruz. Derken Dünya sinamasının pasajına daldık. Kurt Kanı diye bir film var. Haydi sinemaya girelim. O kadar yolu yürümüşüz ve yorgunuz. Yürüyerek dönmektense, hem filmi seyreder, hem dinleniriz. Film bitene kadar miting de biter.

Fakat bitmedi.

Filmin yarısı olmamıştı ki yarı dolu sinemanın ışıkları yandı. Herkes sessizce otursun. Dışarda olaylar var.

Şaşırmıştık. O kadar sopa varsa ve o kadar hınçla bakan göz varsa, bir olayın olması normaldi. Lakin ne olmuştu Bilmiyoruz.

Hava kararmaya yakın bir vakitte bıraktılar bizi. Taksime doğru yürüdük. Büfelerin önünde ise ters dönmüş ve yakılmış bir otomobil vardı. Atatürk Kültür Merkezine asılan o kocaman "Marks-Lenin-Stalin" resimleri hala boş meydana bakıyordu.

1 Mayıs 1977. Biz de orada idik. Ve şimdi anlamaya çalışıyorum: Bunca yıl süren suskunluğu.. O gün meydana asılan resimlerin görüntülerinin bir daha hiç basılmamasını.. Olayın öncesinde ve sonrasında yazılanları ve yorumları..

Bugün derin devlet, provokasyon demek çok kolay.

Son faaliyet

Irak, T. Özalın bir koyup üç almak istediği günden beri kan içinde...

Libyayı hallettik, Mısır kaynamaya devamda. Suriyede ise acılar katlanıyor hergün.

Dışişleri Bakanlığımız bir faaliyet raporu hazırlamış, kendileri ile ilgili.

Rapor dediysek. bir küçük levha yani. Tartışıp duruyorlar: Sınırlarımıza mı koyalım bunu. Yoksa Bakanlığın görünür bir yerine mi

Levhada ne mi yazıyor Aynen şöyle: "Çevreye verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı özür dileriz!"

Son istifa

Kılıçdaroğlunun adamı Gürsel istifa etmiş. Yoksa bizim yüzümüzden mi Kaç Pazardır yazamıyorduk onları...

Acaba darıldı mı bize

Nereye gitti sorularına cevap olsun bu fotoğraf. Ayın altından telefon ediyor Kılıçdaroğluna: Yokluğum varlığınıza armağan olsun!

Medya partisi

James Bond filminin setinde habercilerle korumalar kavga etmişler.

Haberciler, yani magazin muhabirleri.

Onların, bu ülkeye gelmiş yabancı sanatçı/artistle kavga etmediklerine dair hiç bir kayıt yok arşivlerde.

Kraliçe Süreyyayı dahi Bebek karakoluna düşürmüşler, yeni öğrendim.

Türkiyeyi tanıtma drumları bunlar.

Biz de sanıyorduk ki, çikolata renkli şarkıcı dedikleri için radyolarda, devlet sanatçısı seçildiler.

Hizmetin boyutu başka imiş. Sonra ki zaman yazmaya not düşme sayın bunu,

Ekmek yemek!

Peygamber buyruğunu tutmalı;

"Doymayacak kadar yemek yemek"

Bizde bol ya, bir tek bildiğimiz,

Yatarız kalkarız: Yemek!.. Yemek!..

Dünyada milyar aç bebek çocuk,

Ağlıyor inliyor: Ekmek!.. Ekmek!..

İşimiz, ovaya beton dökmek,

Ve de taş üstünde ekmek ekmek!

Ekrem Şama

M. Şevket Eygi ağabeyin 3 Mart tarihli yazısını okuyunca aryşivimizden çıkardık biz de bu tarihi resmi.

Anlatılanlar nedir

Yıl 1908. Avusturya işgal etmiş, almış Bosna Hersekimizi. Tepkimiz ne olacak Avusturyadan ithal ettiğimiz fesleri yere çalmak, boykot ilan etmek en gözde protesto usülü.

Kalpak satıcısı şapgalının dediklerini bir daha okuyunuz.

-Sende hiç hamiyet yok mu babalık. Geçir başına vatan kuzusundan bir kalpak... Çak yere bu Avusturya fesini!...