Hak, hukuk, adalet sözcüklerini bugünlerde çok konuşur ve yazar olduk. Nakarattan hoşlanmayan birisi olarak bunları tekrarlamak mecburiyetinde kalmamızdan hoşnut olmadığımızı her okuyan anlayabilir. Lakin gün olmuyor ki, yurdumuzun her bir köşesinden bir engelli bizi arayarak “Şurada şu haksızlığa uğradım. Şurada hakaret gördüm” demesin. En son gelen telefonlardan ve de şahit olduğumuz olaylardan birkaç örnek vermek gerekirse: Denizli’den arayan bir şahıs, “Efendim Almanya’nın Münih şehrinden geldik. Görme engelli kızım rehber köpeğiyle alışveriş yapmak istiyor. Ama görevliler yasak diye bırakmıyorlar. Görevliyi aldık telefona. Engelli hakları sözleşmesini anlattık. Kanunlardan bahsettik.
Köpeği hayvan olarak değil, eğitimli bir rehber olarak düşünmeleri gerektiğini söylesek de adam “bizim talimatımız böyle” diyor ve bir türlü hal yoluna girmiyor.
Bir başka görme engelli Erzurum’dan “Emekliyim, banka hesabımı başka bankaya taşıyacağım. Ama görevliler ‘noterin gelmesi lazım’” diyor.
Bütün bunlar yetmemiş gibi Ankara’nın göbeğinde Gençlik Parkı’nda lunaparkın işletmecisi tekerlekli sandalyedeki karıkocayı engellisiniz diye parka almıyor ve işte bu garabetler bizim ülkemizde yaşanıyor. Engelli sivil toplumu ne kadar bağırsa çağırsa da maalesef bunların arkası gelmiyor. Hâlbuki her akşam televizyon haberlerinde çağdaşlık, uygarlık adına hayvan haklarını koruduklarını iddia edenler bağırıp çağırıyorlar. Bunlar, bunlar ki pitbull’un çocuğa, büyüğe saldırması karşısında pitbull’u savunur halde iken, masum bir eğitimli rehber köpeğin sahibini bir yerlere götürmesini yasaklayan, yasakçı nobranlara ses çıkartmıyorlar.
Engelliler konusunda konuşmaya başlayanlar özellikle de iktidar yanlıları, “Biz Avrupa’dan daha ilerideyiz. Engellilere sosyal alanda daha çok hizmet veriyoruz” diye övünüp dururken “Bu yaşananlar karşısında daha ne diyebilirler?” sorusu merak konusudur. Avrupalı, köpeği eğitip görme engellinin hizmetine verirken ve de köpeğin parası ve masrafı devlet tarafından karşılanırken, bizim ülkemizde bu rehber köpeğini bazı yerlere almıyorlar. İşte aradaki fark bu.
Engellilere bugünkü ekonominin çıkmazı içinde sadaka babında yapılan yardımlar, engellileri tatmin etmediği gibi sıkıntılar sadece maddesel değil, bunun onursal boyutu da var. Her vesileyle aşağılanan, engellenen, hakir görülen o insanların onurunun, gururunun ne kadar deforme edildiğini düşünmek ve ona göre insanlık adına toplum bilinci oluşturmak gerekmez mi? Tabii ki buna hayır diyen olmayacaktır ama “ben de bir engelli adayıyım” diye söze başlayanlar gereğini layıkıyla yapıyorlar mı? Ya bir banka görevlisi, ya bir otel, AVM çalışanı ya da bir bürokrat engellilerin sorunlarını çözmek ve yardımcı olmak adına bir şey yapıyorlar mı, yoksa aksine engel mi oluyorlar? İşte bu sorunun cevabı, yaşanan hadiseler tablosunda görülmektedir maalesef.
Her zaman söyleriz; insan hakları, engelli hakları hatta hayvan hakları... Bütün bunlar beşeri nizamda şimdiye kadar ne Batılı ne de Doğulu milletlerin koymuş olduğu kanunlarla asla sağlanabilmiş değildir. Zira bu hakların yegâne garantisi ilahi kanunlardır. O kanunlar ki, insanı eşref-i mahluk olarak görür, yeryüzünün halifesi olarak bildirir ve ilahi adaleti sağlar. Görme engelli halk ozanının biri divanının bir dörtlüğünde aynen şöyle diyor:
“İnsanoğlu kâinatın yazısız kitabıdır.
Yeryüzün yıldızıdır, mahlukun mehtabıdır.
Gönüller Kâbe’ye benzer, hak onun mihrabıdır.
Yıkma gönül sarayını, sen insana dokunma...”
...Evet insan budur, engelliler de insandır, vesselam...