Sen haklısın Ya Musa ama bizim karnımızı Firavun doyuruyor!

Abone Ol

İnsanlık binlerce yıldır dünya denen bu yerkürede hayat sürüyor. Nice uygarlıklar kurulmuş, nice devletler çökmüş, nice imparatorluklar yükselmiş çöken devletlerin yerine. Nice han, kağan, kral, hükümdar da hüküm sürdüğü, cihanı yönettiği tahtını bırakıp göçüp gitmiş. Kimileri adaletiyle, hakkaniyetli tavırlarıyla aradan geçen asırlara rağmen hâlâ hayırla yâd edilirken, kimileri zulmüyle, vahşiliğiyle lanetler okunarak hatırlanmaktadır.

Devirlerden Firavun devri! Firavun köle olarak tuttuğu Benî İsrail’e olmadık işkenceler, zalimlikler yapmakta. En acımasız yüzüyle görünmekte, zayıfları ezmekte! Benî İsrail öyle bir kavim ki geçmişte kendilerine gelen nice peygamberlere rağmen sürekli fitneden, fesattan geri durmamışlar, yeryüzünü ifsat etmenin temerküz noktası haline gelmişler. Belli bir dönem uslansalar bile yine de tıynetlerinden vazgeçmeyerek sürekli fitne üretmekteler. Belki de ürettiklerinin cezası olarak Mevla Teâlâ onları köleliğe duçar eylemiş ve çile çektirmekte. Her neyse!

Zor şartlar altında uzunca bir süre yaşadıklarından olsa gerek kölelik ciğerlerine işlemiş her birinin. Bir zaman sonra artık özgür olmak, özgürce hareket etmek anlamını yitirmiş yetişen nesillerde. Zira köleliği kabullenmiş ve kendini buna ikna etmiş bir insana özgürlüğü anlatmak âmâya rengi tarif etmekten daha zordur. İşte köleliğe alışmış böylesi bireylere bir zülüm daha uygular Firavun. Kâhinlerin Benî İsrail’de doğacak bir erkek çocuğun kendisini tahtından edeceğini söylemeleri üzerine Firavun o sene doğan tüm erkek çocukları katlettirir. İnsanlar çaresiz boyun eğerler bu zulme de. Sessiz ve tepkisiz kalırlar. Çocuklar heder olur daha dünyaya geldiklerini anlamadan. Ama Allah’ın hikmetine mebni olarak Nil nehrine bırakılan bir bebek kurtulur Firavun’un zulmünden. Üstelik Allah bu bebeğin zulmün merkezinde yetişmesini murat eylediğinden kurtulmakla da kalmaz sarayda büyür. Firavun’u tahtından edecek olan o bebek sürekli Firavun’un gözünün önündedir ama Rabbim korudu mu işte böyle korur kulunu! Musa’dır o bebeğin ismi. Firavun kucağına alır sever, oynar Musa’yla.

Musa (as.) erişkin bir fert olur. Gücü kuvveti yerindedir ve hepimizin bildiği süreçten sonra kendisine peygamberlik görevi verilir. Tur dağında vazifelendirildikten sonra kavmine gider kardeşi Harun (as.) ile görevi ifa etmek üzere. Onlara esaretten kurtulacaklarını ve vaat edilmiş topraklarda özgürce yaşayacaklarını anlatır. Yukarıda dedik ya köleleşmiş zihinlere özgürlüğü anlatmak çok zordur diye. Musa (as.) o zoru başarmak için anlatır da anlatır. Kavmi inanmaz önce ona, daha sonra çeşitli bahanelerle vaat edilmiş topraklara gitmek için harekete geçmezler, geçemezler. Zira Firavun’un elinde zihinleri etkileyen sihirbazları vardır ve bu sihirbazlar sihir sayesinde insanların doğru düşünmelerine, hakikati görmelerine engel olmaktadırlar. Kâhinler, sihirbazlar dört koldan mevcut düzenin devam etmesi yönünde çalışmakta, sürekli olarak insanlara Firavun’un çok güçlü olduğunu ve onu yenebilecek hiçbir gücün olmadığını, üstelik karınlarını Firavun’un doyurduğunu o olmazsa aç kalacaklarını… Anlatmaktadırlar. İnsanlar da sihrin etkisine kapılıp, söylenilenleri doğru zannederek Hak davayı anlatan peygambere inanmakta zorlanmakta hatta pek çoğu inanmamaktadır. Allah’ın elçisine söyledikleri “Sen haklısın ey Musa! Ama bizim karnımızı Firavun doyuruyor” cümlesi aslında işin özetidir. Köle de olsalar insanlar kurulu düzenlerinin bozulmasını istememektedirler. Zira belirsiz bir vaat ürkütür insanı. Neticede eldeki nimetten olmak da vardır. Aç olarak özgür olmaktansa tok olarak köle olmak yeğdir diye düşünürler uzunca bir süre. Ama neticede Musa’nın asası tüm sihri yok eder ve Benî İsrail’in esaretten kurtulmasının yolunu açar.

Günümüzde de benzer olaylar yaşanıyor fark edebilirseniz. Zihni olarak köleleştirilen insanlar güç karşısında ezildiklerinden böylesi büyük bir güce karşı mücadele etmenin yersiz olduğunu savunmuyorlar mı? Zalimlerin inim inim inlettiği insanlara zulmü önlemek varken gıda yardımı yapmakla vazifelerini ifa ettiklerini zannedenler vicdanlarını rahatlatmaktan başka ne yapıyorlar? Zalimlerin kurşunları, bombaları altında hayatını kaybedenlerin sadece tok karnına ölmelerini sağlamaktan gayri ne gibi bir yardımları dokunuyor mazlumlara? Ümmet birliğe muhtaçken tefrikaya düşerek gün geçtikçe güçsüzleşmemize sebep olanlar kimler? Hadi Benî İsrail’in köle olarak kalmasında devrin sihirbazlarının payı büyüktü diyelim peki ya bizleri kim ya da kimler etkilemekte ki böylesine aciz ve naçar kalabiliyoruz?

Ahir zaman ümmeti olarak bizlerin de bir asaya ihtiyacı var! Belki de sihir ve büyünün etkisinden olsa gerek asa gözümüzün önündedir ama bizler göremiyoruzdur.

Selam ve dua ile…

Minik bir anekdot

Hz. Musa’nın cennetteki komşusu

Hazreti Musa:

* Ya Rabbi! Bana Cennetteki komşumu bildir, diye ilticada bulunmuştu.

Hak Teâlâ Musa Aleyhisselâma:

* Falan yere git! Senin komşun falan yerdeki kasaptır, diye talimatta bulundu.

Hazreti Musa tarif edilen yere gitti, kasabı buldu ve evine misafir oldu.

Kasap akşam eve gelirken yanında bir miktar et getirmişti. Eve geldikleri zaman misafirden izin istedi ve onları pişirdi, bir zembil içinde tavanda asılı olan annesini indirdi, altını kuruladı ve eti parçalara bölerek onun ağzına vermeye başladı. Musa Aleyhisselâm

Cennet komşusunun kim olduğunu öğrenmeye başlamıştı, sinek vızıltısı gibi bir sesin geldiğini fark edip:

* Ne diyor? Diye sordu.

Kasap annesini yerine astıktan sonra misafire:

* Bu benim annemdir. Ben bunu senelerden beri bu şekilde yedirir, içirir ve bütün ihtiyaçlarını temin ederim. O da bana her zaman: «Oğlum Allah seni Cennette Musa (a.s.)’ya komşu eylesin», diye dua eder, dedi.

O zamana kadar kendisinin kim olduğunu gizleyen Musa Peygamber, kendisinin Musa (a.s.) olduğunu söyledi ve Cennet komşusunu müjdeledi.

İlgilisine notlar:

* “Köle, bir kimseye köle olur. Muhteris bir kimse ise faydalanacağını umduğu herkesin kölesi olur.” La Bruyere

* “Bir şeyi seven onun tutsağı olmuş demektir. Allah, kulunun kendisinden başkasına tutsak olmasını istemez.” Ataullah İskenderi

* “Hedefi; zincirlerinden kurtulmak olmayan bir köle, bin yıl yaşasa neye yarar.” G. Rollenhagen

* “Köleliğin en kötüsü, kendi nefsine köle olmaktır.” La Fontaine

* “Atalarının dindarlığı ile kurtulacağını sananlar babalarının yemesi ile doyacağını zannedenler gibidir.” İmam-ı Gazali