BUGÜNÜN insanını en çok etkileyen saiklerin başında korku
ve yalnızlık geliyor. Bu duyguların yoğun bir şekilde yaşanması insanı
güvensizlik, umutsuzluk kuyusuna hapsediyor. Öyle ki hiçbir şekilde sağlıklı adımlar atamıyor. Hatta adım atmaya
mecali bile kalmıyor. Her şeyi yüzeysel olarak yaşıyor, ele aldığı her meselede
biçimsel takılıyor. Özü ise hiçbir şekilde irdeleyemiyor. Bu bakımdan insan,
yapay olana ilgisini artırırken, küresel korku endüstrisi adım adım her yere
sirayet ediyor. En büyük silahları ise aç gözlülükleri ile ördükleri emperyal
ağlardır. Bu da sanki onlara her türlü hakkı vermiş gibi, bütün insanlığa bir
üstünlükleri olduğunu, iyi olduklarını kabullendiriyorlar. Vampirler gibi
kandan, karanlıktan ve kaostan besleniyorlar. Öyle bir aşamaya geliniyor ki,
insanda buna itiraz edecek, karşı koyacak bir hal kalmıyor. Nitekim insan, kendisinin zindanı olan bir takım yapay
ilkeler ile alenen ablukaya alınmış vaziyette yaşarmış gibi yapıyor. Bu
nedenle dünyadaki bütün insanlar evrensel denilen ve bu güçlüleri, zalimleri
koruyan ilkelerin hem mağduru hem de mazlumu konumuna düşüyorlar. Sürekli
baskılanan insan, kendisine sunulan sahte, bağımlılık yapan ve esaretini
pekiştiren, bütün bu çağdaş karanlığın müptelası oluyor. Hak ve hakikat namına
ne varsa ona da düşman oluyor. Geçici, uçucu olana şehvetle bağlanıyor çünkü
yorulmak ve yormak istemiyor.
Onun içindir ki değerler, ilkeler ve inançlar ile var
olma kabiliyetini kaybediyor. Özellikle düşünce, anlama ve uygulama esnasında
hızla konjonktür denen korku sarmalına teslim oluyor. Evvela onu anlamlı kılan
değerlerden vazgeçerken araçların kölesi haline geliyor. Bu durum imkanların
önünü kapatıp, bu ağır hastalığın yaygınlaşmasına ve umutsuzluğun, esarete dönüşmesine
sebebiyet veriyor. Yeniden amaçlarımızı hakikatin mihengine vurup, büyük bir
birliktelik kurmalıyız. O zaman girişimlerimiz kişisel zaafların kurbanı
olmaktan kurtulacaktır. Ümmetin korkularını aşmadaki en büyük umudu nitelikli
ADAM gücüdür. Ancak bir ümmetin ADAMLARI korkulara ve kuklalara meydan
okuyabilir. Ümmetin içinde bulunduğu nitelik krizini aşmak için gücün değil,
hakikatin-adaletin-merhametin ve vicdanın öncelik kazanması gerekir.
Yaşadığımız süreç aslında bir inanç değil düşünce ve irade yani yöntem
sorunudur. Bir kez daha altını çize çize ifade etmekte fayda var; esas olan
araçlar değil, amaçlardır. Bugün üst üste üç günlük söylevleri, yazılan
çizilenleri koyun, dünyanın her bir köşesinde yaşanılan kıtlık, kuraklıkla
bizim yaşadığımızın aynı olduğunu göreceksiniz. Hem olayların, hem de kişilerin
ne kadar çok örtüştüğüne şahit olacaksınız. O zaman sondajı daha derine vurmak
durumundayız. Yani düşüncelere ve onları oluşturan yöntemlere bakmamız
gerekiyor. Neden bu kadar hızlı sağcı, muhafazakar ve merhametsiz oluyoruz,
bunun sebeplerini incelemeliyiz. Dünyanın dört bir yanında söz ün kıymetini
kaybedip, şov un, söylevin ve söylevcilerin ön planda olmalarının, akleden
insan için bir takım izdüşümleri olmalı. Derinliğini kaybeden hiçbir düşünce,
inanç adalet dağıtamaz çünkü merkezileşir ve despotlaşır. Bu durum, üçüncü
dünya ülkelerinde ise işbirlikçiliğe ve taşeronluğa dönüşür..
Gerçek manada bir çıkış, yeniden bir derlenme, hakiki bir
istiklal istiyorsak o zaman düşünce yöntemimizi gözden geçirmek zorundayız.
Bütün kırılmaları tespit edip üzerinde çalışmalıyız. Hakiki bir eleştiriye tabi
tutup, sağlam bir adım atmalıyız. Yaklaşımlarımızı düzeltmez, körü körüne aynı
yöne doğru gidersek yine aynı noktaya varırız. Müslümanca bir zihin, eylem ve yaşantıyı
hiçbir şekilde tesis edemez ve kötü uyarlamalara izin verirsek, işte o zaman
ıstıraplar içinde gelecek nesillerin vebalini yükleniriz. Zamanı ve geleceği
kaybederiz ki işte o zaman mevcut korku ve ümitsizlik durumunun devam etmesine
sebep oluruz. Böylelikle daha çok yıkım ve çöküş yaşanır. Sosyal farklılıkları,
ekonomik-kültürel farklılıkları; hürriyet ve adalet ilkeleri çerçevesinde
yeniden tanzim ederek, inancımızın verdiği Kardeşlik bağı ile ama sız,
koşulsuz bir şekilde bağlanabilirsek, o vakit büyük İslam ailesi ni
oluşturabiliriz. İslam ın koymuş olduğu hedefler doğrultusunda yekpare yürüme
kabiliyeti kazanabildiğimizde de, yeniden izzeti yakalayabilir ve izzetli
bir şekilde yaşayabiliriz. Dünyayı yaşanabilir hale getirip, adaleti ve barışı
tesis edebiliriz. Salınan bütün korku ve umutsuzluk havasını biranda
değiştirip, bütün insanlık adına yolu tekrar fıtri olana döndürebiliriz.
Yeter ki, yolu anlamaya çalışalım ve
kendimizi fıtri olana hazırlayalım, işte o zaman her şey değişecektir. Hoşça
bakın zatınıza
TAŞ GEMİ
Renkler çekildi işte simsiyah bir saraya
Birbirine müsavi artık her şey: Gecedir.
Geldi minarelerle kuyular bir hizaya;
Ya her şey dev gibidir yahut her şey cücedir.
(Gece Bir Neticedir/ Cahit Sıtkı Tarancı)
Önemli Not: Üzeyir Türk ün yayına hazırladığı, Milli
Görüş Niçin Ve Nasıl MGV Yayınlarından çıktı. Rahmetli Erbakan Hoca nın
ESAM da yaptığı son konferans konuşması olan bu kitap, birçok sorunun da
cevabını içeriyor. Olayların nasılını ve niçinini bu kitapta bulabilirsiniz.
Üzeyir Türk ün titizliği ile okurla buluşan kitap, Milli Görüşü tanımak
isteyenler için bir girizgah açıyor. İyi okumalar ve anlamalar.
BİZE KADAR
1- Sadi Şirazi İnsana hüner, fazilet, din ve olgunluk
gerekir. Mevki ve mal dediğin şey bir gelir, bir gider der.
2- Akıllı insanın üç askeri vardır: Sabır, utanmak ve
kanaat. Diyen Hacı Bektâş-ı Veli, tam da noktayı koymuş.
3- Feridüddin Attar ın Aklın varsa, kötülüğe heves etme
sözünden payımıza düşeni alırsak, aklımızı başımızda tutarız.
4- Köleler istenildiği anda efendileri adına daha
acımasız bir dünya için seferber edilmektedir. Cümlesini nerede okuduğumu
hatırlamıyorum ama okuyunca aklıma iki şey geldi. 1-Algı Yönetimi, 2-Trol.
5- Yusuf Abi nin bugünün gündemiyle ilintili, aynı
zamanda sosyal hayatımıza da uygun düşen tespitinde dediği gibi Görevini
bıraktıktan sonra aramadığın adam senin ne Ebubekir in, ne Ömer in, ne Hamza n,
ne Ubeyde n, ne de dostundur. O bir heves, bir seraptır. Elde avuçta bir şey
bırakmayan ama lahzana letafet katan sadece bir mehtaptır. Rüzgara kapılma,
yalandan sırıtma... Ve ekliyorum, onun için bizde ilk ders vefadır.
6- Hüseyin Akın, ne güzel izah etmiş, Oysa kardeşlik
sevmek kadar seviyor olduğuna yürekten inanmak demektir. Kusurları sevgi örter,
yanlışları kardeşlik tashih eder, kalpleri inanç onarır.
7- Kadıköy ün en güzel abisi, Orhan Taşkır a selam olsun.
8- Gel istersen bu hafta da Kojin Karatani nin, Tarih ve
Tefekkürü nü okuyalım.
Dağarcık
KENDİSİNE eşini özleyip özlemediği ile ilgili sorulan
ukala bir tavra bile edepten bir düşünce filizi çıkararak şöyle bir ifadede
bulunuyor Muhterem Erbakan Hocamız: Evlilikten hâsıl olan üç şey vardır:
1- Eşler ve
aileler arasında bir rahmet tecellisi olarak ortaya çıkan Sevgi,
2- İnsana sunulan
sınırsız nimeti hamde namzet Eşlerin birbirlerine olan Emanet anlayışı,
3-inancımızın
temeli ve mutluluğun yegane parolası olarak Eşlerin birbirlerini iki cihan
saadetlerine Vesile görmesi.
TEKKE
Allah(c.c) her insana cennete girmesine vesile olacak
belirli bir mizaç vermiştir. İşte bütün mesele, insanın kendini bulmasında
saklı. Bulanlar arayanlardır. Aramaktan yorulan insanlara bir maddi hedef
verilir. Ki günümüzde bu hedef vericiler ziyadesi ile fazla onun için insan
madde ile uğraşmaktan manasını bulacağı, ona yol gösterecek bir rehbere
rastlaması neredeyse kışın, karın ortasında karpuz tarlası bulmak gibi bir
şey (Hüseyin Ulusoy dan tadımlık)