Sen Değişirsen Her Şey Değişecek

Abone Ol

BUGÜNÜN insanını en çok etkileyen saiklerin başında korku

ve yalnızlık geliyor. Bu duyguların yoğun bir şekilde yaşanması insanı

güvensizlik, umutsuzluk kuyusuna hapsediyor. Öyle ki hiçbir şekilde sağlıklı adımlar atamıyor. Hatta adım atmaya

mecali bile kalmıyor. Her şeyi yüzeysel olarak yaşıyor, ele aldığı her meselede

biçimsel takılıyor. Özü ise hiçbir şekilde irdeleyemiyor. Bu bakımdan insan,

yapay olana ilgisini artırırken, küresel korku endüstrisi adım adım her yere

sirayet ediyor. En büyük silahları ise aç gözlülükleri ile ördükleri emperyal

ağlardır. Bu da sanki onlara her türlü hakkı vermiş gibi, bütün insanlığa bir

üstünlükleri olduğunu, iyi olduklarını kabullendiriyorlar. Vampirler gibi

kandan, karanlıktan ve kaostan besleniyorlar. Öyle bir aşamaya geliniyor ki,

insanda buna itiraz edecek, karşı koyacak bir hal kalmıyor. Nitekim insan,  kendisinin zindanı olan bir takım yapay

ilkeler ile alenen ablukaya alınmış vaziyette yaşarmış gibi yapıyor. Bu

nedenle dünyadaki bütün insanlar evrensel denilen ve bu güçlüleri, zalimleri

koruyan ilkelerin hem mağduru hem de mazlumu konumuna düşüyorlar. Sürekli

baskılanan insan, kendisine sunulan sahte, bağımlılık yapan ve esaretini

pekiştiren, bütün bu çağdaş karanlığın müptelası oluyor. Hak ve hakikat namına

ne varsa ona da düşman oluyor. Geçici, uçucu olana şehvetle bağlanıyor çünkü

yorulmak ve yormak istemiyor.

Onun içindir ki değerler, ilkeler ve inançlar ile var

olma kabiliyetini kaybediyor. Özellikle düşünce, anlama ve uygulama esnasında

hızla konjonktür denen korku sarmalına teslim oluyor. Evvela onu anlamlı kılan

değerlerden vazgeçerken araçların kölesi haline geliyor. Bu durum imkanların

önünü kapatıp, bu ağır hastalığın yaygınlaşmasına ve umutsuzluğun, esarete dönüşmesine

sebebiyet veriyor. Yeniden amaçlarımızı hakikatin mihengine vurup, büyük bir

birliktelik kurmalıyız. O zaman girişimlerimiz kişisel zaafların kurbanı

olmaktan kurtulacaktır. Ümmetin korkularını aşmadaki en büyük umudu nitelikli

ADAM gücüdür. Ancak bir ümmetin ADAMLARI korkulara ve kuklalara meydan

okuyabilir. Ümmetin içinde bulunduğu nitelik krizini aşmak için gücün değil,

hakikatin-adaletin-merhametin ve vicdanın öncelik kazanması gerekir.

Yaşadığımız süreç aslında bir inanç değil düşünce ve irade yani yöntem

sorunudur. Bir kez daha altını çize çize ifade etmekte fayda var; esas olan

araçlar değil, amaçlardır. Bugün üst üste üç günlük söylevleri, yazılan

çizilenleri koyun, dünyanın her bir köşesinde yaşanılan kıtlık, kuraklıkla

bizim yaşadığımızın aynı olduğunu göreceksiniz. Hem olayların, hem de kişilerin

ne kadar çok örtüştüğüne şahit olacaksınız. O zaman sondajı daha derine vurmak

durumundayız. Yani düşüncelere ve onları oluşturan yöntemlere bakmamız

gerekiyor. Neden bu kadar hızlı sağcı, muhafazakar ve merhametsiz oluyoruz,

bunun sebeplerini incelemeliyiz. Dünyanın dört bir yanında söz ün kıymetini

kaybedip, şov un, söylevin ve söylevcilerin ön planda olmalarının, akleden

insan için bir takım izdüşümleri olmalı. Derinliğini kaybeden hiçbir düşünce,

inanç adalet dağıtamaz çünkü merkezileşir ve despotlaşır. Bu durum, üçüncü

dünya ülkelerinde ise işbirlikçiliğe ve taşeronluğa dönüşür..

Gerçek manada bir çıkış, yeniden bir derlenme, hakiki bir

istiklal istiyorsak o zaman düşünce yöntemimizi gözden geçirmek zorundayız.

Bütün kırılmaları tespit edip üzerinde çalışmalıyız. Hakiki bir eleştiriye tabi

tutup, sağlam bir adım atmalıyız. Yaklaşımlarımızı düzeltmez, körü körüne aynı

yöne doğru gidersek yine aynı noktaya varırız. Müslümanca bir zihin, eylem ve yaşantıyı

hiçbir şekilde tesis edemez ve kötü uyarlamalara izin verirsek, işte o zaman

ıstıraplar içinde gelecek nesillerin vebalini yükleniriz. Zamanı ve geleceği

kaybederiz ki işte o zaman mevcut korku ve ümitsizlik durumunun devam etmesine

sebep oluruz. Böylelikle daha çok yıkım ve çöküş yaşanır. Sosyal farklılıkları,

ekonomik-kültürel farklılıkları; hürriyet ve adalet ilkeleri çerçevesinde

yeniden tanzim ederek, inancımızın verdiği Kardeşlik bağı ile ama sız,

koşulsuz bir şekilde bağlanabilirsek, o vakit büyük İslam ailesi ni

oluşturabiliriz. İslam ın koymuş olduğu hedefler doğrultusunda yekpare yürüme

kabiliyeti kazanabildiğimizde de, yeniden izzeti yakalayabilir ve izzetli

bir şekilde yaşayabiliriz. Dünyayı yaşanabilir hale getirip, adaleti ve barışı

tesis edebiliriz. Salınan bütün korku ve umutsuzluk havasını biranda

değiştirip, bütün insanlık adına yolu tekrar fıtri olana döndürebiliriz.

Yeter ki,  yolu anlamaya çalışalım ve

kendimizi fıtri olana hazırlayalım, işte o zaman her şey değişecektir. Hoşça

bakın zatınıza

TAŞ GEMİ

Renkler çekildi işte simsiyah bir saraya

Birbirine müsavi artık her şey: Gecedir.

Geldi minarelerle kuyular bir hizaya;

Ya her şey dev gibidir yahut her şey cücedir.

(Gece Bir Neticedir/ Cahit Sıtkı Tarancı)

Önemli Not: Üzeyir Türk ün yayına hazırladığı, Milli

Görüş Niçin Ve Nasıl MGV Yayınlarından çıktı. Rahmetli Erbakan Hoca nın

ESAM da yaptığı son konferans konuşması olan bu kitap, birçok sorunun da

cevabını içeriyor. Olayların nasılını ve niçinini bu kitapta bulabilirsiniz.

Üzeyir Türk ün titizliği ile okurla buluşan kitap, Milli Görüşü tanımak

isteyenler için bir girizgah açıyor. İyi okumalar ve anlamalar.

BİZE KADAR

1- Sadi Şirazi İnsana hüner, fazilet, din ve olgunluk

gerekir. Mevki ve mal dediğin şey bir gelir, bir gider der.

2- Akıllı insanın üç askeri vardır: Sabır, utanmak ve

kanaat. Diyen Hacı Bektâş-ı Veli, tam da noktayı koymuş.

3- Feridüddin Attar ın Aklın varsa, kötülüğe heves etme

sözünden payımıza düşeni alırsak, aklımızı başımızda tutarız.

4- Köleler istenildiği anda efendileri adına daha

acımasız bir dünya için seferber edilmektedir. Cümlesini nerede okuduğumu

hatırlamıyorum ama okuyunca aklıma iki şey geldi. 1-Algı Yönetimi, 2-Trol.

5- Yusuf Abi nin bugünün gündemiyle ilintili, aynı

zamanda sosyal hayatımıza da uygun düşen tespitinde dediği gibi Görevini

bıraktıktan sonra aramadığın adam senin ne Ebubekir in, ne Ömer in, ne Hamza n,

ne Ubeyde n, ne de dostundur. O bir heves, bir seraptır. Elde avuçta bir şey

bırakmayan ama lahzana letafet katan sadece bir mehtaptır. Rüzgara kapılma,

yalandan sırıtma... Ve ekliyorum, onun için bizde ilk ders vefadır.

6- Hüseyin Akın, ne güzel izah etmiş, Oysa kardeşlik

sevmek kadar seviyor olduğuna yürekten inanmak demektir. Kusurları sevgi örter,

yanlışları kardeşlik tashih eder, kalpleri inanç onarır.

7- Kadıköy ün en güzel abisi, Orhan Taşkır a selam olsun.

8- Gel istersen bu hafta da Kojin Karatani nin, Tarih ve

Tefekkürü nü okuyalım.

Dağarcık

KENDİSİNE eşini özleyip özlemediği ile ilgili sorulan

ukala bir tavra bile edepten bir düşünce filizi çıkararak şöyle bir ifadede

bulunuyor Muhterem Erbakan Hocamız: Evlilikten hâsıl olan üç şey vardır:

 1- Eşler ve

aileler arasında bir rahmet tecellisi olarak ortaya çıkan Sevgi,

 2- İnsana sunulan

sınırsız nimeti hamde namzet Eşlerin birbirlerine olan Emanet anlayışı,

 3-inancımızın

temeli ve mutluluğun yegane parolası olarak Eşlerin birbirlerini iki cihan

saadetlerine Vesile görmesi.

TEKKE

Allah(c.c) her insana cennete girmesine vesile olacak

belirli bir mizaç vermiştir. İşte bütün mesele, insanın kendini bulmasında

saklı. Bulanlar arayanlardır. Aramaktan yorulan insanlara bir maddi hedef

verilir. Ki günümüzde bu hedef vericiler ziyadesi ile fazla onun için insan

madde ile uğraşmaktan manasını bulacağı, ona yol gösterecek bir rehbere

rastlaması neredeyse kışın, karın ortasında karpuz tarlası bulmak gibi bir

şey   (Hüseyin Ulusoy dan tadımlık)