Sen bu işin sonunu düşünmedin mi!..

Abone Ol

Türkiye nin de içinde yer aldığı gelişmekte olan ekonomilerin ilginç özellikleri var. Sermayenin yoğun bir şekilde geliyor veya gelmiyor olmasına bağlı olarak tüm algılama ve beklentiler farklılaşıyor. Gerek ekonomik, gerekse sosyal ve siyasi istikrar konusundaki kanaatler bu duruma göre şekilleniyor; sağlıklı ve sürdürülebilir bir denge kurulamıyor. Siyasi iktidarın ideolojik temelindeki farklılıklar bu sonucu değiştiremiyor.

Sermaye girişi gerekli ve yeterli düzeyin üzerine çıktığında yolsuzluk hızla etki alanını genişletiyor fakat koşullar değişene kadar pek konuşulmuyor, yasaklar azalmadığı ve yoksullaşma konusundaki olumsuzluk değişebiliyor, cari açık gibi yapısal sorunların ağırlaşmasına kayıtsız kalınabiliyor. Fakat koşullar değişmeye ve yabancı kaynak girişi yeterli ve gerekli düzeyin altında kalmaya başlayınca ortalık karışıyor; yolsuzluk tartışmaları her tarafı sarar iken yasaklar artıyor ve yoksullaşmanın hızla arttığı gerçeği daha yoğun hissediliyor; iş işten geçtikten sonra sergilenen tepkisellik nedeniyle ağırlaşmış sorunlar sıkıtı yaratıyor; istikrarsızlaşma eğiliminin güçlenmesi önlenemiyor. Durum böyle olduğu için döviz kurundaki eğilim her şeyi etkileyen değişikliklerin işaretçisi haline geliyor; gerilerken her şeyin iyiye, çıkarken kötüye gittiği sanılıyor... Bu kısır döngü söz konusu ekonomilerin dış güçler tarafından yönlendirilmesini olabildiğince kolaylaştırıyor, demokrasinin gelişmesini ve hukuk devleti olunabilmesini engelliyor...

Son altı aylık dönemde Türk Lirası dalgalı bir şekilde değer kaybetti, döviz kuru hatırı sayılır oranda yükseldi. Eşanlı olarak yolsuzlukla ilgili konular gündemin ilk sırasına tırmandıkça bir yandan yoksullaşmanın sinsice arttığı farkedilmeye başlar iken keyfi yasakların arttığına ve yaşam şekline müdahalelerin arttığına tanık olduk. Belli ki alarm zilleri  çalıyor ve hiç bir şey eskisi gibi olamayacak, istikrarsızlaşma yönündeki eğilimin güçlenmesi engellenemeyecek... Demiri tavında dövememenin, yaşanan olumsuzluklara iş işten geçtikten sonra geç tepki vermenin ağırlaşmış faturası geleceği karartmaya devam edecek... Paranın bol olduğu dönemlerde yolsuzluk ve keyfiyet konusunda suç ortaklığı yapmış olanların birbirine girmesi sonucu değiştirmeyecek!..

Türkiye son on iki yılda hızla büyüttüğü cari açığı mecburen ve hızla aşağı çekmek zorunda; bu durum geçmişteki her türlü aşırılık ve yozlaşmaya ilişkin ek faturaların da ödenmesi mecburiyetini dayatıyor. 2010 yılına kadar finanse edebildiğimiz sürece cari açık sorun yaratmaz demenin, bunun doğru olmadığı anlaşılmaya başlayınca siyasi gerekçelerle gerekli ve yeterli çabayı göstermemenin ağırlaşmış faturası bundan sonraki istikrarsızlığın sebebi olacak. Bu gerçeği anlamak istemediğimiz sürece döviz kuru dalgalı bir şekilde yükselecek, ekonominin çok daha fazla daralması gerekecek ve bedel hızla büyüyor olacak.

Doğru söyleyeni dokuz köyden kovmak konusunda işbirliği yapanların bugün geri dönüşü olmayan bir çatışmaya girmesi kesinlikle sürpriz değil. Yolsuzluk, yasaklar ve yoksulluk konusundaki algılamaların da geniş kesimleri etkileyecek şekilde yaygınlaşması da duygusal toplulukların kaderi oluyor.

Sermaye girişi yüksek iken çoğunluk gölün maya tutacağına kanma gafletinde düşüyor fakat döviz kuru yükselir iken hiç kimse benzer hikayelere veya komplo senaryolarına itibar etmiyor. Canlar yandıkça tepkiler artıyor, Türk Lirası değer kaybettikçe canlar yanıyor, istikrarsızlaşma eğilimi güçleniyor. Keyfiyet ve yolsuzluk konusunda suç ortaklığı yapanlara kayıtsız kalmanın veya güvenmenin bedelinin hayati olduğunu, bu tür eğilimlerin halka ve hakka ihanet olduğunu hiç akılda çıkarmamak gerekiyor.

Tarihten ders almanın bedeli bu kez öncekilerden çok daha ağır olabilir.