Seller gibi kan aksa / Hem Filistin hem Aksa

Abone Ol

İŞGALCİ DEVLETİN TEMELİ/ GERÇEK TARİHİ BİLMEK

‘’İsrail yerleşimleri Kibbutzlar ilk kez kurulmaya başladıkları 1880’lerden beri iyi planlanmış kaleler ağı gibi inşa edilmiştir. Bölgeye hakim tepeler, su kaynaklarının çıkış noktaları, stratejik kavşak noktaları, limanlar ve ticari merkezler ile verimli araziler diye liste uzar gider. Arap nüfusun ilk günden beri tepkisi vardı.

1920’lerden sora göç hızlanırken bölgeye silah yığılmaya başlandı ve Arap halk karşı tedbir silahlanırken de ortalık İsrail Ordusu’nun öncüsü yapıların dehşetiyle dolmaya başladı.

1920’leden sonra Araplar İngiltere ve İsrail bağlantılı tefeciler ve yapay ekonomik krizlerle soyulmaya veya çocuklarının kafasına bir silah dayalı halde ya da sembolik ücretlerle evlerini terk ettiriliyordu.

İngiliz Ordusu tarafından eğitilen ya da ABD ve Avrupa ordularından ayrılan kişiler halka eğitim vermeye başladı.

İsrail’e göç hızlandıkça, İsrail İngiliz Ordusu’nun desteği ile önüne çıkan halkı katledip yolu açtı.

ABD, İngiltere ve Fransa ordularından ayrılan generalinden erine kadar geniş bir deneyimli asker grubu da yeni bir ülkenin kuruluşunda yükselmek ve zengin olmak üzere bölgeye geldi.

1948’de savaş başlayınca daha kalabalık lakin daha az disiplinli ve organize Arap birlikleri yenilgiye uğratıldı.

700 bin Filistinlinin evlerinden sürüldüğü, binlercesinin katledildiği ve ardından da sahte satış belgeleri ile hiçbir şey olmadı Araplar kendi gitti propagandasını İsrail uyguladı.

İsrail medyayı ve parayı kontrol eden yapısı ile 200 binden fazla kişiyi göz göre göre katledip de kimsenin ses etmemesini aksine direnen halkı suçlu göstermesini dünyanın pek çoğuna idrak ettirmeyi başardı.(X-Enformasyon- 07 Ekim 2024)

İSLAM ÜLKELERİ DEYİNCE/ ÖRNEKLERDEN BİRİ

“Avrupa basınında tercüme etmek için araştırma yaparken, ünlü Amerikalı Gazeteci Bob Woodwardun 15 Ekim’de çıkacak olan "Savaş" isimli kitabı dikkatimi çekti. Kitap Beyaz Saray kulislerinde Biden ile Putin, Netenyahu, ve diğer ülke liderlerinin arasında geçen  konuşmaları aktarıyor. Kitabın bir bölümü Suudi Kralı Selman’a ayrılmış.

Amerika Dışişleri Bakanı Anthony Blinken geçen sene 7 Ekim’de başlayan İsrail Filistin çatışmalarının ardından İsrail’in katliamları yoğunlaştırdığı günlerde Suud Kralı Selman ile son gelişmeleri görüşmek için Suudi Arabistan’a gider. Blinken, Selman görüşmesinin 5. Dakikasında Selman odayı terk eder. Ve saatlerce gelmez. Selman Playstation oynamak için odadan ayrılmıştır. Döndüğünde Blinken’a, Filistin meselesini çok önemsediğimi mi zannediyorsun?  Ama bu meseleye ihtiyacım olduğunu da biliyorum, der. Blinken, Selman için aklı olgunlaşmamış şımarık bir çocuk ifadesini kullanır. Kitapta Selman’ın sabahlara kadar Playstation oynadığı aktarılmakta.”(Facebook- Hasan Kanat paylaşımı)

KİM OLDUKLARINI BİZ BİLİRİZ

‘’Yahudilerin tarihine de baksanız, Hıristiyanların tarihin de baksanız milattan önce 497’de Babil sürgününden milattan sonra 1948 yılına kadar, sığındıkları her devletin altınına ve ekonomilerine sülük gibi sarılmışlar ve birçok kere katliama ve sürgüne sebep olunca 2445 yıl devletsiz, şahsiyetsiz, itilen, kakılan, kınanan, aşağılanan bir topluluk olarak dünyada dolaşıp durmuşlar.’’

‘’1917’de ülkenin yüzde yüzü Filistinlilere ait iken 1948’de o güne kadar dünyanın her tarafında bulundukları ülkeleri sömürenlerin Filistin’e taşınmasıyla otuz yılda Siyonist teröristler, toprakların yüzde altmışını ele geçirirler.’’ (Milli Gazete/ 08.10.2024/Mahmut Toptaş)

GALİP GELECEK MÜSLÜMANLARDIR

‘’Bir yılda beş defa göç eden,

Çamur üstüne çadır kuran,

Kâfire boyun eğmeyen, Allah’a secde için günde beş vakit secdeye kapanan,

Kucağındaki şehit yavrusunun cesedini, bomba sesleri arasında toprağa veren,

Açlığa göğüs geren bu yiğit insanların varlığını yalnız Müslüman olanlar arasından çıkan yiğitlerin başarabileceğini dünyaya gösterdiler.’’ (Milli Gazete/ 09.10.2024/ Mahmut Toptaş)

RECAİ KUTAN AĞABEYİ YAZMAK SİYASETİN AĞABEYİNE VEFA

Üsküdar Belediyesi, Milli Görüş’ün kale insanlarından Recai Kutan Ağabeyimize bir saygı gecesi düzenlemiş, Bağlarbaşı Salonu’nda “Siyasetin Ağabeyine Vefa” adı altında. (29 Kasım 2013)

Haberimiz oldu, gittik.

(…) Hayatını anlattı Recai Kutan Ağabey. Yaşadığı yıllardan öyle sahneler aktardı ki, olayların bizzat şahidinden dinlemek ne güzel.

“10 Nisan 1950 yılında üniversite talebeleri olarak Mareşal’in cenazesini, (Milli Şef zulmünden kurtarıp) Eyüp Sultan’da defnettikten sonra, İsmet Paşa’yı dinledik Taksim’de, Küçük Vali’nin (F. Kerim Gökay), “İşte Paşa’m İstanbul” demesiyle tarihte yerini alan o mitingde.

Paşa diyordu ki: “O cenaze dolayısıyla bütün devrim kanunları çiğnenmiştir. Seçimi kazandıktan sonra tüm faillerini tek tek tespit ettirerek hesabını sorduracağım. (Zindanlara attıracağım).”

İsmet Paşa’yı 1950 yılında bu ülkeye demokrasiyi getiren adam diye pazarlayanlardan hiç duymamıştık, böyle bir konuşma yaptığını.

O gün Taksim’de İsmet Paşa’yı dinleyen İstanbullular, 14 Mayıs 1950 destanının öncüsü olmuşlar.

O İsmet Paşa’ya ihtilalden sonra bu ülkenin yine mahkum olmasının ipucunu da anlattı Recai Kutan Ağabey anılarının arasında.

“Malatya Projesi hazırlamışız. İsmet Paşa’ya bağıra bağıra anlatıyoruz. Galiba kulaklığının pilleri çok zayıftı. İçeriye Turhan Feyzioğlu girdi. Paşa’nın, ‘Sen ne dersin’ diye sorması üzerine, dosyanın üstündeki Malatya’yı göstererek itiraz etti.

– Bu olmaz! Biz Menderes’i Aydın’a yatırım yapıyor, oraya iltimas geçiyor, orayı kolluyor, diyerek indirdik. Yarın sizin için de İsmet Paşa ve Malatya konusu konuşulmaya başlanırsa...

Bizim karşı itirazımız dikkate alınmadı” diyordu Recai Kutan Ağabey. CHP’li, ihtilalci ve hukukçu Feyzioğlu’nun anatomisini böyle güzel anlatırken.

Milli Görüş partilerindeki mücadele haritalarında yer alan acı tutukluluk yıllarından sonra söylediği, “Beni genel başkan yapan, benim genel başkan olmamı isteyen hep rahmetli Hoca’mız olmuştur” cümlesini, bir sorgulamaya kapı açmak isteyenleri engellemek için mi kullandı, bilmem. Yani gönüllerinden genel başkanlık geçirenler de var mı idi, bunu da bilmeyiz. (O yanlış örnekten başka.)(Milli Gazete-30.11.2013-Sözünü Tutanlar, Özünü Unutanlar)

KALE İNSAN: RECAİ KUTAN

‘’60 ihtilalinin hemen sonrası idi. Dediler ki: Vilayette toplantı var. Siz de gelin. Vardık. O bölgedeki generaller bir karar almışlar: Şehre heykel dikeceğiz, yeri neresi olsun. Konu bu. Çıktık, heyet halinde şehri dolaşıyoruz. Bir kavşakta durduk. Generalimizin biri kavşağın ortasını kastederek, burası olsun, dedi. Ben gülümsedim, olmaz dedim. Oraya trafik polisi yakışır. Derken efendim, bir kahvenin önünde, başında yerel örtüsü olan, poşusu olan birini görünce de hemen polis gönderdiler oraya: İnkılaplara aykırı hareket var, hemen müdahale edin. İhtilal sonrası, polisler de çekiniyor onlardan. Koştu gitti bir polis. Poşuyu aldı yırttı. Bizim üzüldüğümüzü, suratımızın asıldığını gören general, ne o genç müdür, memnun olmadın deyince, evet olmadım dedim.”

Yirmili yaşlarında DSİ bölge müdürü olarak atandığı Güneydoğu’muzda kendini hizmete adayan, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun her karış toprağında alın teri olan “Kale İnsan”larımızdan Recai Kutan beyefendi bu anılarını anlatırken…

Saadet Partisi Fatih İlçe Teşkilatı’nın yerinde ve güzel faaliyetlerinden biri olan “Recai Kutan’a Vefa Gecesi”nden bahsediyorum efendim. Davet ettiler, seve seve gittik. Sevgili başkanımızın adını her duyduğumda, “Hakkı tutan; Recai Kutan” sloganı aklıma gelir. Anlatacakları önemlidir bizim için. Siyasi mücadelemizin başladığı günden beri içinde olan, yürüdüğümüz yolun her metresinde ayak izin bulunan, “Kale İnsan”larımızdan biridir o. Ona vefa, bize borçtur.

“İhtilal sonrasında bölgemizdeki bir vilayete ünlü Yassıada Savcısı’nın bir akrabası tayin olur vali olarak. İlk yaptığı iş, bugün sivil toplum önderi dediğimiz Hocaefendiler’den birini bir kamyon kasasında ayağına getirtmek olmuş. Neden yaptığını sorduğumuzda, itibar görmeye hakkı yok, dedi. Halk itibar gösterecekse birine, o ancak devletin atadığı biri olmalıdır. Kamyonla getirip, kamyonla göndererek halka bunu anlattım.”

Yaralarımızın ne zaman nerede açıldığının en yakın tanıklarından olan ve bu yaraların tımarına hayatını vakfeden “Kale İnsan”larımızdan Recai Kutan bunları anlatırken...

Kale insanlarımızdandır dedik. Adını duyduğumuzda sığınılacak yer duygusu veren, emin olmak rahatlığını hissettiren Recai Kutan’ı ve mücadele arkadaşlarını gençliğimizin, onlar gitmeden çok çok dinlemesi gerek. Ki bugün nasıl bir yerde durduklarını ve durdukları yerin kıymetini iyi bilmeleri için...

Gelecek günler sağlam kale korumasından güç almalıdır. (20 Nisan 2010 / Millî Gazete)