Selimiyede teravih

Abone Ol

Bir vesile ile Selimiye’deyim. Caminin sağ tarafında bir köşeye oturup hem vaazı dinlemeye hem de not almaya başladım. Birazdan yatsı namazı kılınacak, tabii ki teravihle birlikte... Öğrendiğime göre kürsüde TÜ İlâhiyat Fakültesi’nden bir hoca efendi vaaz ediyor. Zaten konuşma üslûbundan da akademisyen/öğretmen olduğu anlaşılıyor.

Büyük mutluluk duydum, vâiz oldukça munis bir şekilde konuşuyor, bağırmıyor, aynı şeyleri tekrar etmiyor, sınıfta bir ders edasının biraz ötesinde hafif heyecanlı fakat rahat, tane tane anlatıyor. Mikrofon, hoca efendinin sesini daha da gürleştiriyor ve camiye giren cemaatin ve çocukların seslerini bastırıyor ve söyledikleri gayet net bir şekilde anlaşılıyor.

Hemen aklıma Edirne’de bir İlâhiyat Fakültesi’nin açılmasına vesile olanlar geliverdi. Ne büyük iyilik etmişler, fakültenin hocaları Selimiye gibi sanat şaheseri bir mâbette, ona yakışır bir güzellikte vaaz etmeye başlamışlar, kim bilir bundan sonra da nice vaazlar edilecek. Hayra vesile olmak, hayır hanesinin devamını sağlamak, “işte bu!” dedim kendi kendime...

Burada tanıdığım bazı güzel insanların icraatları geldi aklıma, imrendim. Hayra, iyiliğe vesile olmak ne güzel! Birçok insan “yıkmak” için uğraşırken, iyi bir şeyler yapmak ve insanlara, ülkeye, dinine, milletine hizmet etmek ne büyük bir mutluluk! Evet, bulunulan makamların böyle bir vebali ve sorumluluğu vardır. Kuşkusuz İlâhiyat Fakültesi odaklı hizmet, “lokomotiflik” görevi görür hem bugün hem gelecek hem de öbür dünya açısından... Burada mutlaka kaliteye önem verilmesi gerekir. Çünkü İlâhiyat mensuplarının kalitesi toplumun kültür seviyesinin de bir göstergesidir.

Kimi idareci anlık yaşar, ileriyi göremez, makamın cazibesi onu hırçınlaştırır, bir bakarsınız kalıcı ve hayırla anılmaya vesile olacak bir hizmet yapamadan görev süresi doluverir. Abuk sabuk şeylerle vakit geçirir. İyi şeyler yapıp hayırla anılmak varken, devreye nefis girince kalıcı hizmetlerin yapılmasına engel olur. Kim bilir belki de hayırla anılmayı hak etmediği için böyle oluyordur. Allah onları ıslah etsin, inşallah...

Bu arada şunu itiraf etmeliyim ki ilâhiyatın Selimiye Camii’nin gölgesinde olmasını da öğrencilerin mânevî olgunluklarına vesile olması açısından oldukça önemli buluyorum. Caminin mânevî iklimi, bu ortamda yetişecek gençlerin kimlikleri üzerinde güzel bir etki yapacaktır muhakkak!

Selimiye gibi bir şaheserin gölgesinde olmak, onun iklimini teneffüs etmek kuşkusuz büyük kazanımlara vesile olacaktır. Zevksiz ve iğreti beton binalarda, insanın ruhsal yapısı üzerinde pek de olumlu izlenimler bırakmayan içi boş koridorlarda dolaşarak eğitim görmekle, Selimiye’nin gölgesinde olmak ve onun havasını teneffüs etmek arasında kuşkusuz büyük fark vardır görebilenler için...

İlâhiyat Fakültesi’nin yerini seçenler ne büyük feraset göstermişler, dinamizmin, diriliğin, mânevî yoğunluğun olduğu böyle bir mekânda yetişecek gençler, ne büyük bir lütfa mazhar olduklarını fark etmeseler bile, Selimiye onlara zaman içinde bu duyguları öğretecektir. Selimiye büyük ideallerin, büyük fikirlerin oluşum mekânıdır. Edirne nasıl Selimiye sayesinde varsa; Selimiye, gölgesinde bulunanları da aynı ideale yönlendirecektir.

Bu arada camide kadın ve çocukların yoğunlukta olması dikkatimi çekti. Özellikle çocukların, camide güzel ve munis bir şekilde vaaz eden bir hoca efendiyi görmesi, tanıması, onların ruhlarının ve zihinlerinin derinliklerinde güzel izler bırakacaktır mutlaka...

İstatistikî olarak yaşlı oranı çok yüksek olmasına rağmen, Edirne’de yaşlılar camiye pek iltifat etmiyorlar! Bu durumu fazla önemsediğimi de söyleyemem. Çünkü ben gençleri ve kadınları toplumun dinamizmi açısından çok daha önemli görüyorum.

Çocuklar caminin her tarafına yayılmış durumdalar, edeple vaazı dinliyorlar, küçüklerin cıvıl cıvıl sesleri geliyor etrafımdan... Çok seviyorum çocuk seslerini... “Hayat bu işte!” dedirtiyorlar insana! Cami çok büyük, içeride bulunan cemaate oranla... Tarihî bir anı yaşıyor gibiyim. Kimler geldi kimler geçti buradan... Kimler vaaz etti, kimler yapılan vaazları dinledi...

Fakat bugün bizim içinde bulunduğumuz zaman dilimi, hoca efendinin vaazında da vurgulamaya çalıştığı gibi dalâlet ile hidayet arasında gidip gelen bir neslin yaşadığı bir zaman dilimidir. Bunun farkında olmak durumundayız. Edirne, ilâhiyata muhtaç, bunun görülmesi gerekir ki ona göre önlemler alınabilsin.

Bugün burada namaz kılıyor olmak nasıl güzel bir fırsatsa, bu camide vaaz ediyor olmak da öylesine büyük bir fırsattır diye düşünüyorum. Vaaz eden hoca efendiyi kutluyorum. Hoca efendi Kur’an’a vurgu yapıyor, “Kur’an rehberimizdir” diyor; şu anda birçok insan Edirne’nin farklı mekânlarında vakit geçirirken, bu insanların burada bulunması bir ayrıcalıktır.

Selimiye, Trakya bölgesinin Kâbe’si gibi... Özellikle Balkan Müslümanları için bu caminin çok ayrıcalıklı bir yeri var. Şu an saat 23.00’ü gösteriyor, namaz vakti geldi, hoca efendi de vaazını tam zamanında bitirerek Fâtiha dedi. Ezan okunmaya devam ediyor. Camide tatlı bir hareketlilik var, çocuk-gençler müezzin mahfili ve çevresine yayılmış durumdalar, sanki annelerine daha yakın olmak için oraya konuşlanmışlar gibi...

Camide sekiz dokuz saf cemaat var... Fakat kadınların yoğunluğu oldukça dikkat çekiyor, üst katı ve arka kısmı doldurdukları gibi caminin içinde de iki üç saf oluşturmuş durumdalar, her iki kesimde de genç kız ve genç erkekler ciddi bir yeküne sahip... Kadınlar caminin üst ve arka kısmında yoğunlaşmışlar, caminin orta kısmında önemli bir boşluk var.

İmam efendi yatsı namazı ile teravih namazının kılınışı arasında önemli bir fark oluşturmadan ve teganni yapmadan oldukça güzel bir ses tonu ve okuyuşla namazı kıldırdı.

Bir kenarda durup, cemaat çıkarken özellikle yüzlerine, fizikî özelliklerine dikkat ettim, “sokaktaki Edirneli” camide yok gibiydi. Sanki cemaat “yabancılar”dan oluşuyordu. Edirneliler daha çok Meriç kenarında veya çay bahçelerinde akşamlarını değerlendiriyorlardı, esas kalabalık oralardaydı...

Namaz sonrasında, tespihlerin elden ele uçuşmaması dikkatimi çekti. Herkes ya cebinden tespihini çıkarıyor -ki bunların sayısı oldukça az- ya da parmaklarıyla sayıyı kontrol etmeye çalışıyordu. Öğrendim ki önceki vali camideki tespihleri kaldırtmış sağlık / hijyen sebeplerini gözeterek... Cami girişindeki takunyaları da aynı gerekçe ile toplatmış...

Selimiye müthiş bir kaderi de paylaşıyor, bu camiyi yapanlar sanki bütün zamanları düşünmüş gibi... Dün de bugün de vatanın sahibi olmuş Selimiye... Selimiye serhatte ülkenin mânevî bekçisi olarak dimdik ayakta duruyor. Eğer Selimiye olmasa Edirne sahipsiz kalacak, tarihî eserler dışında mânevî kimliği yok gibi. Selimiye Edirne’ye de sahip çıkmış, “Ben buradayım” diyor. Selimiye iyi ki varsın... Seni yapanların ruhu şâdolsun, makamları cennet olsun, inşallah.