“Sekülerleşme” kavramı batıda “insanın din ve Tanrı’nın otoritesinden kurtulması” yani insanın din merkezli değil akıl merkezli hareket etmesi şeklinde vücut bulmuş ve Hıristiyan dünyasında kiliseye karşı ortaya çıkmıştır. Normal şartlarda sebep sonuç ilişkisi bağlamıyla Müslüman toplumu etkilememesi gerekirken; “Sekülerizm”in ortaya çıkışıyla Müslümanların “Mağlubiyet Psikolojisi” yaşadığı dönemin denk düşmesi sebebiyle en az Hıristiyan dünyası kadar İslâm dünyasını da etkilemiştir. Özellikle günümüzde bu etkileşim giderek etki alanını arttırmaktadır. İşin ilginç tarafı günden güne “dindarlaşma”dan “dinden uzaklaşma”yaevrilenMüslümanlar, geçirdikleri değişimin farkında değildir. “Sekülerleşme”, önce zihinsel değişim, ardından bu değişimin sosyal hayatta uygulanması şeklinde tezahür etmekte ve neredeyse toplumun her alanını tehdit etmektedir.
Kılık kıyafetteki değişim, evlilik dışı ilişkilerdeki artış, eş seçimindeki kriterlerin değişmesi, çocuklara verilen isim, oruç tutan, namaz kılan ve Cuma namazına gidenlerin sayısındaki değişiklik, anne babaya itaat ve hitap şeklindeki bozulmalar, tatil alışkanlıklarındaki değişim, LGBT oranındaki artışlar vb., İslam toplumunun giderek dini değerlerden (farkına varmadan, alışarak, kabullenerek) uzaklaştığını göstermektedir.
Kadınların vücut hatlarını belli edecek ve dikkat çekecek şekilde giyinmeleri, başörtüsü takmış kızların örtüleriyle mütenasip olmayan şekildeki kıyafetleri, başı açık kızların da giderek yozlaşması bu değişimi gösteriyor. Ayet ve hadislerde vücut hatlarını belli edecek şekilde giyinme yasak edilmişken, genç kızların buna yönelmesini nasıl izah edeceğiz?
Günümüzde cinsler arasındaki benzeşmenin giderek artması, kadınlarla erkeklerin, konuşmalarında, hâl ve hareketlerinde, giyim kuşamlarında birbirlerine benzeştiği bir süreç yaşanmakta. Hem erkeğin hem de kadınların giyebileceği “üniseks” giysiler çağdaşlık adı altında topluma sunulmaktadır.
Peygamber Efendimiz (sav) “Allahü Teâlâ kadınlardan erkeklere benzemeye özenenlere, erkeklerden de kadınlara benzemeye özenenlere lânet etsin” (Buhari, Ebu Davut, Nesai, Tirmizi) buyurmuştur.
Nâfi şöyle anlatıyor: İbni Ömer ve Abdullah b. Amr, Zübeyr b. Abdulmuttalib’in yanında bulunuyorlardı. Koyun güden bir kadın sırtında ok dağarcığıyla karşıdan çıka geldi. Abdullah b. Ömer: “Sen kadın mısın, erkek misin?” dedi. “Kadınım” cevabı üzerine İbni Ömer, İbnAmr’e döndü ve “Allahü Teâlâ, Peygamberi diliyle kadınlardan erkeklere, erkeklerden de kadınlara benzemeye özenenlere lanet etmiştir” dedi.
İmam-ı Zehebi, “Kitâbu’l-Kebâir” adlı kitabında “Erkeklerin kadınlara, kadınların da erkeklere benzemesini” büyük günahlardan saymaktadır.
Çocuk isimlerindeki değişim oranı da başka bir gerçek. Daha düne kadar “Ayşe, Fatıma, Ahmet, Mehmet, Osman, Ömer, Ali” gibi dini içerikli isimler tercih edilirken artık bunların yerine “Toprak, Duru, Defne, Sude, Berk, Berkecan, Selin, Pelin” vb. isimler verilmektedir.
Peygamber Efendimiz (sav) “Sizler kıyamet günü isimlerinizle ve babalarınızın isimleriyle çağrılacaksınız. Öyleyse isimlerinizi güzel yapın.” (Ebu Davud) ve “Çocuğa güzel bir isim koymak evladın ana-baba üzerindeki haklarındandır” (Beyhaki) buyurmaktadır. “Tirmizi”de geçen bir hadisten anlıyoruz ki Peygamberimiz (sav) çirkin isimleri değiştirmiştir.
“Zina”nın yaygınlaşması da en büyük felaketlerdendir. Karşı cinslerin birlikte olmasını “flört”, “zina”nın da “cinsel ilişki” şeklinde masumlaştırıldığı bir süreç yaşanmaktadır. Kur’an-ı Kerim’de “Mü’min erkeklere söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar. Bu kendileri için çok temiz (bir harekettir)…” (Nur 30) ve yine kadınlar içinse “Mü’min kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) sakınsınlar, ırzlarını korusunlar…” (Nur 31) buyrulmaktadır.
İslam, erkek ve kadının mahremiyet ölçülerine riayet etmeden ve nikâh akdi olmadan zevk ü sefa sürülmesini yasaklamıştır. Bugün topluma bakıldığında bu ölçülerin yıkıldığı görülecektir. Bu tespitlerimizi abartılı bulanlar, okul çıkışlarında kızlı erkekli gençlerin ve her yaşta kişilerin sokakta el ele, sarmaş dolaş hallerine bakabilir.
Anne babaya itaat kültürünün kaybolması, kadının kocasına kocasının karısına karşı tutumları, boşanma oranlarındaki artış, namaz kılma oranlarında ve Ramazan ayında oruç tutma oranlarındaki azalma, Ramazan’da ulu orta yemek yiyenler, büyüklere karşı saygı ve küçüklere karşı sevginin azalması, komşuluk ilişkilerinin zayıflaması gibi sosyal hayatımızı ilgilendiren birçok olay, giderek ideal İslam toplumundan uzaklaşmayı, batıya ve batının değerlerine yönelmeyi ve “Sekülerleşme”yiifâde eder.