Seküler miyiz?

Abone Ol

Son zamanlarda dikkatimi celbeden bir kelime “sekülerleşmek”. Şimdi yerli yersiz bunu kullanırken acaba anlamına vâkıf mıyız?

Sekülerleşmek demek “dinden arınmış hâle getirmek” anlamına gelir. Seküler hayat deyince “dinden arınmış hayat” kastediliyor. Burada mühim olan mesele “dinden ‘arınmak’” yani din necis bir şey de ondan arınılıyor gibi.

Müslüman olan insanın seküler hayatı benimsemesi bu pencereden bakınca mümkün değil gibi görünmekte. Dinden arınmak şöyle dursun belli bir inanca sahip olana Müslüman diyoruz. Peki hayatı yaşamak konusunda bunu ne derece başarabildik?

Hayatımızın akışında İslam bize harita çizer. Biz onun izinde ilerler yönümüzü tayin ederiz. Bu yönlerin namahrem bir ilişkiye çıkması mümkün müdür? İslam’ın çizdiği sınır ve ölçüler neticesinde elbette cevabımız “mümkün değildir” olmalı. Fakat günümüzde bunu aleni şekilde görmekteyiz. Yalnız caddelerde sahillerde değil instagram üzerinde açılan özel hesaplarda dahi bunun bir utanç değil de bir övünç gurur duyuculuk olarak ifşa edildiğini hayretle görüyoruz. Şu halde seküler bir hayata dahil olmadığımızı iddia edebilir miyiz? 

Yasayışta görünmeyen dinin kime faydası olduğu sorusunu soralım. Yalnızca bir giyisi ya da ibadetlerin ritüelleşmiş hali ile insan ne kazanabilir?

Gündemde ne kadar tezatlık varsa sebebi bu sekülerleşme kavramının hayatımıza kusursuzca işlenmiş olması. Özümüze uzaklaşmakla kalmayıp özümüzden utanırken şimdi neredeyse özümüzü reddetme aşamasındayız. Bu konuda çile çeken bir Necip Fazıl yetişmez ise gidişat pek iç açıcı değil. 

İşin tehlikeli boyutu ise alışkanlık kazanmak. Bir nevi kanıksamak. Bu aşamadan sonra olanları fark etmek imkansıza dönüşür. Pişmiş toprağa kuruduktan sonra şekil vermeye çalışırsak kırılır. Elimizde olanı da yitiririz. Bu nedenle vaktinde bir şeyler yapamazsak toprak pişecek. Tabi olanların boyutu bazı şeyler için epey geç kaldığımızı gösteriyor. 

Değişen zamanla savaşacağımız alanlar çoğaldı. Artık yalnız televizyonun yanlış yönlendirmesi değil farklı mecraların olumsuz etkisine maruz kalıyoruz. Bu dönüşümden din de nasibini alıyor. Gençler artık kaynakları okumaktansa sunulanı kabul etmeyi tercih ediyor. İçinden pek çok şey eksiltilmiş üzeri cilalanmış bu yeni olgu ile her şeyi yaşamak serbest oluveriyor. Yani çağ bize seküler bir din sunuyor. Ne demek bu: Dinsiz din. Belli bir şekle hapsolan lakin yaşayışa gelince ateistlerden farkı olmayan bir yaşayış. Her türlü şeyi mubah görebilen ve bununla da övünen.

Belki çoğunuz hatırlamaz Allah’ın bize bir uyarısı vardı: Günahlarımız ile övünmememiz. Günahını saklayan ve bundan pişmanlık duyup tövbe edenin günahı siliniyor. Şimdi mevcut durumda günahtan utanmak şöyle dursun günahı yaşamayanlara zavallı gözüyle bakılıyor. 

İslamcılık hususuna da değinmeyi düşünüyorum. Şu günlerde sıkça duyduğum ve rahatsız olduğum bu kelime yine büyük bir anlam kaymasının sonucudur. Bu hafta seküleri anlamakla uğraşalım. Kaybettiğimiz kavramları geri kazanmazsak toplumun ruhunu kazanmamız mümkün olmaz.

Şimdi her Müslüman aynanın karşısına geçip sormalı: Seküler miyim?