Sendika temsilcileriyle görüştüm… Şeker iş sendikasının yetkilileri. Uzun uzun anlattılar… Şeker elde edilene kadar geçen süreyi, kapsadığı alanı, etkilediği nüfusu uzun uzun dile getirdiler…
Çiftçiden, işçiye… Nakliyatçıdan hayvancılığa kadar uzanan bir yelpazeyi kapsıyor şeker üretimi… Çiftçi ekip biçiyor… İşçiler ter döküyorlar toprağa. Toprak emeği karşılıksız bırakmıyor… Sonra nakliyatçılar devreye giriyor, sonra fabrika süreci.
Ayrışıyor şeker pancarı.
Bir tarafta şeker elde edilirken, diğer yanda hayvanlara küspe dağıtılıyor, maya çıkıyor… Esansta kullanılan kimi kimsayal birleşimler beliriveriyor.
Peki, bu şeker fabrikaları zarar ediyor mu?
Şu an da, zarar eden, ekside olan fabrikanın olmadığı söyleniyor. Yine, on senedir hiçbir işçi alımının olmadığı iddia ediliyor.
Şeker fabrikalarının kurulduğu alanlara bıkın… Binlerce dönüm arazi üzerinde duruyorlar. Bugüne kadar özelleştirilen şeker fabrikalarının alıcıları, şeker üretmekten ziyade, arsalara göz dikmiş durumdalar.
Gerçekten, Türkiye’deki şeker fabrikalarına bir bakın… Kuruldukları yıllarda şehir dışında olan fabrikalar, şimdi şehrin en güzel semtinde boy gösteriyorlar. Arsaları, mekânları çok kıymetli… Birileri için rant kapısı gibi.
Sendikacı arkadaşlar, işin bu yönüne dikkat çekiyorlar.
1923 yılında Uşak şeker fabrikası kuruluyor… Sonra, İstanbul Trakya… Sonra Alpulu… Derken, ülkenin farklı bölgelerine yayılıyor.
Çiftçi üretiyor… Türkiye, dünyanın ortalamasına göre, kendine üst sıralarda yer bulmuş durumda, şeker üretiminde.
Elbet, devlet, kendi asli görevine dönmelidir. Ticaret yapmamalıdır.
Lakin devlet, elini eteğini ticaretten çekerken, bunu milletin menfaati doğrultusunda doğru bir sürece dönüştürmelidir.
Çalışana devredebilirsiniz… İşçiler çalıştıkları fabrikanın sahipleri olabilir… Yahut kooperatiflere bırakılabilir.
Arsa tüccarlarına buralar terk edilmemelidir.
Bütün olumsuz gidişata rağmen, buralar kar eden kurumlar… Yine üretim anlamında, dünya standardını yakalamış vaziyette.
O halde, bu işlemi yürütürken, yeniden yeniden düşünmek gerekir.
Milletin menfaati, ülkenin istikbali neyi gerektiriyorsa o yapılmalıdır. Devlet, elini ticaretten, marketçilikten çekerken, sahayı asıl sahiplerine bırakmalıdır.
O asıl sahipleri, çiftçilerdir, işçilerdir…
Milletin vergileriyle… Milletin alın teriyle kurulmuş… Milletin sermayesiyle yükselmiş fabrikalar, aynı titizlikle ve hassasiyetle değerlendirilmelidir.
Ben yaptım oldu… Ben yaptım bitti, demek yerine, tarafları dinlemek, ondan sonra sağduyuyla hareket etmek en isabetli olacaktır.