Şehrin zarifleri

Abone Ol

Nezaketin duayen ismi M. Recai KUTAN. Cihan-değer olarak zamanımızı, ömrümüzü kendilerinin yanında bulunarak aziz kılan Rabbime hamd ediyorum. Şu dünya hayatında çok az insana nasip olduğunu düşündüğüm zevat-ı kiram ile müşerref olmak, zarifliklerini temaşa etmek rahim-i zülcemalin nadide bir ihsanı olsa gerek.  Kendileri her ne kadar siyasetin “ağabey”i olarak nitelendirilse de ithafımız, mevzusunun mevzisini aştığı kanaatinden böyle bir bahse atf-ı nazar olmuştur. Filhakika bir insanın en bahtiyar halidir aşk makamından seyredenlere hürmet… Hürmet ederim…

İnsanın, toplumun ya da medeniyetin tekâmül etme göstergeleri vardır. Bu gelişmede mayanın sağlam olması çok önemlidir. Zamana atıfta bulunarak “kadim” diye başlarız cümlelerimize. Mayanın bizatihi kendisine, mayalanma sürecine, maya tutmasına özen gösteririz. Tam da insana değiniriz aslında. Kemalinden cemaline, izzetinden inceliğine bir yoldan bahsederiz.

Nezaket, bu yolun en latif, en kıdemli duraklarındandır. Ancak nezaketin teşekkülü, nazenin vücut bulması hayli zordur. O bir anlık, bir olaya matuf münferit bir hadise değil, incelikli bir yaşam yahut kavrayış biçimidir. Uzun soluklu bir kültürün, anlayışın yansımasıdır. Nezaket zaman ister, zaman alır. Ama hikmetlendirir, bereketlendirir, kıymetlendirir; zaman kazandırır.

Nezaketin zaman ile münasebeti modern toplumların pek de ilgisini çekmese gerek. Bir an evvel bitmesi gereken işler, ivediyle belirtilmesi gereken komutlar, hızlıca yenilmesi gereken yemekler, süratle kat edilmesi gereken yollar, çabucak büyütülmesi istenen çocuklar, yetiştirilmesi gereken twitler, daha seri akmasını istediğimiz sosyal ağlar ve niceleri … zarafeti algılayabilir mi? Maalesef vakti çalınan, zamana uyan, zamanı kendisinden sorulmayan insanın en çok nezaketine zeval geldi.

İbni Haldun’a göre bedeviliğin kabalığı, medeniliğin nezaketinden tarihsel olarak önce gelir. Ancak bu öncelik bir öncülük değildir. İnsanın nezakete olan eğilimi temelde şehir hayatı, “başkası” kurumsallaşması ve zamanı artırması, feyizlendirmesi ile ortaya çıkmıştır. Devletin azameti bu minvalde kabalığın vermiş olduğu zorbalıktan değil, nezaketin vermiş olduğu sükûnetten ileri gelmektedir.

Yine her ne kadar barbar toplumlar, sınırlarını hızlı bir şekilde genişletse de medeni saikleri ilga ettiklerinden gittikleri topraklarda kalıcı olamamışlardır. Başkası algısına sahip olmadığından hakka, hukuka, siyasete, özgürlüğe nezaket gösterememişlerdir. Kim kendisine zulmedenin dinine, devletine, tabasına girmek ister? Ancak medeni toplumlar, ilkelliğe tezat ilkelerini hiçbir zaman ellerinden bırakmamışlardır. Ulaştıkları yerlerde insan kıyımı yapmamışlardır. İnsanların yaşam haklarını, kültür birikimlerini, hukuk sistemlerini, şehir hafızalarını ellerinden almamışlardır. Nezaket göstermişlerdir.

Nezaketin her bir terennümü şehre heybet katar. Edebiyattan felsefeye, mimariden eğitime hep bir incelik, hep bir letafet sunar. Endüstri toplumlarının bunu fehmetmesi güçtür ama şehri ilmek ilmek dokuyan bir zarifler zümresinin olması büyük bir lütuftur. İnsanların, toplumun, devletin menfi gidişatı karşısında onlara güzellikte maya çalacak bir irfanın olması büyük bir nimettir.

Nezaket bereketlendirir. 100 metre koşucusu gibi hızlı koşturup çabuk yordurmaz. Bir öğretmene 40 dakikalık bir derste vermek istediğini 10 dakikada verdirir. Bir şairi bir mısraya, bir mimarı bir kata razı eder. Rastgele yedirmez, kaldırmaz, konuşturmaz. Bir ölçüsü, bir kararı, bir hikmeti vardır.

“Toplantı önemli, zaman en kıymetli idi ama nezaketten geçe çalmakta ve nezaketten yavaş ilerlemekteydi. Seremonilerden, tertipli cümlelerden, taltiflerden, latifelerden ortam adeta inceldikçe inceliyordu. Ancak her şey yerli yerinde idi. Her konu yerli yerince görüldü, her mesele yerli yerince çözüldü. Yerli yersiz ne bir ifade ne de bir kimse vardı. İklim-i şahane, mantık-ı âlâ, dört başı mamur idi.  Anladım ki ‘karar alma’ süreçle değil, nezaketle ilgiliydi.”

Günümüzde keşke siyaset de bundan payını alabilse. Korku psikolojisinden çıkabilse. Hain ithamlarından sıyrılabilse. Şahsiyetler fütursuzca ezilmese. Ülke meseleleri tekelleşmeden kararınca konuşulabilse. Şehirlere layıkıyla bakılabilse. Partilerin, toplum kesimlerinin, kimliklerin düşman olmadıkları idrak edilebilse. Yani bir nebze soluklanıp bir estetik, bir ihsan, bir incelik ile nezaketten nasiplenilebilse. Ne güzel olur, ne zarif olur.

Dua: “Allah seni seve, sevdire, sevindire…”