Şehrin kayıp ahalisi

Abone Ol

Uzun zaman sonra bir ilaç bulmak için evden çıkıyorum.

Anadolu yakası sahil bomboş.

Çubuklu yürüyüş yolunda iğne atsanız yere düşmezdi.

Bir tek Allah’ın kulu yok.

Polis bant takmış, rüzgâr koparmış, sallanmakta.

Fakat güvenlik bandını bu güzel havada dikkate almışlar, tek canlı yok.

Zannediyordum ki insanlar, yasağa aldırmazlar.

Zira televizyonlardaki görüntülerde sahiller dolu idi.

Yok, Beykoz’ un ahalisi kurallara tam koro uymuş.

İki delikanlıya rastladım, eczanenin önünde, bir suçlu gibi bakışlarını eğip mahcup, hemen uzaklaştılar.

Oh olsun, siz yaşlılara şiddetli ihtar uygularsanız, alay ederseniz, böyle başınıza gelir işte.

Hava güneşli, Kanlıca sahilde tek balık tutan da yoktu.

Her yeri, belgesel niyetine kaydettim.

Oltaları bekleyen kediler dahi çekilmişlerdi şehrin peyzajından.

İnşallah aç kalmıyorlardır dedim ama çoktan evde, hane sakinleri ile yumaklarla oynuyorlardır muhtemelen.

Hüzünle deniz kenarındaki banka çöküyorum, turkuaz ummana bir iki dakika bakıp eve dönmek için.

Her zaman buradan, kaya balıkları insan yüzleri ile dostlarının elinden ekmek yemek için sudan başlarını çıkarırlardı.

Bugün onlar da yok.

Yanımdaki bankta muhtemelen bir evsiz ya da akşamcı oturmakta, poşetinde birası.

İkindi ezanı başlıyor.

Adam hemen bacak bacak üstüne attığı oturuş formunu değiştiriyor.

Merhamet sahibinde, benim elimdekinden daha büyük deklanşör.

Kaydediyor.

İskender Paşa Camii’nin kilitli kapıları karşısında yüreğim burkuldu elbet.

Sinan eseri bu yapıyı ne kadar severim ama eşiğini geçemiyorum.

Fakat içeriden ses gelmekte.

Muhtemelen bir maşuk, mabedin boynu bükük kalmasın diye hariminde namaz kılmakta, imam da olabilir.

Biz de camiye girelim diye nümayiş yapmadan, türbeye geçip paşaya bir selam verelim dedik.

Oğlu ile birlikte camekânlı türbesinde yatmakta, yanında zarif döşemeli ahşap sedirler; muhtemelen mehtaplı gecelerde o sedirlerde oturup ayışığını seyrettiği çok aşikâr.

Kapısı önünde biyolojik olarak ölmüş, koca gövdesinin içi boşalmış ama yanından verdiği sürgünle, paşa ve ailesine şiirler okuyan ağaçla da selamlaştık.

Fakat iyi ki ilacım bitmiş, Kanlıca iskelesinin önündeki meydanın müdavimi kuşlar bile terk etmiş.

O her zaman çok rahatsız olduğum, karınca kalabalığı insandan azade meydanda kim, kuşlara simidinin yarısını ikram edecek.

Allah’ım, insan ne kadar değerli.

Sanmaktaydım ki şu kalabalık olmasa da, sanat eserlerini doya daya gezsem.

Yanılmışım.

İnsanın olmadığı yerde doğa, belki asırlarca öylece kalacak, her bahar kırlar çiçek açacak, şen şatır bahçelerde gördüğümüz manolyalar, zambaklar, güller etrafı renklendirecek.

Fakat kediler, kuşlar, köpekler, balıklar, bedeninin büyük kısmı erimiş ağaçlar; insanın yasını tutacak.