Şehitlere vefasızlık, saygısızlık, arsızlık…

Abone Ol

İstanbul, Romen tankerin patlama sesi ile irkildiği gibi oldu, o gün.

Beşiktaş’ta patlayan bomba biz Anadolu yakası sakinlerini ayağa kaldırdı.

Sadece İstanbul değil tüm ülkenin yüreği ağzına geldi.

Bir terör örgütünün değil küresel güçlerin, büyük devletlerin eylemi; içinde bulunduğumuz savaşın çok boyutluluğunu gösterdi.

Bir yanda Halep elimizden kayıp gitti.

Öylesine büyük bir savaş platosu kurmuş ki şer güçler, her yandan kan ve ceset fışkırmakta. Ne ki patlamalar, ölen yirmilik fidanlar, kan kusan aileler kadar acı olaylar da yaşamaktayız. Vefasızlık, o gök ekinlerin şehadetine saygısızlık.

Sanki ortada bir tiyatro varmış gibi, sanki o kan gölü içerisinde yüzen polis kaskları ve botları içerisinde kopmuş ayaklarının fotoğrafları bir film sahnesidir.

Haramzadeler olanca husumetleri ile en iğrenç yorumlarda bulundular:

“Tanklarla cima etmekte idiniz, bombaları da durdursa idiniz ya, kahramanlar.”

Gaddarlığın son kertesi, ölen gök ekinlere, iki aylık yetimlere, gencecik dul kadınlara da mı saygınız kalmadı.

Hiç mi insanlığınız yok, siz kimin nesliniz, hangi ayrık otlarısınız ki bunca kıyımı hafife alabilmektesiniz.

Kimisi için de hayat zaten her gün bayram: “Alışverişlere akalım, hayatı durdurmayalım, tiyatroları dolduralım.”

Şuh restoranlarda, kışkırtıcı kadehlerle kolay hayatlarınız sanmaktasınız ki herkeste aynıdır.

Zaten ne zaman bu yoksul milletin derdi ile dertlendiniz ki.

Küçücük kızlar okuyabilmek için vebadan kaçar gibi yoksulluktan kaçtıkları yurt köşelerinde yanıp kül olduklarında varlıklarından haberdar oldunuz. Ancak madencinin cenazesinde, babasının yırtık lastikleri çarptığında gözünüze, anlamaktasınız bir karabasan gibi çöken yoksulluğu...

Bu sefer de öyle oldu.

Beşiktaş’taki terör saldırısında şehit düşen Adem Oğuz ve Mehmet Atacı’nın Adana’daki cenazesinde ön saflarda yer tutan Mehmet Ali, yırtık ayakkabısı ile basının habersizlikten çatlamasına acil kaynak oldu;

“Türkiye o çocuğa sahip çıktı.”

Eskimiş ayakkabıları yırtılmış, sırtında incecik bir yelek olan o çocuk, şehidin teyzesinin oğlu, 12 yaşındaki Mehmet Ali.

Mehmet Ali’nin gazete ve televizyonlara da yansıyan o görüntüsü, birçok kişinin dikkatini çekti. Mahallesinin muhtarını arayan vatandaşlar, küçük çocuğa ayakkabı ve giysi yardımı yapmak istediklerini söyledi.

Mehmet Ali’nin annesi; “Hep içine kapanıktır, hep üzgündür yüzü” dediği oğlunun, kuzeni olan Adem Ağabey’ini çok sevdiğini, “Adem en son oğluma polis kıyafeti hediye getirmişti. Mehmet Ali de bayramda giymişti kıyafetini. Zaten hep yakınlarımızın verdiklerini giyinir benim çocuklarım” dedi. Bir de kızı bulunan anne, çiğköftecide gözleme yaparak geçimini sağladığını aktarıyor: “Günlük 35 TL kazanıyorsam şükrediyorum.

Mehmet Ali’nin ayağındaki yırtık ayakkabıları da teyzesinin oğlu vermişti. Top oynamayı çok sever ama krampon alamayacağımızı bildiği için istemez. ‘Anne biz ne bulursak onu giyeriz’ der.”

Vefasızlık hepimizde.

15 Temmuz’a hâlâ senaryo diyenlerin gözlerine sokun şehitlerin posterlerini.

İşinden lüks arabası ile dönenin karşı bulvarına dikin şehidin gül yüzünü.

Madem her şey tiyatro.

Tiyatrosunun karşısına, tavernanın köşesine, mahallenin girişine, asın resmini şehidin.

Acaba bu edepsizlerin bu laflarını duysalardı yeniden koşarlar mıydı sokaklara, yeniden başlarını gövdelerinden ayıran şarapnel parçalarını bir gül demeti gibi kucaklarına alırlar mıydı?

Rahat evlerinde darbe senaryoydu, tanklar tiyatroydu, ölenler kurmacaydı diyenler, her terör eyleminde, “aman hayat aksın, haydin alışverişe, gezmelere” diyenlerin mahallelerine, asın en çok şehitlerin posterlerini. Bu ne vefasızlık, saygısızlık, arsızlık.

Dayanılır gibi değil.