Şehİt cenazelerinde tüm ülke insanının yüreği yanıyor,
ciğerleri dağlanıyor.
Tabi ki ateş düştüğü yeri yakıyor. Yuvalar sönüyor,
anneler daha mürüvvetini görmeden fidanlarını yirmisinde toprağa veriyor.
Gencecik gelinler, kucaklarında bebekleriyle, yeni
yürümeye başlayan çocuklarıyla yavuklusunu uğurluyor.
Hepsinin ayrı hikâyesi var. Ne kadar anlatırsak anlatalım
acıyı tarif etmemiz de onlar kadar yaşamamız da mümkün değil.
Ne var ki şehit cenazelerinde acıyı hafifletmek yerine,
artıracak törenler yapılıyor. Bugün törenlere ilişkin gözlemlerimizi paylaşmak
istiyoruz.
***
Maalesef son dönemde doğunun her bir köşesinden her gün
şehit haberleri geliyor. Hemen her gün şehitliklerde cenaze törenleri
yapılıyor. Kimlerin ne ihmali var Ne oldu da böyle oldu demiyoruz. O başka bir
yazı konusu.
Şehit cenazeleri genellikle çok kalabalık olduğundan,
normalde cenaze aracında taşınması gereken mesafe uzun bile olsa omuzlarda
mezara kadar götürülüyor.
Naaşın taşınması esnasında teröre tepkilerini gösteren
kimi gruplar tekbir getiriyor, kimisi de onları bastırıp bilindik sloganlar
atıyor.
Sanki beyler cenaze merasimine değil, miting alanına
gelmişler veya maça gelmişler de hakemi yuhalıyorlar.
Protokol ise önden yer kapma derdinde, fotoğraf
karelerinde bulunma telaşında.
***
Şehit de olsa ortada bir ölüm vakası olduğu gözden
kaçırılıyor. Dolayısıyla annesi, babası, ailesi ve yakınlarının olduğu
unutuluyor. Cenaze sahiplerinin kendi ailesiyle, manevi dünyasını yaşamasına
izin verilmiyor.
Şehidin ailesi sanki cenaze sahibi değil de törenin bir
parçası gibi görülüyor. O büyük yürüyüş konvoyunda aile fertleri bitkin
vaziyette, -belki bir ikisi hariç- yaşlı başlı insanlar defnedilecek yere kadar
çoğunlukla yürüyerek geliyorlar.
Hangi kültürden alıntı olarak ve hangi amaçla yapılıyorsa
naaş, kabristana getirilip toprağa verilirken, bir manga asker tarafından,
şehidin ruhuna saygı atışı yapılıyor.
Daha sonra cenaze toprağa veriliyor, ardından herkes
ayağa kalkıyor. Mülki amir o esnada kendisine verilen Türk bayrağını kabrin
yanı başında şehidin babasına takdim ediyor. Şehit babası da o en acılı anında
bayrağı alıp yanında tutmak durumunda kalıyor.
İkinci bir hediye olarak şehidin çerçeveletilmiş
vesikalık portresi, olur böyle şeyler der gibi, çocuğunuzu bu vatana şehit
verdiğiniz için teşekkür ederiz mealinde bir söz ile eline tutuşturuluyor. Bu
hediyeler acıyı azaltmıyor, aksine artırıyor.
Bir başka durum, şehit aileleri birer aksesuar/malzeme
gibi düşünülerek şehidin babası, ağabeyi, kardeşinin yakasına,
televizyonlardaki şov programı katılımcıları gibi yakınlık dereceleri
yazılıyor. Ne için Protokol geldiğinde kolayca tanısın. Niyet iyi olabilir ama
ortaya çıkan tablo, insanın içini acıtıyor.
Bir başka gözlem de çoğunlukla alışık olduğumuz cenaze
sahibinin üstü başı meselesi, bu durum ailenin tabii haliyle kalmalıdır. Düğün
değil ki süslenesin!
Şehit yakınlarının çoğunun, durumu iyi olmayan aileler
olduğunu herkes biliyor. Ancak gördüğüm bir şehit cenazesinde öyle bir şey
yaşandı ki ifade etmekte zorlanıyorum. Oğlu ölmüş baba, alelacele alınıp
berbere götürülmüş, saç ve sakal tıraşı yaptırılmış, öylece cenaze namazına
getirilmiş.
Ne için Basın mensupları gelip kamera görüntüsü
aldığında şehidin babası temiz görünsün diye.
Hani hapishanelerdeki tutukluları ilk önce tıraş ettikleri
gibi. Doğrusu hiç de şık olmayan bir davranış!
Aynı şekilde şehidin çocuğuna asker-polis elbisesi
giydiriyorlar, sanki bayramlık elbise! İnsaf yahu.
Şehidin evine kocaman bayrak asılacak ki garibimin evi
kötü ise büyük bayrak dökük sıva ve boyayı saklasın.
***
Şehit yakınları bir konu mankeni gibi tutsak haline
getirilmemeli, aksine büyük itibar gösterilmelidir.
Çoğu zaman cenaze yakınları tören alanına bile giremiyor.
Sadece babası, annesi ve kardeşinden bir ya da iki isim vali, emniyet müdürü,
belediye başkanı ve milletvekilinin ortasına sıkıştırılıyor.
Onunda dışındakiler arada koruma duvarları olduğu için
çoğu zaman tören alanına bile giremiyorlar. Hele törene bir de üst düzey bir
katılım varsa milletin vay haline!
Şehit cenazeleri, sanki 19 Mayıs törenlerinin yas tutulma
hali gibi. Halk, cenazeye sahip çıkıyor, ancak bunun bir kilise töreni gibi
seremoni olmaktan çıkarılıp inançlarımıza uygun hale getirilmelidir. Acılı bir
hal olduğu asla gözden çıkarılmamalıdır.
Bir mülki amirin sosyal medya hesaplarındaki son 15
gündeki paylaşımlarına baktım. İcraatlarının yüzde 70 i şehitlikle ilgiliydi.
Şehidimizin törenine katıldım, babasına bayrak takdim ettim, kardeşine
sarıldım, ailesinin acısını paylaştım. Mesele şehide sahip çıkmak değil, olayın
törensel boyutunu gerçekleştirmek sanki!
Gavurun bestelediği müzikle şehit uğurlamak! Yeter artık
bitsin bu ayıp! Bırakın insanlar cenazelerini istedikleri gibi tekbirlerle
salavatlarla uğurlasınlar. Top arabasıyla tören mangasıyla cenaze taşımak artık
son bulsun. Bırakın millet istediği gibi cenazesini omuzlasın, son vazifesini
inandığı gibi gerçekleştirsin.
Bu törenleri programlayanların acaba hiç mi insani
yönleri, duyguları yok. Her şey tören, resmi program değildir.
Bir de şehit taziye çadırı var ki, karşı köşedeki kahvede
insanlar heyecanla maç keyfi yapıyor. Televizyonlarda da eğlence programları
seyredilmeye devam ediyor.
Şehit cenazeleri birileri için yürek yakan bir ateşten
çok, istatiksel veri olmaktan öte bir şey değil.
Bu sıralar o kadar çok şehit cenazesi geliyor ki tertip
komiteleri alanlarında uzmanlaşmışlar. Ne var ki bu uzmanlık acıyı hafifletmek
değil; tepkiyi dindirmek ve protestoları önlemeye yönelik.
Şehitlerin cenaze merasimlerindeki dini ve resmi törenler
birbirinden tamamen ayrılarak yapılmalı, bazı şeylerin gözden geçirilmesi ve
şehitlere biraz saygı lütfen