Şehirlerin ruhu

Abone Ol

Tarihe damga vurmuş marka şehirlerin yılların biriktirdiği mimarileri, sokaklarının ve caddelerinin oluşturduğu kendisine ait kimlikleriyle bezenmiş özellikleri vardır. Bu şehirlerin ismi söylendiğinde hemen hafızanıza düşen siluetleri vardır. Bağdat’ın, Şam’ın, Mekke’nin, Medine’nin İstanbul’un tek kareyle özetlenecek siluetleri, yılların getirdiği birikimlerle bezenmiştir. Şehirler içinde yaşayan insanların şehri sahiplenmesiyle ve algılarıyla şekillenir. Sokakları, caddeleri, ana arterleri sürekli canlıdır.

Yaşadığını, hatta kalp atışlarını dinleyebilirsiniz. Şehirde yaşayan insanların sokaklarında, caddelerinde dolaşırken, atmosfere saldıkları nefesleri, ağızlarından çıkan güzel cümleler veya kötü sözler bile şehrin bize sunduğu tüm değerleri, güzellikleri etkiler. Şehri muhafaza etmesi gereken, bir sonraki nesle olduğu gibi, devraldıkları gibi devretmesi gereken yine o şehirde yaşayan insanlardır. Yetkili makamlarda bulunanlardır. Şehrin idarecileri, yerel yöneticileri, o şehirleri korumak, yağma edilmesini önlemek, talan edilmesine fırsat vermemek zorunda olan devletin ta tepesindekilerdir.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan geçtiğimiz günlerde bir toplantıda yaptığı konuşmada diyor ki, “1940’lardan itibaren çarpık yapılaşmanın yanında apartmanlar siteler ortaya çıkmaya başladı. İnsanların sadece başlarını sokacak ev bulma ile çıkan bu yapılaşma artık sona ermeli. Ben yatay mimariden yanayım. İnsan toprağa yakın olmalı. Sadece beton demirlerden oluşan çirkin yapılar yaylalarımızı ovalarımızı bile işgal etmeye başlamıştır. Gördüğüm çirkinliklerden üzüntü duyuyorum. Hep birlikte buna karşı olmalıyız. Kentsel dönüşüm projeleriyle şahsiyetsiz mimari projelere itilmemeli. Sadece rant, kâr, kazanç odaklı anlayışla böyle bir şehir inşası gerçekleştiremeyiz.”

Peki, İstanbul’da yatay mimariyi gerçekleştirmesi gereken, dikey mimariye izin vermemesi gereken belediye ne yapıyor? Maalesef bütün ana arterlerin kenarlarında dikey mimarili rezidanslar, binalar, AVM’ler aldı başını gidiyor. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, zamanında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı da yapmıştı. Kendi döneminden şu ana kadar İstanbul’un silueti nasıl değişti?

Hepinizin bildiği gibi Zeytinburnu’ndan yükselen 16/9 kuleleri, İstanbul’un siluetine sokulmuş bir hançer gibi oldukları yerde duruyor. Bu kulelerin İstanbul’un siluetini bozması dolayısıyla Erdoğan, “Müteahhide söyledim. Yıkılacak” diyordu. 

Şu ana kadar bu çarpık yapılaşmanın ürünü olan rezidans olduğu gibi yerinde kalmış durumda. Sizler iktidardasınız. Devletin tepesindesiniz. Bu kuleleri ortadan kaldırmak öncelikle sizin uhdenizde. “Müteahhide söyledim, üzüntülerimi bildirdim” demekle sorumluluktan kaçamazsınız. 

Çağıracaksınız o müteahhitleri kim ise Gökkafes mi, Zeytinburnu 16/9 projesi mi? Devletin eli sizin o çirkin binalarınızın yıkımına kadirdir. 

Sizin kâr ve rant hevesiyle yaptığınız binaları kökünden söküp, kazandığınız ve harcadığınız paraları size iade edebilmeye de kadirdir. 

“Ben yatay mimariden yanayım” demekle iş bitmiş olmuyor. Sizler şikâyet makamında değilsiniz, icraat makamındasınız. 

İstanbul’un siluetine bir hançer gibi sokulan o binaları kaldırın bakalım!