"Orda bir köy var uzakta,
O köy bizim köyümüzdür.
Gitmesek de gelmesek de,
O köy bizim köyümüzdür."
Ahmet Kutsi Tecer in bu dörtlüğünü hep yadırgamışımdır. Bu anlayış yüzünden, Cumhuriyet in yöneticileri Doğu ve Güney Doğu Anadolu bölgesini ihmal etmişler, onlar da cehalet ve işsizlik yüzünden her türlü istismara açık hâle gelmişlerdir. Ardından da problem terör ve isyan boyutuna ulaşınca, o bölgeye asker göndererek çözüm aranmaya çalışılmıştır. 80 yıl sonra yanlışlık kabul edildi, ama henüz bir şey yapılmadı. "Gidemediğin yer senin değildir" diyen daha doğru düşünüyor. Doğulu ve Güney Doğulu aydınlar başta olmak üzere, bu ihmalde payı olan herkes elini başına koyup düşünmeli.
Yakın zamana kadar, çok okuyan değil, çok gezen bilir şeklinde bir söz vardı. Artık bilgi çağının küçülttüğü dünyada çok gezen değil de bilinçli olarak okuyarak gezen insanların çok şey bileceği bellidir. Elbette dünyayı ve insanları tanımak için insan hem gezmeli, hem de okumalıdır. Yurt içi ve yurt dışı gezilerimde, her zaman gezeceğim yerler hakkında önceden bilgi sahibi olmayı önemli bulmuşumdur. Tarih kadar şehirlerin kimliğini temsil eden mimarisi ve tabiat da insana çok şey öğretir.
Türkiye nin her yerini değil, ama benim için önemli olan tarihi ve kültürel değeri olan şehirlerin pek çoğunu gezdim, hâlâ gezemediğim veya yeniden gezmek istediğim pek çok şehrimiz var. Fakat özel programlar hariç, fazla dolaşmayı sevmeyen bir mizaca sahibim. Galiba yerleşik olmakla ilgili bir husus... Ama seyahat yapın şifa bulursunuz hadis-i şerifine uyarak, bazen amaçsız seyahate çıkarım...
Herkesin beş şehri başka
A. H. Tanpınar ın tesadüfen tanıdığı ve bir zaman yaşadığı şehirlerle ilgili Beş Şehir adlı kitabı, bu şehirlerin ruhunu ortaya koymaya çalışmaktadır. Onların tarihi, mimarisi, folkloru ve yetiştirdiği şahsiyetleri ele alan bu kitap, şehir monografisi bakımından dünya edebiyatında kendine has bir yere sahiptir. İstanbul, Ankara, Konya, Bursa ve Erzurum şehirleri, Tanpınar ın perspektifinden çok farklı yanlarıyla ortaya çıkar. Bu şehirlere bir estet gözüyle bakabilirsiniz.
Bununla birlikte, Anadolu yu gezen veya tanıyan herkesin kendine göre bir beş şehri olduğunu söyleyebiliriz. O bakımdan bana göre Anadolu yu değerlendirmek için Konya, Kayseri, Sivas, Malatya ve Erzurum u tanımak yeterli olabilir. Bu şehirlerin ortak değerleri artık İstanbul da görülebiliyor ve Ankara ya bunların ortak tavrı yansıtılabildiği oranda bu ülke demokratik olabilir kanaatindeyim. Çünkü bu şehirlerin harcında Selçuklu ve Osmanlı nın vazgeçilmez değerleri vardır.
Çeşitli vesilelerle gezdiğim Anadolu şehirleri içinde özel bir yeri olan Konya, maddi, manevi ve kültürel iklim bakımından çok önemli. Mekke ve Kudüs gibi kutsal değil, ama İstanbul gibi kutlu şehirlerimizden biridir. O yüzden de "Gez dünyayı gör Konya yı" sözü çok anlamlıdır.
Son yıllarda sürdürülen ağaçlandırma ve sulama çalışmaları Konya nın fiziki iklimini değiştirmiş ve her taraf Meram havasına kavuşturulmuş... Zaten Mevlâna dan ötürü burada var olan mânevi iklimi, fiziki ve kültürel bakımdan daha da geliştirilerek yaşanır hâle getirenler, şehircilik bakımından örnek işler yapmaktadırlar. Hepsini yürekten kutluyorum.
Parti, dernek, basın ve cemaat faaliyetleriyle her bakımdan aşiret zihniyetine doğru savrulan Türkiye nin kalkınması ve demokratikleşmesinın şehir kültürünü geliştirmeye bağlı olduğunu ve bunun da Konya daki gibi tüm Anadolu şehirlerinde seferberliğe dönüşmesi gerektiğine inanıyorum.
Bu arada, Arif Nihat Asya nın "Konya Mevlâna demek" mısraında ifadesini bulan öncü şehirlerimizin sahib-i beldeleri sayılan şahsiyetler kadar bugün yaşadığı şehre sahip çıkan bir şehrin sahiplerini de hiç ihmal etmemek gerektiğini ifada edelim. Çünkü "şerefi l-mekân bi lmekîn" ise, bu yalnız geçmişi değil, bugünü ve gelecekte bu şehirde yaşayacak insanları da kapsayacak niteliktedir.
Bir dönem "Konya nın Kültür Bakanı" gibi sıfatlarla anılan ve ülkemizin çok sayıda kültür ve sanat adamını ağırlayan Ahmet Köseoğlu nun rehberliğinde gezdiğimiz Konya da hem maddî ve hem de mânevi iklim gerçekten değişiyordu. Burada bulunan ve Konya Belediyelerinin desteğinde faaliyetlerini sürdüren kültür kuruluşları yanında, T. Yazarlar Birliği nin Konya Şubesi, Belediye ile Selçuk Üniversitesi mensuplarının yardımıyla Türkiye çapında kültür faaliyetlerine imza atıyor. Buradaki bir gezi sırasında Dr. Mustafa Güçlü, Konya da yok olan kültür mirası sayılabilecek mimari eserlere hayıflanırken, ben de Kayseri de benzer bir felâketin yaşandığını söyledim. O kendi şehri için, ben de kendi doğum yerim için eleştiriler sıraladım. Fakat her seferinde birimiz ötekini teselli etti...
Sivas ta ve Erzurum da tarih ve kültür mirası sanki kendi kaderine terkedilmiş gibi yüz üstü duruyor. Vukufsuz müdahalelerle eski eserleri yıkma seferberliği yerine ehlini beklemeleri daha iyi
Bir şehrin sözcüleri
Erciyes dergisinin yöneticisi Nevzat Türkten ile Bekir Oğuzbaşaran, Muhsin İlyas Subaşı ve Murat Yerlikhan gibi dostlarımızla buluşmalarımızda her zaman kültür yayınları ana gündemimizdir. Belediye Başkanlarımızdan Şükrü Karatepe ve Bekir Yıldız gibi dostlarımızla Kayseri kültürü eksenli konuşmalarımız dertleşmeden yeni yayın müjdelerine dönüşür. Türkiye nin her tarafını saran bir yozlaşma döneminde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi nden sonra Konya ve Kayseri gibi Anadolu Belediyelerinin kültür yayınları ile kültüre verdikleri destekler gerçekten örnek olacak niteliktedir.
Pek çok Anadolu şehrinde kitap ve dergi yayınının sürdürülmesi, bu yayınların Ankara, İstanbul gibi büyük şehirlerimize seslerini duyurmaları çok önemli. Fakat bunların uzun ömürlü olması çok önemlidir. Nevzat Türkten in tek başına Erciyes gibi bir kültür dergisini 30 yıl yayınlaması, başka şehirlerimize örnek olacak bir hizmet. Konyalı Mustafa Ataman ın 75 yıl süren basın hizmeti gibi...
Kayseri müftüsü rahmetli Abdullah Saraçoğlu Hocaefendi için Erciyes dergisinde yapılan özel sayı çevresindeki çalışmalar, onun evrâk-ı metrûkesini gözden geçirmek, benim için gerçekten ufuk açıcı şeyler olmuştur. Böyle kendini yaşadığı bölgenin insanlarına vakfeden şahsiyetleri unutmamak ve genç nesle örnek olmaları için hayat tecrübeleriyle şahsiyetlerinin anlatmak gerçekten önemlidir.
Anadolu nun adını andığım beş şehrinde ve o şehirlerin ortak değerlerine bağlı şehirlerinde, bu millete hizmet vermiş şahsiyetlerle ilgili kitapların, dergi özel sayılarının yayınlanması her zaman saygı ile anılacaktır. Çünkü böyle şahsiyetlerle bir şehrin ruhu ve tabii olarak milletin inancıyla ruhu arasında benzerlik var. Bunları önemsemeyen bir şehrin sahibi, sözcüsü ve tabii öncüsü olamaz
Bütün bunları doğru değerlendirebilmek için, aydın ve yöneticilerimiz pek çok şehrimizi çeşitli vesilelerle gezip görmeli, gezdikleri şehrin tarihi ve aktüel kimliği ve bu kimliğe mührünü vurmuş eserlerle şahsiyetleri iyi tanıtılmalıdır. Yoksa ezbere konuşan mektepli batıcılardan bir farkımız olmaz.
Hindlilerin "milletin babası" olarak andığı Mahatma Gandhi, ülkesinin pek çok bölgesini gezdiği gibi, ölmeden önceki günlerde Bengalce öğrenmeye çalışıyordu. Kimse tanımadığı halkı anlayamayacağı gibi tanımlayamaz ve de yönetemez. Aklın yolu bir olduğu halde, kolaycılığı seçenler dünyayı görmezden gelir... Sonunda gerçekler suratında tokat gibi patlar, kendine gelmesi de zor olur.
Bin yıllık Anadolu şehirlerinin özelliklerini, tarihi kimliğini bilmek, bu ülkede yönetici olan herkes için son derece önemli. Yalnız politikacı değil, sanatçı ve sanayici için de ülke şartlarıyla Anadolu insanını tanımak hem bir zaruret, hem de mecburiyet. Bunları dikkate almayan politikacıya kimse itibar etmez. Bu şehirlerdeki halkın büyük çoğunluğu sağduyu sahibidir ve macerayı sevmez...
Başta İstanbul olmak üzere, Konya, Kayseri, Sivas, Ankara, Bursa, Bilecik, İznik, Edirne, Amasya, Manisa, Afyon, Erzurum, Erzincan, Mardin, Batman, Bayburt ve Samsun gibi gezebildiğim şehirlerimizi seviyor; Maraş, Urfa, Van ve Diyarbakır gibi şehirlerimizi de bir an önce görmek istiyorum. Güneydoğu edebiyatının da bir an önce canlandırılması gerektiğine inanıyorum. İzmit, İzmir, Çanakkale, Tekirdağ, Trabzon ve Ordu gibi sahil şehirlerimiz bende çok farklı iz bırakmışlardır.
Evet, "Gidemediğin yer senin değildir"... Bu ülkede ne zaman herkes her yere gidebilir ve bizden geri olan Hindlilerin ülkelerini gezebildikleri rahatlıkla biz de ülkemizin her bölgesini gezmeye alışırız, o zaman kalkınma her alanda gerçekleşir. Elbette her yer bir olmaz; İtalya nın Güneyi ile Kuzeyi arasında da farklar var, ama bizimki gibi felaket boyutlarında değil. Yalnız Doğu ile Batı arasında değil, bazen iki şehir arasında çok fark var. Bunları makul düzeye indirebilirsek gelişebiliriz.