ŞEHİRDE RUH SAĞLIĞI

Abone Ol

YAPILAN bir araştırmaya göre 2050 yılına kadar nüfusun

yüzde sekseni metropol şehirlerde yaşayacak. Bundan elli altmış yıl öncesine

gittiğimizde aksine nüfusun yüzde sekseninin köylerde yaşadığına rastlarız.

Yüzyılda yaşanan bu değişimin sebebi ne olabilir.

Köylerden ilçelere oradan da şehre akın var. Şehirlerden

büyük şehirlere. İnsanlar büyük merkezlerde toplanmaya başladı. Büyük şehrin

büyük bir anlamı mı var ya da insanları başına toplayan şey nedir

Terk edilen yerden göç etmeye sevk eden bazı nedenler

var. İş, konfor, para ve itibar başlıca sebepler arasında. Şehirde var olan ve

kırsalda bulunmayan sadece bu sebepler olabilir mi Aranılan başka şeylerde

olmalı. Mesela boşluk duygusu ya da anlam arayışı.

Üstad Sezai Karakoç, Doğuda bir baba vardı şiirinde

kentin meşum yapısına vurgular yapar. Altı evladını büyük şehre göndermiş bir

baba vardır. Şehir altı oğlunu yutmuş ve sıra yedinci oğula gelmiştir. Yedinci

oğul tehlikeye karşı temkinlidir:

En büyük Batı kentinin en büyük meydanında / Durdu ve

tanrıya yakardı önce / Kendisini değiştiremesinler diye

Şehrin insan üzerinde meydana getirdiği değişim

kaçınılmazdır. Toplum piyasa şartlarıyla bir değer oluşturmuş ve bireye uyması

için dayatmıştır. Kişi farkına varmadan uyum gösterir zira uyumsuzluğun riskini

göze alamaz.

Kırsaldan şehre göç sebepleri arasında manevi ya da

ruhsal bir iyilik isteği öne çıkmıyor. Şehirde yaşama arzusu, daha çok modern

yaşama arzusu ve daha çok konfor. Fakat şehirde yaşayan ve bu imkânları farklı

düzeylerde elde edenlere baktığınızda arayışın devam ettiğini görürüsünüz.

İnsan fıtri olanı terk etme üzerine kurulu bir tutum

sergiliyor. Tabiata küsmede diyebiliriz. . Tabiatla insan arasındaki gizemli

bağ zayıfladı. İnsanın bugün şehre ilgisi anlamlı karşılıklar içermiyor.

Şehirde yaşayanlara memnuniyet durumu sorulduğunda, Daha

sakin bir yerde yaşamak isterim diyenlerin sayısı az değil. Şehirden köye göç

edenler şimdilik önemli sayıda olmasa bile bu fikri zihninden geçirenlerin

sayısı hayli kabarık. Kimi imkânsızlık nedeniyle kimi de göze alamadığı için bu

planı geleceğe erteler.

Yerinden, yurdundan, konumundan, bedeninden ve kendinden

hoşnut olmayan insan manzaraları. Mevcut ölçüsünden zayıf bedene, pişirilen

yemekten paketlenmiş gıdaya, konuşuyor olmaktan bakıyor olmaya varana kadar

yaygın bir değişim parametreleri var.

Köyde, kırsalda ya da şehirde insan neden tatmin olmaz ve

aradığı nedir Bir can sıkıntısı, ruhsal tatminsizlik ve boşluk duygusu.

Trafik, gürültü ve kalabalık; şikâyet edilen ne varsa insandan bir şeyler alıp

götürüyor. İnsan kendini sadece konuşarak tatmin ediyor.

İnsanın ruhsal yapısı ya da fıtratı bugünkü şehrin yükünü

kaldıracak türden değil. İnsan teni ve bedeni doğaldır. Yapay bir eklenti

yoktur. İnsan tenine dokunan hava kadar ruha (cana) dokunan bir nefes olmalı.

ŞEHİRDE ANLAM

BOŞLUĞU

DAHA çok insan, daha çok bina...

Şehirler, insan yüklendikçe insanda bir şeyler eksilmeye

başladı. Bu denli kalabalıkta yaşama isteğinin arka planında karşılık bulmayan

sorular var. İhtirasla istenen şey benlik yarışı. Benliğin öne çıkması ve

itibarın artması.

Mevcut şehirleşme biçimini batıdan aldık. Batıda kutsal

şehir yoktur. Doğuda mabet şehrin merkezindedir. Şehrin anlamıdır ve aynasıdır.

Batıda insan ve toplum merkezdedir, doğuda merkezde Allah

vardır. İnsanın her hal ve imkân içinde anlam bulacağı kutsalı vardır. Başlıca

soru/n anlamsızlık. Yaşadığı anlamsızlığı örtmek için bir başka anlamsızlık

arayışı içinde insan. Buna manadan uzaklaştıran avuntular da diyebiliriz.

Modern anlayışlar, insanı anlam arayışından kurtaran avunacağı oyuncaklar icat

ediyor. Mağazalar bu e-oyuncaklarla dolu. Şimdilik bastırılmış olan bu duygu

ile sükûnet sağlanmış gibi görünüyor.

BEYAZ ADAMIN 3+1

KUTUCUKLARI

AMERİKA DAKİ yerli kabile reisi Tuiavii büyük kentleri

gezdikten sonra izlenimlerini yazar. Burada bir kısmına yer vereceğiz. (Beyaz

adamın) sağı, solu, altı, üstü hep taşlarla örtülüdür. Barınağı dikine duran

taş bir sandığı andırır, çok sayıda gözü olan delik deşik bir sandığı.

Beyaz adam, yaşamını kutular arasında geçirir. Günün

hangi saatinde olduğuna göre ya o kutuda ya bu kutudadır. Kimileri ormana,

güneşe ve bol ışığa özlem duyar, ama böyle düşünenlere genellikle hasta gözüyle

bakılır. Eğer bir kimse bu taşlar arasındaki yaşamdan hoşnut değilse, şöyle

denir: Bu anormal bir insan! Bu da aşağı yukarı şu anlama gelir: Bu adam

Tanrı nın insanlar için neyi uygun gördüğünü bilmiyor.

Beyaz adamın cadde dediği bir yarık vardır. Sert

taşlarla kaplı bu yarık, çoğu kez bir ırmak kadar uzundur. İnsan bu taş

yarıklarının içinde sabahtan akşama dek koşuşturmaktan alıkoymaz kendini. İşte

bütün bunların hepsi: yani kalabalık taş kutular, taş yarıklar, oraya buraya

uzanan binlerce ırmağın içindeki insanlar, gürültü, kargaşa: ağaçtan,

gökyüzünün mavisinden, temiz havadan, bulutlardan yoksun, kapkara kumlar ve

dumanlarla kaplı yerler beyaz adamın kent adını verdiği şeylerdir. Acaba o,

yarattığı bu taşlarla övünüyor mu Hiçbir anlamı olmayan, onu hasta eden pek

çok şeyi yapar; üstelik bununla da yetinmeyip bir de bunları ödüllendirir,

üstüne maniler dizer.