Şehirde köylü olmak!

Abone Ol

Son elli altmış yılda toplumsal dinamiklerin yerinden oynamasıyla birlikte, değer yargıları aşınmaya ve tartışılmaya başlandı. Bunların başında “şehir ve köy” gibi mekânlarla bağlantılı “şehirli ve köylü” şeklindeki kullanımlar gelmektedir.

Şehir nedir, köy neresidir; şehirli kimdir, köylü kimdir İnsanların “şehirli” ve “köylü” oluşlarını, kim / kimler belirliyor Kim, hangi kriterlere göre birilerine “şehirli”, birilerine “köylü” diyor Şehirde doğmuş olmak “şehirli olmak” için yeterli midir “Şehirlilik” doğuştan mı kazanılmaktadır yani irsî midir

Köy”de yaşayan insanlar, suç işliyorlarmış gibi sürekli olarak “köylülük”le mi itham edileceklerdir Böyle bir söylem kime ne kazandıracaktır Bir insan “köy”de doğmuş, orada büyümüş ve orada yaşıyorsa suçlu mudur ki onu “köylülük”le itham edelim

İnsan için “şehirlilik” bir meziyetse, “köylü” köyünde “şehirli” olabilir mi Yoksa köylülük ve şehirlilik “mekân”la mı mukayyettir Köyde şehirli, şehirde köylü olunamaz mı Meselâ günümüzde “şehir”de yaşayan o kadar çok “köylü” var ki saymakla da “anlatmak”la da bitmez.

Gerçekten “şehirli” değil de “şehirli olduğunu sanan kişiler”, köyden şehre gelmiş kişilerin şehre uyum sağlamak adına yaptıklarını sayıp dökerek, köyündeki gibi giyinmesini istiyor. “Şehre uyum sağlamak” için giydiği kıyafet biçimini “ideolojik mesaj” olarak görme yetkisini nereden alıyor “Bunların niyetleri kötü” diyor. “Bunlar şehri ele geçirmek istiyorlar” diyor. “Şehirli olmak” “niyet okumak” mıdır Yıllardır niyet okumalar, bırakınız şehri ülkemizi yaşanmaz hale getirmedi mi

“Köylü” “şehirli”ye kızıyor, şehirli köylüye! Bazı yöreler ve beldeler turistik amaçla da olsa “şehirli”yi istemiyor. Buna bizzat şahit oldum. Ev veya arsalarını “şehir”den gelenlere satmıyorlar. Hasbelkader biri bir ev alıp orada yaşamaya başlasa bile, “mahalle baskısı” ile karşılaşıyor.

Kabul etmek zorundayız ki bugün köylerde, televizyonların “rating” adına ürettikleri ürünler yüzünden her türlü dejenerasyon yaşanır hale gelmiştir. Yalan dolan, hile, dedikodu, aymazlık, büyük küçük tanımama, saygısızlık, ahlâksızlık almış başını gitmiştir. Birçok insan bu yüzden köyünden kaçmaktadır. Bunları görmezden gelmek de mümkün değildir.

Köylülük ve şehirlilik tartışmasının sonu yoktur ve bu bir çıkmaz sokaktır. Onun için böyle bir tartışmaya taraf olmanın da kimseye faydası olmaz. Çünkü köylülük de şehirlilik de bir “mekân” olmaktan öte bir “zihniyet meselesi”dir. Özellikle günümüzde bunun mekânla ciddi anlamda bir ilgisi de kalmamıştır. Artık şehirle köy iç içe geçmiştir.

Bugün genel nüfusa oranla köyünün dışına çıkmamış insan sayısı oldukça azdır. Türkiye nüfusunun yüzde sekseni şehirlerde yaşamaktadır. 25 Kasım 2012 günü sabah kuşağında TRT1 televizyonunda İstanbul Üniversitesi Dişçilik Fakültesi öğretim üyesi bir hocanın verdiği istatistikî bilgiye göre, ülke nüfusunun yüzde yetmişinin düzenli bir şekilde diş fırçası kullanmaması gerçekten şaşılacak bir şeydir. Onun için şehirlilik ve köylülüğe farklı bir açıdan bakmak gerekir.

“Şehirlilik” bir mekân olmaktan öte bir “medeniyet” ifadesi ve göstergesidir. Buralar, fıtrî değerlerin öncelendiği, kendi dışındaki insanın da “kendisi” kadar yaşamaya hakkı olduğunun kabul edildiği, “dar mekânlar”ın “birlikte paylaşıldığı” ve başkalarını rahatsız etmeden yaşanan yerlerdir.

Şehirlilik ayrıntıdır, inceliktir; kitap ve kitaplılıktır, okumaktır, düşünmektir, yeni şeyler icat etmek, yeni şeyler yapmaktır. Şehirlilik “özür dilemek” ve “teşekkür ekmek”tir. Şehirlilik itmek kakmak değil, nezaketin bütün unsurlarında “dil”i kullanarak “söz söylemek”tir. Şehirlileşmiş yani medenîleşmiş bir insan, adına ister “şehir” ister “köy” denen mekânlarda yaşasın hiç fark etmez. Çünkü onun yaşam tarzı medeniyeti öncelemek ve öyle yaşamaktır.

Şehirlilik dakikliktir. Şehirde zamanın her anı değerlidir. Koşar gibi yaşamak şehrin doğal temposudur. Bütün insan ilişkileri saate, dakikaya göre tanzim edilmiştir. Şehirde “minibüs” olmaz. Şehirde toplu taşıma vasıtaları otobüs, tiren, tramvay, vapur, metro, metrobüs gibi araçlardır. Bunların da kalkış ve varış saatleri programlıdır.

Köyde ise traktör aynı zamanda bir ulaşım vasıtasıdır. Diğer bir ulaşım vasıtası ise minibüstür. Onun da kalkış ve varış saati hiç belli olmaz. Çünkü evlerinden çıkıp gelecek kişiler beklenir. Gelecek olanın da bekleyenin de zaman problemi yoktur. Acele edene de, “Ne acelen var, uçağı mı kaçıracaksın ” diye mukabele ederek dalga geçerler!

Şehirlilik temiz ve uyumlu giyinmektir. Hem kendi gönül ve göz zevkine hem de başkalarının göz zevkine hitap eder. Kimse kimsenin giydiğine bakmaz, sadece güzelliği görüp takdirini belirtir. Kendisi ne kadar önemli ise başkalarının da o kadar önemli olduğunu kabul ettiği için bu düşünceyi eyleme dönüştürmeye çalışır. Günümüzde köy, nüfusça küçük bir yerleşim birimidir. Orada yaşanılan yerin şartlarına göre hayatlarını çok düzenli bir şekilde tanzim etmiş insanlar vardır. Köylülüğü “cahillik” ve “görgüsüzlük” ile özdeşleştirme dönemi gerilerde kalmıştır. Aksine cehalet, şehirleri istilâ etmiştir. Medenî olmanın, şehirli olmanın engelleri cehaletten kaynaklanmaktadır. Artık cehalet Kadıköy’dedir, Bakırköy’dedir, Mecidiyeköy’dedir.

Cehaletin ürünü olan açıkgözlülük, fırsatçılık, fesatçılık, açgözlülük, saygısızlık, bedavacılık, kapkaççılık, görgüsüzlük, uyumsuzluk, geçimsizlik, saygısızlık, sonradan görmelik, bencillik vb. hususlar cahilin özellikleridir. Ne yazık ki bunları şehirde yaşayanlarda da, köyde yaşayanlarda da görmek mümkün hale gelmiştir.

Şehirde “köylü olmak” köye de zulümdür. Çünkü köy, her şeyin en tabii olanını yemek, içmek ve yaşamaktır. Köy arı ve duru yaşamanın, saf ve temiz olmanın tezahür ettiği bir yerdir. Hak hukuk ayrıntısına kadar tahakkuk eder; saygı, sevgi, yardımlaşma, koruma ve kollama köylünün en doğal özelliklerindendir. Kimse yaptığı iyiliği başa kakmaz, hatta adını bile andırmaz/dı. Ancak “köy kaçkını birtakım açıkgözler” şehre geldikten sonra köyü ve köylüyü de, şehri de şehirliyi de kirletmişlerdir. Maalesef cehaletin adı “köylülük” olmuştur.

Hz. Peygamber’in bir hadisi konumuzun hâtimesi olsun: Vedâ haccında Mina’da irat ettiği bir hutbesinde, “Sakın benden sonra hâl-i küfürdeki bedevîlik hayatınıza dönüp de birbirinizin boynunu vurmaya kalkışmayınız.”