Şehir planlayamama!

Abone Ol

Şehir planlamamız çok acayip. Daha doğrusu bir şehir

planlaması anlayışına sahip miyiz, değil miyiz, bilemiyoruz. Neden Çünkü elde

bir örnek, bir numune, bir emsal teşkil edecek eser yok. Daha da doğrusu her

şeyi çok iyi bilen, kerameti kendinden menkul idarecilerimiz, yöneticilerimiz,

şehir planlamasını işin uzmanlarından daha iyi bildiği sürece debelenir dururuz

yani.

Ama TOKİ yeni şehirler kuruyor geçerli bir argüman

olamaz. TOKİ nin ürettiği konutların, şehirlerin yapıldığı şehirlere ne kadar

da uyumlu olduğu, estetik ve kullanışlılık olarak nasıl bir değer kattığı hayli

tartışmalı görünüyor. İşin ilginci, bir şehir üretme iddiasına rağmen,

yapaylıktan, boş bir araziye konmuş uzay mekiği gibi durmaktan öteye

geçmiyor. Bu üretimi yerleşimlerin hiçbir ruhu yok, dokusu yok, insani bir

detayı yok, çevreyi hesaba katan bir tarafları hiç yok!

Aynı şekilde, uydukent mantığıyla üretilmiş

yerleşimlerin, toplu konutların da çoğu böyle değil mi Başarılı sayılabilecek

( o da uydukent mantığı içinde başarılıdır, yoksa şehre bir kimlik, estetik,

bir değer katma açısından yine tartışmalı) birkaçı dışında, bu uydukentler, bu

toplu konutlar, şehre uyum sağlayamamış, emanet duran yerler olarak çıkıyor

karşımıza. En başarılı örnek olarak gösterilebilecek Ataşehir veya Başakşehir

gibi örnekler bile yapaylıktan, iğretilikten, kente değer katamama ve estetik

olarak bir şey vaat edememekten mustarip değiller mi

Devlet eliyle şehir kurmak, ağıt üzerinde ihtiyacı

olanları ev sahibi yapmak amacı düşünülünce kulağa hoş geliyor. Ancak,

şehirlerimizin tarihi ve kültürel özelliklerini ve dokusunu yansıtmaktan uzak,

Batı şehirlerinin üçüncü sınıf banliyölerinin bize uyarlaması şeklindeki

siteler eliyle de bu iş olmuyor. Hele ki, şehir planlaması unsuru göz ardı

edilince hiç uymuyor.

Misal Başakşehir. Kesinlikle şehir planlaması nasıl

yapılmaz konusunda bir tez olacak, ders olarak okutulacak bir örnek. Yeni bir

yerleşim, hatta yeni bir ilçe kuruyorsunuz ama onu da ulaşımı birkaç tane cılız

yoldan vererek yapıyorsunuz. Yetmiyor, şehrin merkezine alabildiğine uzak bir

noktaya, alabildiğine izole olarak konumlandırıyorsunuz. Hadi, yer yoktu, ondan

çok uzağa konumlandı diyelim. Yahu, bu nasıl bir şehir planlamasıdır ki, sanayi

sitelerinin arasından geçerek yerleşim alanına ulaşılıyor!

Bu ne demek Yerleşim yerinde oturanların sabah-akşam,

düzenli olarak sanayi sitelerinin ürettiği trafiğe muhatap olmaları demek. Bu,

yerleşim yerinin sakinlerinin en basit bir yerden bir yere gidebilme

çabalarında, sanayi sitelerinin arasından geçmek zorunda olmaları demek. Yani,

yerleşim yeri merkeze yakın ve kolay ulaşımlı, sanayi siteleri ise meskun

mahallere daha uzak bir yerde olmalı değil midir normalde   Bunun tam tersini yaparak her şeyi karman

çorman etmek, başlı başına bir şehir planlayamama örneği sayılmaz mı

İşin ilginç yanı, 2 katlı bitişik nizam yapılardan ve

alabildiğine geniş bahçelere sahip onlarca sanayi sitesi, adeta ideal bir

yerleşim yeri olabilirmiş pekala. Benzer nitelikte, gerekiyorsa biraz daha

fazla katlı ancak tam da bu yerleşimde bir konut alanının çok daha insani

olacağı gibi bir durum var açıkça. İnsanları ise 10 katlı, göstermelik bahçeli,

caddesi, sokağı sadece gelip geçmeye yarayan, yapay yerleşimlere hapsetmek ise

bizim gerçeğimiz.

Sanayinin yapılması gereken yere konut, konutun yapılması

gereken yere ve gerektiği şekille de sanayi sitesi yapıyoruz işin özeti.

İsteseniz bu kadar ters bir şeyi yapabilmeniz mümkün olmaz. Tam bir ders

niteliğinde bir başıbozukluk!