Şehir planlamamız çok acayip. Daha doğrusu bir şehir
planlaması anlayışına sahip miyiz, değil miyiz, bilemiyoruz. Neden Çünkü elde
bir örnek, bir numune, bir emsal teşkil edecek eser yok. Daha da doğrusu her
şeyi çok iyi bilen, kerameti kendinden menkul idarecilerimiz, yöneticilerimiz,
şehir planlamasını işin uzmanlarından daha iyi bildiği sürece debelenir dururuz
yani.
Ama TOKİ yeni şehirler kuruyor geçerli bir argüman
olamaz. TOKİ nin ürettiği konutların, şehirlerin yapıldığı şehirlere ne kadar
da uyumlu olduğu, estetik ve kullanışlılık olarak nasıl bir değer kattığı hayli
tartışmalı görünüyor. İşin ilginci, bir şehir üretme iddiasına rağmen,
yapaylıktan, boş bir araziye konmuş uzay mekiği gibi durmaktan öteye
geçmiyor. Bu üretimi yerleşimlerin hiçbir ruhu yok, dokusu yok, insani bir
detayı yok, çevreyi hesaba katan bir tarafları hiç yok!
Aynı şekilde, uydukent mantığıyla üretilmiş
yerleşimlerin, toplu konutların da çoğu böyle değil mi Başarılı sayılabilecek
( o da uydukent mantığı içinde başarılıdır, yoksa şehre bir kimlik, estetik,
bir değer katma açısından yine tartışmalı) birkaçı dışında, bu uydukentler, bu
toplu konutlar, şehre uyum sağlayamamış, emanet duran yerler olarak çıkıyor
karşımıza. En başarılı örnek olarak gösterilebilecek Ataşehir veya Başakşehir
gibi örnekler bile yapaylıktan, iğretilikten, kente değer katamama ve estetik
olarak bir şey vaat edememekten mustarip değiller mi
Devlet eliyle şehir kurmak, ağıt üzerinde ihtiyacı
olanları ev sahibi yapmak amacı düşünülünce kulağa hoş geliyor. Ancak,
şehirlerimizin tarihi ve kültürel özelliklerini ve dokusunu yansıtmaktan uzak,
Batı şehirlerinin üçüncü sınıf banliyölerinin bize uyarlaması şeklindeki
siteler eliyle de bu iş olmuyor. Hele ki, şehir planlaması unsuru göz ardı
edilince hiç uymuyor.
Misal Başakşehir. Kesinlikle şehir planlaması nasıl
yapılmaz konusunda bir tez olacak, ders olarak okutulacak bir örnek. Yeni bir
yerleşim, hatta yeni bir ilçe kuruyorsunuz ama onu da ulaşımı birkaç tane cılız
yoldan vererek yapıyorsunuz. Yetmiyor, şehrin merkezine alabildiğine uzak bir
noktaya, alabildiğine izole olarak konumlandırıyorsunuz. Hadi, yer yoktu, ondan
çok uzağa konumlandı diyelim. Yahu, bu nasıl bir şehir planlamasıdır ki, sanayi
sitelerinin arasından geçerek yerleşim alanına ulaşılıyor!
Bu ne demek Yerleşim yerinde oturanların sabah-akşam,
düzenli olarak sanayi sitelerinin ürettiği trafiğe muhatap olmaları demek. Bu,
yerleşim yerinin sakinlerinin en basit bir yerden bir yere gidebilme
çabalarında, sanayi sitelerinin arasından geçmek zorunda olmaları demek. Yani,
yerleşim yeri merkeze yakın ve kolay ulaşımlı, sanayi siteleri ise meskun
mahallere daha uzak bir yerde olmalı değil midir normalde Bunun tam tersini yaparak her şeyi karman
çorman etmek, başlı başına bir şehir planlayamama örneği sayılmaz mı
İşin ilginç yanı, 2 katlı bitişik nizam yapılardan ve
alabildiğine geniş bahçelere sahip onlarca sanayi sitesi, adeta ideal bir
yerleşim yeri olabilirmiş pekala. Benzer nitelikte, gerekiyorsa biraz daha
fazla katlı ancak tam da bu yerleşimde bir konut alanının çok daha insani
olacağı gibi bir durum var açıkça. İnsanları ise 10 katlı, göstermelik bahçeli,
caddesi, sokağı sadece gelip geçmeye yarayan, yapay yerleşimlere hapsetmek ise
bizim gerçeğimiz.
Sanayinin yapılması gereken yere konut, konutun yapılması
gereken yere ve gerektiği şekille de sanayi sitesi yapıyoruz işin özeti.
İsteseniz bu kadar ters bir şeyi yapabilmeniz mümkün olmaz. Tam bir ders
niteliğinde bir başıbozukluk!