İş yapmayı, icraat yapmayı sadece inşaata, yol yapımına
odaklamak ve bunu meşrulaştırmak için de mesela yol medeniyettir türü
vecizeler üretmek, meselenin gerçek boyunu tartışmayı engelliyor. Kimse kalkıp
da altyapı yatırımlarına, yola, meskene ihtiyaç olmadığını iddia etmiyor. Bazı
inceliklere dikkat çekmek isteyen herkesin toptancı bir yaklaşımla medeniyet
veya yatırım karşıtı ilan etmek, durumu daha kısır döngüye itiyor.
Şayet bugün adamakıllı bir şehircilikten bahsedemiyor,
onun yerine insanların ve kamunun yararını ön plana almak yerine ranta odaklı
bir zihniyetten şikayet ediyorsak, ortada çok ciddi bir sorun var demektir.
Şehir, üst üste yığılmış beton yığmalarının toplamı değildir mesela. Veyahut
hiçbir şekilde üzerine kafa yorulmamış, insan ihtiyaç ve duyarlılığı göz önüne
alınmamış birtakım inşaatların oluşturduğu bir yapılar çöplüğü de olmamalıdır.
Bugünün yapılaşma ve şehircilik anlayışı, insanı ve kamu yararını hiçbir yere
koymuyor, tamamen yok sayıyor.
Öyle olmasa, tek ölçüt olarak arazi rantı görülmezdi
herhalde. Şehri, sahip olduğu tarihi ve kültürel dokusuna, insan yaşayışına
göre değil de metrekare fiyatına odaklı bir yaklaşımla ele almak yüzünden, çok
katlı kibrit kutuları önümüze şehir kuruyoruz diye konulabiliyor. Hiçbir
estetiği olmayan, şehrin tarihi ve kültürel niteliğine hiçbir şekilde uymayan
absürd betonlar, zorla hayatımıza sokuluyor. Bu zihniyet şehri, şehirlerimizi
öldürüyor aslında.
İstanbul un yeni teşekkül ettirilmiş, sonradan yapılma
ilçelerinden birisine gitmek için sanayi sitelerinin arasından geçmek
zorundasınız mesela. Aynı şekilde çıkmak için de tabii. Sanayi sitelerinin
insanları karşıladığı ve daha sonra konutlara ulaşılan bir şehircilik şaheseri
yani. Komşusu olan ilçelerle hiçbir bağlantısı olmayan, caddesi, sokağı
bulunmayan, sadece mantar gibi türemiş sitelerin olduğu bir şehir! Bir ilçe
düşünün ki, semti yok! Yapay olarak inşa edilmiş ve marka şehir diye
insanlara yutturulmaya çalışılan bir siteler adası! Bu zihniyetle şehir
kurmanın neticesi, sanayi sitelerinin içinde geçip konutlara ulaşmak oluyor.
Merkezi boşaltıp yüksek rant getirecek camlı, şatafatlı
iğrenç gökdelenlere veya saçma sapan isimli sitelere yer açmak, şehrin
kimliğini de siliyor haliyle. İngiliz futbol kulübü Arsenal in Londra daki
Highbury Stadı (Londra da olduğuna göre metrekaresi de ucuz değildir), tarihi
bir yapı olduğu için yıkılmıyor ve yapının mimarisi korunarak konuta
dönüştürülüyor mesela. Futbol sahası bölümü avlu ve bahçe gibi kullanılmış.
Sonuç itibariyle, kendilerine ait bir eseri bir şekilde korumuşlar. Bizde böyle
bir şeyi düşünmek bile imkansız.
Benzer bir durum burnumuzun dibindeki Yunan adaları için
de söylenebilir. Kaş ın burnunun dibindeki Meis adası, eski ve nadide yapıları
gözü gibi koruyup adanın dokusuna zarar verecek binalara izin vermiyor. Adeta
bir müze gibi şehrine sahip çıkan Yunan kadar olamayan biz ise, Kaş ta her
tarafa apartman dikmeyi ve güzelim yerin canına okumayı marifet biliyoruz. Aynı
şekilde, Mersin den Erdemli ye giden yol üzerinde yapılan güya tatil siteleri
de benzer rezaleti gözler önüne seriyor. Bildiğiniz 10 katlı apartmanlar sahil
yolunun canına okuyor. Elbette ki bu çarpık kafa, sadece sahillerde değil. Bu
zihniyetin örneklerini, diğer şehirlerimizde de görmek mümkün.
Bursa siluetinin canına okuyan ve çok katlı bir duvarı
andıran toplu konut fecaati, işte bu sözümona yeni ve çarpık zihniyetimizin
nişanesi. İnsana ve şehre saygı duymayan, ne kadar çok kat çıkarım da nasıl
daha fazla kazanırım ın hesabını yapan kafa, hiçbir inceliği ve estetik kaygıyı
da dikkate almıyor.
Halbuki, Osmanlı şehirlerinde varolan haddini bilme,
nezaket ve mütevazilikten biraz nasiplenseler keşke. Bir binanın girişini,
penceresini, kapısını Osmanlı-Selçuklu sentezi diye abuk subuk bir şekilde
yapıp tarihe saygı gösterdiğini sanan kafa, bu gidişle şehrin öleceğini artık
anlasa. Binaların, sokakların, caddelerin, semtlerin de bir ruhu olduğunu
kavrasalar keşke. Mesela, eski evlerde kapıdaki misafirin cinsiyetini belli
eden iki farklı tokmak gibi veya kuşları bile düşünen kuş evleri gibi küçük ama
anlamlı detaylara bir kafa yorabilseler. Ama rant hesabından hiçbir şeye fırsat
kalmıyor ve standart bir aileyi 47 metrekare bir yere tıkıştırmayı şehir kurmak
algılayabiliyorlar maalesef.