Şubat ayı şehitler ayı olması hasebiyle bir süreliğine itikadi konuları işlemeye ara vererek şehitlerimizden bahsetmeye başladık. İskilipli Atıf Hoca ile başlayan bu yazı dizimiz bu gün Hasan el-Benna ile devam ediyor. Hasan el-Benna bir âlim, bir davetçi, bir ıslah önderi ve bir hareket lideri olarak sadece Arap halklarını değil tüm İslam dünyasını etkilemiş ender şahsiyetlerden birisidir. Dolayısıyla da bütün yönlerini bir köşe yazısında anlatabilmenin imkânı yoktur. Bunun için bu gün onun tek bir yönüne, tasavvufla tanışmasına ve ona ilgi duymasına kısaca dokunacağız.
Hasan el- Benna, Hilafet sonrası ortaya çıkan ilk diriliş hareketlerinden birisi ve en etkilisi olan İhvan-ı Müslimin Harekâtının kurucusudur. Dinî ve ilmî yönden köklü bir aileye mensuptur. İlim öğrenmeye çok küçük yaşlarda kendisi bir hadis âlimi olan babasının yanında başlamış ve daha çocuk denecek yaşta ilim ve takvada çok büyük mesafeler kat etmiştir. 14 yaşında, girdiği ilk öğretmen okulunda okurken Şazelî Tarikatı’nın Hassafiye kolu ile tanışmış ve oraya intisap etmiştir.
Hasan el-Benna Şazeliyye Tarikatı’nın Hassafiye koluna intisabını hatıralarında (özetle) şöyle açıklıyor:
“Namazları kıldığım küçük mescitte Hassafiyye tarikatına bağlı kişileri görmüştüm. Her gece yatsı namazından sonra Allah’ı zikrediyorlardı. Akşam ile yatsı arasında Şeyh Muhammed Zehran’ın derslerine ısrarla devam etmekteydim. Onlarla beraber Allah’ı zikretmek için meclislerine katılan gençlere gösterdikleri alçakgönüllülükleriyle zikir halkaları beni kendisine çekiyordu. Sonunda bu meclislere, bu halkalara devam etmeye başladım.”
“Hassafiyye tarikatına bağlı kardeşlerle beraber oturup kalkıyor, her gece Tevbe Mescidi’nde onlarla birlikte olmaya gayret gösteriyordum. Fakat henüz tarikata girmek üzere kimseye biat etmemiştim. Onların (Sufilerin) ıstılahıyla ifade edecek olursak, daha henüz bir muhibdim.
“Yanılmıyorsam şeyhle ilk karşılaşmam 4 Ramazan 1341 tarihinde ikindi namazını müteakip bir Pazar günü gerçekleşmişti. Bu tarihte Şâzelî tarikatının Hassafiyye koluna intisap ettiğim ve ondan vird ve vazifelerini aldım.”
“Allah Teâlâ Şeyh Seyyid Abdulvahhab’ı bize dokunan hizmetleri dolayısıyla en güzel bir şekilde mükafatlandırsın. Onun sohbetinden çok büyük ölçüde istifade ettim. Ben gerek şeriatı yaşayışında, gerekse bir tarikat şeyhi olarak yaptıklarında hakkında hayrından başka bir şey işitmiş değilim. Kendisi şahsiyetiyle, irşadı ve mesleğiyle çok ayrı bir özelliklere sahip birisiydi.”
“Müslüman Kardeşler Cemiyeti kurulup yaygınlık kazanıncaya kadar şeyhimiz Abdulvahhab ile olan ilişkilerimiz en güzel şekilde devam etti. Müslüman Kardeşler konusunda onun kendine ait bir görüşü, bizim de ayrı bir görüşümüz vardı. Herkes görüşünün gereğini yaptı. Samimi ve seven bir müridin, âlim, amil, takva sahibi, öğüt verip öğüdünü ihlasla yerine getirmiş, irşadını en güzel bir şekilde gerçekleştirmiş olan bir şeyhe duyduğu bağlılığı şu ana kadar ona karşı duymaktayım. Allah, bize yaptığı bu hizmetleri dolayısıyla onu en iyi bir şekilde mükâfatlandırsın.”