“O şehitler, Allah’ın kendilerine bağışladığı nimetlerle sonsuz bir mutluluk duyarlar. Arkalarından gelecek olup, henüz kendilerine katılmamış olan mücahit kardeşleri adına da, ‘Onlara hiçbir korku yok, onlar asla üzülmeyecekler’ müjdesiyle sevinirler.” (Al-i İmran 170)
Müslümanlar, ölmek için yaşarlar. Gerçek Müslümanlar, Allah yolunda ölmek için yaşarlar. Ne diyordu büyük kumandan Halid Bin Velid… Sizin dünya hayatını sevdiğiniz kadar şehadet arzulayan bir ordu ile geldim. Öyle ya lütfedip(!) Kur’an-ı Kerim’i okuyan her Müslüman bilir ki: “Allah yolunda öldürülseniz ya da başka bir şekilde ölseniz, şunu bilin ki, hiç şüphesiz Allah’ın bağışlaması ve rahmeti, kâfirlerin dünyada kalıp topladıkları her türlü menfaatten daha hayırlıdır.” (Al-i İmran 157) Ku’ran-ı Kerim’in insanlığa kazandırdığı ruh ile tarih boyunca nice zalime diz çöktürülmüş nice kâfirin küfrüne son verilmiştir. Bu yolda milyonlarca mücahidimiz gözünü kırpmadan canını feda etmiş, yüzbinlerce ocağımız sönmüştür. Ancak yine Müslümanlar bilirler ki; “Allah yolunda öldürülenlere sakın “ölüler” demeyin. Çünkü onlar diridir, fakat siz farkında değilsiniz.” Bakara 154. ayet-i kerimesi mucibince insanoğluna, ölüm nasıl hak ise, Allah yolunda öldürülene de ölümsüzlük haktır.
Müslümanlar bilirler ki; yaratan, yaşatan, donatan, olduran, öldüren ve kendine döndüren yalnızca Cenab-ı Hak’tır. Bilirler ki, onun izni olmadan kuş uçmaz, kervan göçmez. Bilirler ki; yarın yapılacak işin, biraz sonra atılacak adımın, şuan alınan nefesin teminatı Cenab-ı Hak’tır. Müslümanlar bilirler ki; yerin, göğün sahibi cenabı haktır. Jüpiter diye isimlendirdiğimiz gezegenin, levrek diye bildiğimiz balığın, lavanta diye tanımladığımız güzel kokulu bitkinin var olma sebebi Cenab-ı Hak’tır. Müslümanlar bilirler ki; ana rahminde bize hayat bahşeden, ruh üfleyen ve evlatlarımızı hatta evlatlarımızın evlatlarını da aynı yol ile yoktan var eden, varlığından haberdar eden Cenab-ı Hak’tır. Yani Müslümanlar olarak biz biliriz ki: “Bizim namazımız, ibadetlerimiz, hayatımız ve ölümümüz ancak ve ancak âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.” (Enam Suresi, 162)
Tarihin her aşamasında, evlatlarını kundaktan itibaren şehadet arzusu ile büyüten analar, Müslümanlığın teminatı olmuştur. O analar, abdestsiz yemek yapmazlar. O analar saatlerce Kur’an-ı Kerim okurlar. O analar kayadan kavi imana, pamuktan yumuşak bir kalbe sahiptirler. O anaların alnı secdeden kalkmaz. O anaların elleri duadan inmez. O analar okurlar, okuturlar, okunurlar.
O analar yeri geldiğinde evde, yeri geldiğinde tarlada yeri geldiğinde mektepte hatta gerekirse cephede görev alırlar! O analara göre; Allah için yaşasın, Allah için ölsün diye evlat yetiştirilir. Yoksa evlada tahammül etmenin ne manası kalır… Vatana, millete, ümmete faydası olmayan evladı; beslemenin, büyütmenin ne manası kalır... Batılın karşısında Hakkın yanında durmayan, zalimi gerekirse kas kuvveti ile yere çalmayan, Allah için şehit olmayan evladın ne manası kalır!
Peki, bizde durum nasıl? Bizim anneler kolay kolay şehadet istemez… Evladını bakkala gönderirken güvenemeyen anne, şehadet istemez. Sabah namazına kaldırmaya kıyamayan anne, şehadet istemez. Yemeyip yediren, içmeyip içiren, çocuğunun bir dediğini iki etmeyen anne şehadet istemez. Hayatı dünyadan ibaret sayan, çocuğu ile ahireti hiç konuşmayan şehadet istemez. Hayattaki yegâne amacının, çocuklarının mutluluğu olduğunu düşünen anne şehadet istemez. Namaz kılmayan anne şehadet istemez. Saatlerce sosyal medyada dolaşan anne şehadet istemez. Modayı takip eden anne şehadet istemez. Üç kitap okumayan anne şehadet istemez. Hele Kur’an-ı Kerim’i okumayan hiç istemez. Neden ve nasılsın sorularını sormayan anne, şehadet istemez. Cihat etmeyen, şehadeti istemez. Şubat’ın anlamını bilmeyen şehadet istemez. Hasan El-Benna’yı, Malcolm’u, İskilipli Atıf’ı tanımayan anne şehadet istemez. Şehadet istemeyen anne evlat yetiştiremez. Allah için ölmeyi göze alamayan evlatlar, Allah için yaşamayı göze alamazlar. Mundar olurlar… Günümüzde olduğu gibi...
Biz eskiden zorlanıyorduk gençlere bu şehit yetiştiren anneleri anlatırken… Şimdilerde işimizi kolaylaştı elhamdülillah. Artık zorlandığımız yerde sürekli başvurduğumuz bir tabir var. Gazzeliler gibi… Gazze gibi… Her konuda… Mevzubahis gerçek Müslümanlık olan her konuda örnek verebildiğimiz yegâne millet… Kahraman Gazze ehli… Gazze anneleri, o anneler işte... O anneler ki, şehit olmuş evladının naaşını iki eli arasında semaya doğru kaldırarak haykırırlar! Razı mısın ya Rabbi! Sen benden ve evladımdan razı ol ya Rabbi! Evladımın canı yoluna kurban oldu! Sen bizden razı mısın ya Rabbi! İsyan yok. Kendini yerden yere vurmak yok. Gitti evladım diye ağlayıp sızlama yok. Aklında tek bir şey var. Şehadet… Şehitlik… Şehitler…
Rabbim bizlere evladına atanmaktan önce şehadeti telkin edecek anneler nasip eylesin… Rabbim bizlere şehadetin idrakine varabilmeyi, onun rızası için yaşamayı ve ölmeyip nasip eylesin…