Bugünlerde bu cümle çok kullanılıyor:
“Biz seferden sorumluyuz, zaferden değil!”
Bu doğru olan cümleyi doğru olarak anlıyor muyuz acaba
Seferden sorumlu olmak neleri kapsar
Yaptığımız işin bir cihad olduğunun bilinci ile başlar seferimiz. Niyet, cihada ve sadece Allah rızasını kazanmaya yapılacaktır. Seçimlere biz “hayra davet, iyiliği emr ve kötülükten nehy” görevimizi yerine getirmek için ve kazanmak niyetiyle gireriz. Bu niyet bizi başkalarından ayıran en önemli ölçüdür. Yani şan şeref için, makam mevki için, ihale için, kendine ve çevresine istihdam sağlamak için, ideolojisini öne geçirmek için, nefsini tatmin etmek için, hemşehrilik sorumluluğu veya benzer niyetlerle seçimlere giren diğer grup ve partilerden işte bu temel niyetimizle ayrılırız.
Cihadın önce mal ile yapılması, sonra bedeni cihada sıra gelmesi kaidesini iyi biliriz. İmkanlarımız nispetinde yapacağımız cihadı planlayan ve organize eden teşkilatlarımızın maddi eksiklerini gideririz. Bunu yaparken imkanlarımızın sınırına kadar maddi katkıda bulunmayı kendimize görev sayarız. Kendi bağlı olduğumuz teşkilat kademesinin maddi ihtiyaçlarının öncelikle bizim tarafımızdan karşılanması gerektiğinin şuurundayız.
Seçimlerin gerektirdiği bütün çalışmaları planlarız. Teşkilatımızdan gelen bütün emir ve tavsiyeleri uygularız.
Çalışmalarımıza başlamadan önce abdestli bulunmaya, temiz ve itinalı giyinmeye dikkat ederiz. O gün hangi çalışmaları yapacaksak, bunları bize kolaylaştırmasını ve bize başarı nasip etmesini Allah’tan isteriz.
Yapacağımız görev ne kadar çalışmamızı gerektiriyorsa o kadar güç sarf ederiz. “Gücümüzün yettiğince çalışmak” prensibini asla ihmal etmeyiz. Bunun üzerimize bir görev olduğunu unutmayız.
Kimse ile kavgaya veya münakaşaya girmeyiz. Tatlı dili, güler yüzü asla terk etmeyiz. Tebliğimizi yumuşak bir dille yaparız. İnsanları ikna etmeye değil, usulüne uygun olarak tebliğ etmeye görevli olduğumuzu unutmayız. Sözlerimizin etkili olmasını Allah’tan isteriz. Kalplerin sahibinin yalnız Allah olduğunu biliriz. Hiç bir peşin hüküm taşımadan insanlara yaklaşırız.
Teşkilatımızın çağrılarına daima kulaklarımız açık olur. Gidebileceğimiz uzaklıkta bir konferans mı var, bir miting mi var, mutlaka katılmaya çalışırız. Biliriz ki çok çalışmak, etkili çalışmak yetmez; bu nevi toplantılar ve mitingler bir güç göstergesi sayılır. Bu çağda güçlü gözükene daha çok itibar ediliyor. O halde toplu güç gösterilerine katılmaya büyük özen gösteririz. Böylece Milli Görüş’ün mitingleri en kalabalık, en hareketli ve en heyecanlı mitingler olarak ilgi çeker.
Gazetelerimizi ve diğer yayınlarımızı mutlaka alır, okur ve okuturuz.
Yaptığımız çalışmaların etkili olmasını Allah’tan dileriz.
Bizler seferimizin zafere dönüşmesi için elimizden gelen tüm çabalarımızı sonuna kadar kullanırız.
Bu şekilde başından sonuna kadar her çaba tarafımızdan usül ve kaidelerine uygun olarak gösterilir.
Aslında bu çabaları sarf etmeye muvaffak olmamız, bizim zaferimiz demektir. Amel defterimize yazılan “haseneler” bizlerin şahsi zaferlerimizdir.
Seçim sonuçları ile ilgili zafere gelince:
Bu bizim şahsi çabalarımızın çok ötesinde bir takım şartların bir araya gelmesi ile Allahımızın nasibi neticesinde oluşacaktır.
Söz konusu şartların içinde toplumumuzun, bizim hedeflediğimiz ve gelmesi için her türü çabayı sarf ettiğimiz yönetime layık olup olmaması da vardır. Bu konu yüce Rabbimizin takdiri dairesindedir.
Biz “seferden sorumluluğu” bu şekilde anlarız.
Zafer ise Allahımızın takdir ettiği zamanda nasip olacaktır.
Seferin hakkını vereceğiz bu sefer,
Zafer Allah’tandır, bize düşen sefer!..