Seçim sonucu yapılan açıklama, değerlendirme ve yorumlar, farklı ağızlara ve gerekçelere rağmen, iki kavrama ve dolayısıyla demokrasiye tam bir temel oluşturur gözükmüyor. Bu görüşümüzü sadece 22 Temmuz seçim sonuçlarına bakarak ileri sürmüyoruz. Yakın tarihlerde yazdığımız yazıların bazılarında demokrasi bağlamında halk (demos) ile seçmen olgularının, her ne kadar demokrasiyle bağlantılı olsa da, demokrasinin özü ve yerleşip gelişmesi bakımından ayrı anlamları işaret ettiklerini dikkatlere sunmaya çalışmıştık. Meselâ 08.06.07 tarihli yazımızın başlığı "Seçmen, Halka Karşı"ydı. Aynı konuyu değişik açılardan irdeleyen "Demokrasi ve Halk", "Demokrasi ve Ahlâk", "Halkı Temsil Etmek", "Demokrasi Skolastikleri" yazılardı. Biraz daha eski tarihli çeşitli yazılarımızda "siyasi parti"lerin demokrasinin vazgeçilmez unsurları olarak tanımlanmış olsalar da, devlet ve iktidar olgularını hukuk çerçevesi içinde özümlememek sonucunda "parti devleti", "totaliterlik" ve bağlantılı olarak "oligarşi" biçiminde ortaya çıkmalarının imkân dahilinde olduğuna dikkat çekmiştik. Çünkü Türkiye de siyasî kültürün bilinç altında ahlâk özlü bir algılamayı hâlâ özümleyebildiğinden söz etmenin gerçekçi olmadığıdır. Üstelik iktidar algılaması ciddi bir şekilde kaba güce kadar varan bir sınır belirsizliğini içinde barındırmaktadır. Batı yöntem ve ölçütlerinde bu kavram ve olguları siyaset kültürümüze aktaran yaklaşımlar önünde sonunda "dogma" mahiyetinde kalmakta, dolayısıyla değer ve yargıların oluşturulmasında yanlış bir konum kazanmaktadırlar.
Kanaatimizce, özellikle 22 Temmuz seçimi bağlamında, halk ve seçmen kavramları belirgin bir tarzda ayrışmış gözükmesine rağmen, ısrarla aynı anlama gelir biçimde değerlendirilmektedir. Seçimin yapılış biçim ve sonuçları temel alınarak demokrasinin geliştiği yorumuna ulaşılmaktadır. Doğrusu bu tarzda ortaya konulan yorum ve değerlendirmelerin "seçmen" kimliğini temel önerme alarak vardıkları sonucun, Formel mantık ölçütlerinde doğru görünmesinin olgu-gerçekliğine aykırı olduğu düşünülebilir. "Seçmen" kimliğine dayalı her seçimin demokrasiyi içerdiği yanılgın bir anlayıştır. Bir defa seçmen kimliği herhangi bir şekilde yapılmış yasal düzenlemelerin ihdas ettiği yasal bir özne olabilir. Bu özneyi kuran unsurlar ve şartları değişkenlik gösterebileceği gibi, karşıtlıkları da içerebilir ya da barındırabilir. Sözgelimi, geçmiş dönemlerde bazı ülkelerde olduğu gibi, seçmen kimliğini kuran unsurlar arasında belli bir miktarın üzerinde vergi ödemiş olmak sayılabilir.Ya da onsekiz, yirmibeş yaş gibi biyolojik unsurlara bağlanabilir.
Öte taraftan belli bir toplumda yasal düzenlemeler, uygulanan ekonomi politikalar aracılığıyla toplumsal grublar hedeflenen amaçlar doğrultusunda iktidara bağımlı veya onu destekleyici seçmen kimliğine dönüştürülebilir. Nitekim, bir anlamda, 22 Temmuz seçiminde toplumun en üst gelir grubuyla en alt gelir grubunun oyunun iktidar partisinde oydaşması örnek olay olarak zikredilebilir. Çünkü uygulanan ekonomi politikası gelir dağılımını adalet ölçüsüne göre değil, kendini destekleyici olma gereğine göre oluşturmuş ve uygulamıştır. Seçim kampanyası sürecinde bunun böyle olduğu açıkça gözlemlendi. "Erzak paketi", "kömür torbası", yoksulluğun kırbacıyla oluşturulmuş seçmen kimliğinin adeta simgesine dönüştü.
Ayrıca seçmen kimliği demokrasilerde olduğu kadar, totaliter sistemlerde de karşılaşılan bir kimliktir. Hitler i ortaya çıkardığı gibi, Hüsnü Mübarek ya da Castro ya da payanda olabilmektedir.
Onun için halkın varlığı demokrasinin olmazsa olmaz şartıdır. Seçmen, her zaman için halk demek değildir ama halk her zaman seçmen olma istidadına sahiptir. Bundan dolayı seçmenin yığın veya kitleye dönüşmesi mümkün ve olağandır ama halk böyle bir dönüşmede asliyetini kaybeder.