12 Eylül rejiminin kafasında sağı ve solu temsil eden iki partili siyaset olsa da, CHP’liler SODEP’i, AP’liler BTP’yi, MSP’liler RP’yi kurmuştu. CHP’nin daha önceki lideri Bülent Ecevit, siyasete küsmüş, CHP’den istifa etmişti. Ecevit, bu kararı parti yöneticilerine danışmadan aldığı için CHP kadrolarında şok etkisi meydana gelmişti. CHP’liler onu partiyi en zor gününde terk etmekle suçlarken, o ise CHP’li kadroların askeri yönetime karşı çıkmadığını, kendisini yalnız bıraktığını düşünmekteydi. İktidarda bir askeri cunta varken siyasete dönmenin yarar getirmeyeceğine inandığını söylüyordu. Oysa kendisi ilk başta, darbede askerin suçu yok demişti. Arayış dergisi çıkaran Ecevit, daha sonra 1985’te eşi Rahşan Ecevit ile birlikte DSP’yi kuracaktı.
Ecevit’siz kalan CHP’liler İsmet İnönü’nün oğlu Erdal İnönü önderliğinde Sosyal Demokrat Parti SODEP’i kurdular. Eski parti adıyla parti kurmak yasak olduğu için CHP adını kullanamıyorlardı. Ancak CHP’nin yerine Halkçı Parti’yi kurduran 12 Eylül yönetimi Erdal İnönü dâhil pek çok ismi veto ederek partiyi seçime sokmadı.
Perde arkasında Demirel'in bulunduğu, başına da emekli Orgeneral Ali Fethi Esener'in getirildiği Büyük Türkiye Partisi BTP de seçime sokulmadı. Evren Paşa, Esener Paşa'yı dinci olduğu için veto ettiklerini söyledi.
BTP kurucuları, kuruluşundan bir gün sonra gerçekleşen büyük katılım töreniyle, askeri oldukça tedirgin etmişti. AP kadrolarının eskiye oranla daha büyük bir güçle iktidara gelmesi ihtimali göz önüne alınarak, 31 Mayıs 1983 günü MGK’nın 79 sayılı kararıyla parti kapatıldı. Dört ay süreyle, içlerinde Demirel, Cindoruk, Çağlayangil olmak üzere toplam 20 siyasetçi Zincirbozan’da mecburi ikamete gönderildi. Ecevit ve Baykal da kurulacak sol partilere etki etmemeleri için Zincirbozan askeri kampa gidenler arasına dâhil edildi.
Ancak partinin kapatılması ve uygulanan zorunlu ikamet, Demirel ve ekibi için caydırıcı olmadı. Zincirbozan yolunda giderlerken yola bakan Demirel, “Doğru Yol” partisinin adını verdi ve Zincirbozan’da DYP için fikir tartışmaları yapılmaya başlandı. 23 Haziran 1983 resmen kuruldu ve Ahmet Nusret Tuna ilk DYP genel başkanı oldu.
12 Eylül sonrası kapatılan diğer bir parti olan Milli Selamet Partisi, Ali Türkmen liderliğinde 19 Temmuz 1983 tarihinde Refah Partisi adıyla 31 kişilik kurucu kadro ile kuruldu. Ancak Refah Partisi’de Milli Güvenlik Konseyi’nin 79 sayılı bildirisine takıldı. Kurucularının Millî Güvenlik Konseyi tarafından birkaç defa veto edilmesi sebebiyle, kadrosu kanunların öngördüğü zamanda tamamlanamadığından 1983 seçimlerine katılamadı. Daha sonra kurucu üyeler arasından veto edilmeyen Ahmet Tekdal parti başkanlığına getirildi.
MHP lideri Türkeş hâlâ hapishanede olduğundan, MHP’liler Anayasayı hazırlayan Danışma Meclisi içinde yer alan ve anayasanın tümüne ret oyu veren tek isim olan Mehmet Pomak, MHP kadrolarının kurduğu Muhafazakâr Parti’ye lider seçildi. Parti, Milli Güvenlik Konseyi tarafından 26 Temmuz 1983 tarihinde genel başkanı da dâhil yapılan vetolarla seçim yarışından men edilse de, partinin yeniden teşkilatlanması gecikmedi. Parti ikinci olarak Ahmet Özsoy başkanlığında teşkilatını kurdu, fakat 16 Ağustos 1983 tarihinde aldığı vetolarla seçim yarışına katılamadı
Milli Güvenlik Konseyi veto yetkisini sadece herhangi bir partiden aday olanlar için değil, bağımsız adaylar içinde işletildi ve bu dönemde 428 bağımsız aday veto edildi.
Toplamda 672 veto vardı. Askeri yönetim 1683 milletvekili adayından 672'sini vetolamış, seçime sokmamıştı.
Seçime girecek partiler olan MDP'den 74, Anavatan'dan 81, HP'den 89 aday veto yemişti.
MDP’den Tercüman yazarı Ergun Göze, Demirel'in Anadolu Ajansı Genel Müdürü Atilla Onuk da veto yiyenler arasındaydı.
Böyle MGK uygun gördüğü "yeni tip politikacıları" da belirlemiş oldu. Artık seçime gidilebilirdi. MGK’nın iki partili seçim planı işlemedi. MGK, Turgut Özal’ın ANAP’ı kurmasına ve seçime girmesine engel olamadı. Batı dünyası ve ekonomik çevreler Özal’ın yanındaydı. Ayrıca Bülent Ulusu hükümetinde ekonomiden sorumlu görev verdikleri Özal’a hayır demek abes kaçacaktı ama dış güçlerin etkisi daha fazlaydı.
İstemeye istemeye Özal’ın parti kurmasına ve seçime girmesine izin verdiler. Fakat çok da önemsemediler. Aslında Erbakancı, takunyalı, tarikatçı diye düşündükleri Özal’a şans tanımıyorlardı. En fazla MSP’lilerden, belki bazı tarikatlardan oy alabilir görüşünde oldukları için “Anavatan Partisi’ni “Buçuk” parti diyorlardı.
“Buçuk parti”nin beklenmedik başarısı
Böylece üç MGK onaylı partiler arası siyaset başlamış oldu. MDP’de, özellikle Adalet Partisi’nin ünlü isimleri yer alıyordu. Sağcı basın başta olmak üzere MGK’nın vasıtasıyla bütün basın Turgut Sunalp’i neredeyse başbakan ilan edeceklerdi. Sinema ve müzik dünyasının ünlüleri de MDP’ye büyük destek veriyordu.
Yeni Asya hariç Nurcular ve Süleymancılar da 12 Eylül Anayasası’na Evet oy vermek zorunda hissettikleri gibi, MDP’ye oy vermek zorunda hissediyorlardı. Ayrıca Kenan Evren yönetimine söz vermişlerdi. Mehmet Kırkıncı, Fethullah Gülen, Kemal Kaçar gibi isimler taraftarlarına Sunalp’e oy verilmesi telkininde bulunuyorlardı.
CHP’liler ise HP’ye yönelmişti. Genelde CHP’li olan yazarlar, gazetelerde HP’nin propagandasını yapıyordu.
Buçuk parti ANAP’a ise ne basından, ne kamuoyundan yeterli ilgi görmüyor, gazeteler sayfanın diplerinde küçük haber olarak bahsediyordu. Turgut Özal’dan başka tanınan bir isim yoktu. MSP’den, MHP’den bazı isimler vardı sadece. Bir iki eski AP’li ve CHP’li isim vardı adı fazla duyulmayan.
Ancak Turgut Özal’ın televizyon ekranında yaptığı seçim konuşmalarında sakin yapısı, konuşurken elinde kalem tutması, ekonomiden ben anlarım havası dikkat çekiyordu. Diğer liderlerle yaptığı tartışma programında “Boğaz Köprüsü’nü satacağım” sözü, HP lideri Necdet Calp’in kızarak “Boğaz Köprüsü’nü sattırmam!” diye çıkışması hayli ilgi gördü.
Ancak Özal’ın o programdaki sözleri ve “Ekonomi benim işim” manasına gelecek ifadeleri 12 Eylül paşalarını kızdırdı. Kenan Evren büyük öfke duymuştu. Seçime iki gün kala o kızgınlıkla Özal’ı neredeyse azarlayan, onu yalancılıkla itham eden, oyunuzu bizim kurduğumuz MDP’ye verin demeye getiren bir konuşma yaptı.
Fakat hayatının en büyük hatasını işlemişti.
Kenan Evren bu konuşmayla seçimi ters yönde etkiledi. Kenan Evren kızmıştı ama halkın çoğu da Kenan Evren’e kızmıştı. Üç liderin arasında tek sivil gördükleri Turgut Özal’a, askeri yönetim nedeniyle şans vermezlerken, o kızgınlıkla refleks bir duyguyla seçim günü Kenan Evren’e inat Özal’a oy verdiler ve Turgut Özal’ın partisi ANAP tek başına iktidara geldi. Hiçbir partiye oy vermeyecek olanlar bile sandık başına koşmuştu.
Bu bir bakıma 12 Eylül yönetimine, “O kadar da değil” mesajıydı.
ANAP: Yüzde 45, 213 milletvekili... HP: Yüzde 30, 111 milletvekili... MDP: Yüzde 24, 66 milletvekili...
BBC seçim sabahı şu yorumu yapıyordu:
“Generallerin tuttuğu partinin hezimeti. Evren'in yalancılıkla itham ettiği parti liderinin zaferi. HP'nin yüzde 30 oy alarak ikinci parti olabilmesi şaşırtıcı.
CHP'nin asgari seçmen tabanı "asker gibi" HP'ye aktı. AP oyları blok halinde ANAP'a gitti denilebilir. ANAP, "dört eğilim"den de oy aldı; bu çok açık.”
“Sunalp, Calp.. Rap rap rap!”
Kimse bu sonucu beklemediği için herkes şaşkındı. Demek ki herkes bir öfke duymuş, sandığa ceza kesmeye koşmuştu.
“Sunalp, Calp.. Rap rap rap!” diye dalga geçenler vardı.
Seçim sonuçlarından en çok şok olan Kenan Evren ve diğer paşalardı. Bu millet nasıl kendilerini dinlemez, tersine en istemedikleri partiyi tek başına iktidara getirirlerdi. Kenan Paşa, Özal’ı seçime soktuğu ve o konuşmayı yaptığı için pişman söylentileri dolaşıyor, Turgut Sunalp’ın, o konuşmayı yaptığı için Kenan Evren’e ağır sözler sarf ettiği söyleniyordu.
Halk bu beklenmedik sonuçtan memnundu, bayram edenler vardı ancak bir yandan endişe de duyuyorlardı.
12 Eylül yönetimi iktidarı ANAP’a vermeyecek, geçmişte Erbakancı ve tarikatçı olduğu bilinen Özal’a laik ülkeyi teslim etmeyecek söylentileri dolaşmaya başlamıştı.
7 Kasım 1983 sabahı Ankara'da, Çankaya'nın Farabi sokağında Özal'ların evinde de heyecanlı bir bekleyiş vardı. Evren, Özal'a Başbakanlığı verecek mi, vermeyecek mi? Evren, Özal'ı çağıracak mı?
Saatler geçmesine rağmen telefon çalmıyordu. Semra Özal dayanamadı,
"Turgut, işte telefon burada, Köşk'ü arayıp randevu iste" dedi.
Özal Köşk'ü arayıp, Evren'den randevu istedi. Yine saatler sonra gelen telefonla Çankaya'nın Özal'ı ertesi günü beklediğine dair haber geldi.
Ertesi günü Özal, Çankaya'ya çıkarken rahat değildi, tedirginlik içindeydi. Acaba Evren nasıl davranacaktı? Kendisine, "Cumhurbaşkanı masaya yumruğunu vuracak" diye haber verenler bile olmuştu.
O gün Çankaya'da da gergin bir bekleyiş vardı. Daha birkaç gün önce Özal'ı kamuoyu önünde ağır biçimde suçlamış olan Evren sinirliydi. Bir ara fotoğrafçıların içeri alınmamasını bile düşünmüş, ancak hoş olmayacağı kendisine anlatılınca vazgeçmişti.
Köşk'ün kapısında yerli ve yabancı gazeteci ordusu vardı. Radyo, televizyon... Fotoğrafçılar... Televizyon kameramanları...
Kapı açıldı. Cumhurbaşkanı Evren yüzünde donuk bir ifadeyle dimdik ayaktaydı. Ona yaklaştı, elini uzattı ve birden Evren'i kucakladı. Evren geriye doğru kaykılmak istese de başaramadı.
Akşam televizyonda, ertesi gün de gazetelerde baş haber, Özal'la Evren'in kucaklaşıp öpüşmelerini gösteren fotoğraftı. Bu görüntünün kendisi büyük haberdi.
Turgut Özal Başbakan’dı ve Türkiye’de Özal dönemi başlamıştı.
Refah Partililer seçime girecekmiş gibi çalışıyor
MGK vetosu yüzünden 6 Kasım 1983 seçimlerine giremese de, Refah Partisi şartlar ne olursa olsun hızla teşkilatlanıyor, ihtiyarı genci köy köy, ev ev, mahalle mahalle koşturuyordu. MNP ve MSP’den sonra, hiçbir şey olmamış gibi kaldıkları yerden faaliyetlerine başlamışlardı. Hazır kıta bekleyen erkeği kadını, seçime girmedikleri halde hummalı bir çalışmanın içindeydiler.
Refah Partililer, geçmişte Süleyman Demirel’e karşı sert muhalefet yapmışlarken, Turgut Özal’a mesafeli olsalar da Demirel kadar sert tepki göstermiyorlar, hatta onun dindar kesimlere kolaylık sağlayan bazı icraatları nedeniyle, bazıları “Özal bizim tarlamıza tohum atıyor, bize ürün veriyor” şeklinde değerlendirmeler yapıyorlardı
Ahmet Tekdal liderliğindeki RP, 25 Mart 1984 yerel seçimlerinde yüzde 5 oy aldı. Şanlıurfa ve Van belediyelerini kazandı. Yüzde 5 küsur oran, normal MSP'nin geleneksel oylarının yarısıydı ama bu yüzde 5 Erbakan'ın deyimiyle çekirdek tabandı, binanın sağlam temeliydi. Çekirdek, meyveleri bol ağaç haline gelecek, temelin üstüne de zamanla büyük bina kurulacaktı.
Bu yeni dönemde Erbakan eskisinden farklı bir çalışma tarzı izledi. RP ANAP'a yönelen tarikat ve cemaatler üzerinde fazla durmuyor, asıl hedef olarak sokaktaki vatandaşı görüyordu.
Sadece cemaatlerle ilgilenmek bir sürü kavgaya, karşılıklı sertleşmeye sebebiyet vermişti. Hem o kadar uğraşılsa bile kendini “en iyi Müslüman” gören bir Nurcu, Süleymancı fikrinden caymıyor, eleştirici tavrını sürdürüyordu. Onlarla harcanacak zaman boşunaydı ve onlarla ilgilenildiği kadar sokaktaki vatandaşla, meyhanedeki sarhoşla ilgilenilse, onlar daha kolay kazanılacaktı.
Bu iki temel strateji üzerine yeni dönemde partinin hatiplerine büyük görev düştü. Hatipler ve yıllardır Avrupa'da hazır kıta bekleyen Milli Görüş Teşkilatı mensupları, bu dönemin mimarları oldular. Durgunlaşmış kitleler harekete geçti ve bir zaman sonra cemaat ve tarikatlar da bu hareketlilikten etkilenmeye başladılar.
RP'nin arı gibi çalışan teşkilatları ve siyasi yasaklı Erbakan’ın dışında yüzlerce-binlerce çok iyi konuşan hatipleri vardı. Refah’ın ilk zamanlarında üç isim hitabetiyle öne çıktı: Bülent Arınç, Recep Tayyip Erdoğan ve Şevki Yılmaz.
Gelecek yazı:
Mili Görüş Tarihi: Refah Partisi Dönemi: 13
RP’nin üç hatibi
Refahlı kadınlar ve araba konvoyları