Seçmeni korkutarak oy istemek!..

Abone Ol

İKTİDAR partisinin seçim stratejisini ağırlıklı olarak

iki husus üzerine oturttuğu görülüyor. Birincisi başkanlık sistemi, ikincisi

ise sandıktan koalisyon çıkarsa bunun kâbus, felaket ve krize oy vermek

anlamına geleceği korkutmacası. Başkanlık sistemi ile ilgili düşüncelerimizi

çeşitli kereler dile getirdik. Seçimlere kadar da getirmeye devam edeceğiz. Bu

yazımda seçmenin koalisyon öcüsü ile korkutarak 12 yıl sonra bir kez daha AK

Parti yi tek başına iktidar yapmaya zorlayan yaklaşım üzerinde durmak

istiyorum.

İktidar partisi sözcülerine sormak istiyorum: Seçmen

sandığa gittiğinde tek başına bir partinin iktidar olmasına değil de bir

koalisyona oy verirse ne olacak Milletin doğruyu göremediğini mi

söyleyeceksiniz Böyle bir yaklaşımın mantığı olabilir mi Özellikle de bir

partinin kendileri tek başlarına iktidar olmadıkları takdirde ülkenin bir

felakete sürükleneceğini söylemek anlamına gelebilecek bir yaklaşım demokrasi

ile bağdaşır mı Hemen belirteyim ki, geçmişte koalisyonların uzun ömürlü

olmadığı, bu sebeple de ülkenin bir takım sıkıntılara sürüklendiği doğrudur.

Ama bunun sebebi seçmenin isteğinin yanlışlığı değil, siyasilerin hırs ve

öfkelerine hâkim olamamalarıdır. Olayı sadece siyasilerin yanlışları ile izah

etmekte haksızlık olur. Eğer, partiler seçimlere giderken yasal olarak

ittifaklar oluşturabilmeleri, tüzel kişiliklerini koruyarak, seçmen hem

ittifaka hem de kendi partisine oy verebilmesinin önü açılabilseydi,

seçimlerden sonra koalisyonların gündeme gelmesi hiç de kriz ve kaosa yol

açmazdı. Ne var ki, darbeciler öyle bir anayasa hazırlamışlardı ki, seçimlerden

tek başına bir partinin iktidarı bile çıksa ülke krizden kurtulamıyordu. Yani,

geçmişte yaşanan siyasi krizlerin öncelikli sebebi koalisyonlar değil,

darbecilerin seçilmişlerden ziyade bürokratları yönetimde hâkim kılmak için

oluşturdukları anayasa idi. Bu bakımdan AK Parti nin 12 yıllık iktidarında

Cumhurbaşkanını halkın seçmesini öngören anayasa değişikliğini yaparken işin bu

boyutunu da düzenlemesi mümkün iken, bu yapılmamıştır. Belli ki darbeciler

seçilmişleri bürokratlara mahkûm etmişler, iktidar partisi de toplumu sadece

kendisine mahkûm etmek gibi bir tutum sergilemiştir.

İktidar partisinin ülkenin huzurunu sadece kendi

iktidarında görmesi, özellikle de koalisyonları bir felaket gibi takdim etmesi

en hafif ifadesiyle demokratik anlayışa aykırıdır. Toplumu korkutarak sadece

kendisine mahkûm gibi gösterme gayreti doğru bir yaklaşım değildir. Kaldı ki,

her partinin bir yükselme ve gerileme devri olabilir. Bir gün toplum başka

partileri de sınamak isteyebilecektir. Eğer, iktidar partisi kendisinden sonra

ortaya çıkacak durumu felaket olarak görüyorsa, şimdiye kadar niçin kendisinden

sonrada ülkenin bir krize düşmesini engelleyecek bir yasal düzenleme niçin

yapmamıştır

Geçmişte, seçimlerin daha kesin sonuçları alınmadan bazı

parti başkanları bir yerlerden aldıkları talimat gereği, Millet bize muhalefet

verdi diyerek kenara çekilmek suretiyle krizlerin fitilini ateşlemişlerdir.

Ancak o yaklaşımın sakıncaları çeşitli kereler görülmüştür. Kaldı ki, milletin

her seçimde bir partiyi tek başına iktidar yapmak gibi mecburiyeti yoktur. Eğer

birileri toplumu kriz ve kaos ile korkutarak belli bir yönde hareket etmeye

zorluyorsa bilinmelidir ki bu demokratik bir yaklaşım değildir. Demokratik

olmayan bir anlayış ve yaklaşımın sahiplerinin tek başlarına iktidar

olmalarından da kâmil anlamda demokratik bir uygulama ortaya çıkmaz. Bu

bakımdan tüm partiler peşin olarak seçmenin iradesine saygı duymalıdırlar ve sandıktan

çıkan sonucu milletin talimatı olarak kabul etmelidirler.