Bu seçimlerde seçmen vefanın sadece İstanbul’da bir semtten ibaret olmadığını, insanların geçmişlerini inkâr ya da unutmayı tercih etmelerinin yanlışlığını gösterdi. Bir bakıma seçmen cezalandırdı. Çünkü başta Genel Başkan Erdoğan olmak üzere AK Parti sözcüleri, yandaş medya organları kampanya boyunca saldırılarını sürekli olarak Milli Görüş hareketinin temsilcisi Saadet Partisi’ne yönelttiler. Sadece söylenenler ve dile getirilen eleştirilerden söz ediyor değilim. Çünkü AK Partililerin Saadet Partisi’ne yönelik ciddi eleştirileri söz konusu olmadı. Sadece, yalanlardan oluşan bir iftira kampanyası yürütüldü. Söylenenleri burada bir kez daha tekrar edecek değilim. Ayrıca, sürdürülen bu iftira ve küçümsemeyi esas alan kampanyanın sahiplerine yararı olmayacağına bu köşede çeşitli kereler dikkat çektim. Kendilerini siyasette belli bir yere getiren Milli Görüş hareketinin temsilcisi Saadet Partisi’nden ‘Particik’ diye, genel başkanı Temel Karamollaoğlu’dan Bay Temel diye bahsedilmesinin izah edilebilir ve affedilir bir yanı yoktu.
Tüm bu saldırıların Saadet’in önünü kesmeye yönelik olduğu anlaşılıyordu. Ancak, içinden geldiği bir hareket ve birlikte yıllarca siyaset yaptıkları kadrolara yönelik asılsız bir takım iddiaların piyasaya sürülmesi, Saadet’in önünü kesmeye yönelik bu kampanyalarının temelini yalanlar ve küçümseyici üslup oluşturunca seçmen gücün her zaman sayıda olmadığını, inancın çok daha önemli olduğunu gösterdi. Çünkü öyle bir tavır sergilendi ki, yıllarca farklı dünyaların savunucu olarak siyaset yapan AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ekibi gelinen noktada MHP’yi kendilerine daha yakın gördüklerini ortaya koydular. Bu ise AK Parti’yi kurarken söyledikleri, “Milli Görüş gömleğini çıkardık” yaklaşımını içlerine sindirdiklerini de gösterdi. Yani, MHP ile mezara kadar dostluklarının süreceğini söyleyenler sıra aynı çizgiden geldikleri Saadet Partisi’ne sıra gelince ellerinden gelse piyasadan ismini silmeye, tabelalarını söküp bir kenara atmaya varacak bir üslup sergilediler.
Buraya kadar yaptığım bir durum tespitinden ibaret. Ancak, pragmatik bir yaklaşım ile başarı elde etmek mümkün olmakla birlikte bu başarının kalıcı olamayacağını, insanların geçmişlerini inkar etmelerinin bir vefasızlık örneği oluşturduğu gerçeği ile yüz yüze geldik.
Seçim sonuçları ile ilgili çeşitli yorumlar yapmak mümkün. Bu yorumları elbet herkes durduğu yere ve bakış açısına göre yapacaktır. Söz gelimi bana göre iktidar kanadının tüm iftiralarına rağmen Saadet Partisi oylarını ikiye katlamıştır. Bunun yeterli olduğunu söylüyor değilim. Seçim kampanyası sırasınca gönlümden geçen yüzde 3 ile 5 idi. Üçe yaklaştı ama olmadı. Ama Saadet Partisi’ni küçümseyerek seçmenin gözünden düşürmeye, kendi tabanlarından Sadet Partisi’ne kaymaları engellemeye çalışanların açıklanan sonuçlar sanıyorum bacaklarını titretmeye başlamıştır diye düşünüyorum. Bunun yanında artık tek adamlık uygulamasının toplum nazarında itibarını kaybetmeye başladığını seçim sonuçlarına bakarak söylemek mümkün. Çünkü tüm imkânsızlıklara rağmen olarında ciddi bir artış gerçekleşmiştir. Bir yandan yandaş medyada her gün tekrarlanan iftiralara cevap vermek, tüm elektrik direklerini kendi posterleri tarafından dolduranlardan geriye kalan yerlerde adaylarının posterlerini takmaya ve yerlerinde kalmasını sağlamak için iktidar kanadının saldırıları ile başa çıkmakla geçmiş bir parti oylarını ikiye katlamış durumda.
Bizim gördüğümüz bu gerçeği AK Parti yöneticileri de görmüşlerdir. Ayrıştırıcı, toplumu kokutarak sindirmeye yönelik kampanyalar bir süre başarılı gibi görünse de bunların kalıcı olmayacağı ortaya çıkmış durumda. Netice olarak geçmişine saygısı olmayan, vefasızlıkları toplum tasvip etmiyor. Belki bir kısım taraftar kemikleştiriliyor ama partilerinin kaybetmesini engellemeye güçleri yetmiyor. Her türlü zor şartlar altında davalarına sahip çıkanlar az gibi görünseler de kalabalıklar arasında varlıklarını koruyor ve her yerde görünebiliyorlar. Bu bakımdan bana göre bu seçimlerin galibi Milli Görüş, Saadet Partisi olmuştur.