Seçmen sansasyonel bilgi ister

Abone Ol

Köşemizi takip edenler bilecektir ki, seçimler ile ilgili yazılarımızda sıklıkla duyguları yönetmenin önemine değinmeye çalışıyoruz.

Seçmenlerin karar alma sürecinde bir filozof ya da ideolog edasıyla hareket etmediğini, dahası olabildiğince basit düşündüğünü unutmamanın gerektiğini hatırlatıyoruz.

Bu tespit, seçmenlere yönelik “göbeğini kaşıyan adam’’ yakıştırmasını çağrıştırabilir, elitist bir değerlendirme gibi görülebilir. Hâlbuki kastedilen bu değildir.

Gündelik yaşamımızda yaptığımız tercihlerde birçoğumuz bahsedilen bu kısa yolları kullanırız. “Bilişsel cimrilik’’ diye de tarif edilen durumla da ilgili olan bu kısa yol kullanımı karmaşıklıktan kurtulmak için yaptığımız bir tercihtir.

Geçtiğimiz günlerde Sayın E. İmamoğlu’nun odasında Sayın M. Akşener’in mahkeme kararı açıklandıktan sonra yanındaki kurmaylarına sorduğu soru buna güzel bir örnektir.

Mahkeme kararının ne manaya geldiğini hukukçu kurmaylar teknik olarak anlatmaya çalışırken İyi Parti lideri, “Bunun anlamı ne?’’ diye sorarak, anlayacağı dilden konuşulmasını istedi. Uzun uzadıya hukuki açıklamalar yerine hapis cezası geldi mi, gelmedi mi sorusunun basitçe cevapladırılmasını istedi.

Bu, aslında gündelik hayatta birçok olayda çoğumuzun kullandığı bir yöntem.
Seçmen de siyasi gelişmeleri değerlendirirken aynı tavırları sergiliyor. Örneğin seçmenin Altılı Masa toplantılarına ilişkin yaklaşımı da bu şekildedir. Bilindiği gibi, her Altılı Masa toplantısı sonrası liderlerin altına imza attığı bir metin ilan ediliyor. Bu metinlerde birçok başlığa değiniliyor. Liderler arasında mutabık kalınan konulara, istişare edilen hususlara ve alınan kararlara yönelik belki her birisi özenle seçilmiş cümleler kurularak bilgilendirme yapılıyor.

Ama her bir toplantı sonrası gündeme geldiği şekliyle, ortalama seçmen basit bir soruya cevap arıyor: Bu toplantının sonunda muhalefet tarafından ne açıklandı? Ne vaat ediyorlar?

Parti temsilcileri, Türkiye’nin yarını açısından önemli başlıklara değinildiğini savunuyor belki, ancak ortalama seçmen açısından somut olarak açıklanması beklenen şey daha ziyade sansasyonel olan bilgidir, dikkat çekici bir adımdır.

Örneğin “demokrasi getireceğiz, adaleti tesis edeceğiz’’ gibi sözler genel geçer ifadelerdir. Zaten kimse “haksızlık yapmaya geliyoruz, çalacağız, zulmedeceğiz’’ diye söylem geliştirmiyor.

Onun için parti tabanları açısından belki tatmin edici görülebilen açıklamalar, gönlü kazanılmak istenen seçmenler için yeterli olmayabiliyor.

Hâlbuki muhalefet tarafından seçim kazanılmak isteniyorsa, bunun yolu Cumhur İttifakı‘na oy veren seçmen kitlesinin en azından belli bir kesiminin dikkatini çekmeyi başarmaktan geçmektedir.

Altılı Masa toplantıları ile Türkiye’de seçmenin dikkatinin çekildiği bir hakikat olmakla birlikte, bunun aynı zamanda belki biraz erken bir vakitte olması gerekenden daha büyük bir beklenti oluşturduğunu da unutmamak gerekiyor. Beklentinin odağında yalnızca cumhurbaşkanı adayının belirlenmesi ve ilan edilmesi hususu görülse de bunun eksik bir değerlendirme olacağını da ifade etmekte yarar görüyorum.

Zira ülke yönetiminin nasıl şekillendirileceği ile ilgili somut açıklamalar konusunda da toplumda bir beklenti olduğu kolaylıkla görülmektedir.

Bu konu kazanç-kayıp dengesi açısından önemlidir. Nitekim seçmen, olası iktidar değişiminde kazanç-kayıp dengesinde Türkiye’nin ne gibi bir süreç yaşayacağını en azından belli ölçülerde anlamak isteyecektir.

Seçmen şayet iktidar değişiminin kendisi için bugün var olan kayıptan daha fazla bir kayıp getirmeyeceğine, dahası kazanç getireceğine inanırsa muhalefeti destekleme konusunda çok daha cüretkâr davranabilecektir.

Peki bu inanç nasıl oluşacak?

Bu sorunun cevabını nasip olursa önümüzdeki hafta vermeye çalışalım.