Demokratikleşme Paketi içinde teklif olarak gündeme
taşınan ülkenin 550 seçim bölgesine ayrılarak her bölgede en çok oyu alan
adayın milletvekili seçilmesini öngören barajsız dar bölge olarak nitelendirilen
teklif ile seçim barajının yüzde 5 e çekilmesi ve seçim bölgelerinin 5
milletvekili çıkaracak şekilde belirlenmesini öngören 5 li seçim sistemi
etrafında tartışmalar sürüyor. Üçüncü teklif halen uygulanmakta olan sistem
olduğu için onun üzerinde durmuyoruz. Başbakan a göre bu iki teklif de hem
temsilde adaleti hem de istikrarı sağlayacak nitelikte imiş. Doğrusunu söylemek
gerekirse iktidar partisinin gerçekten temsilde adaleti sağlamak peşinde
olduğunu düşünmüyorum. Çünkü ülkenin 550 seçim bölgesine ayrılarak her bölgede
bir milletvekilinin seçilmesi uygulamasının temsilde adaleti sağlaması söz
konusu olamaz. Çünkü bir seçim bölgesinde seçime diyelim ki 6 parti girecek ve
bunların içinde en çok oyu alan partinin adayı milletvekili olacak. En çok oyu
alan adayın ise aldığı oy yüzde 25 olsun. Geriye kalan yüzde 75 lik oy nereye
gidecek Böyle mi temsilde adalet sağlanacak. Yani oy kullanan seçmenlerin
yüzde 25 i Meclis te temsil edilecek ama yüzde 75 dışarıda kalacak. Böyle
adalet olabilir mi Bu bakımdan dar bölge sisteminde baraj tamamen kaldırılması
durumunda bile temsilde adaletin sağlanması mümkün olmaz. Hatta adaletsizlik
diz boyuna çıkmış olur. Aslında her seçim bölgesinden 1 milletvekilinin
seçilmesi mahalli seçimleri andıran bir sistemi gündeme getirecektir. Nasıl ki
belediye başkanlığı yarışına bir il, ilçe ve beldede 5 6 aday giriyor bunların
içinden en çok oy alan başkan seçiliyor ise, aynı durum milletvekili seçimi
içinde geçerli olacaktır. Bu yönüyle demokratikleşme adı altında çoğunluk
sisteminin gündeme getirildiğini söylemek yanlış olmaz.
Gerçekten temsilde adaletin sağlanması isteniyorsa
seçimlere girmiş yüzde 1 oy almış olan partinin de Meclis te temsil edilmesi
gerekir. Bunun dışında gündeme getirilecek tüm sistemler adalet değil,
istikrara ağırlık vermek anlamına gelir. Bir diğer ifade ile istikrar uğruna
adalet bir kenara itilmiş olur. Böyle oluca da 12 Mayıs darbecileri ile aynı
çizgiye gelinmiş olmaz mı Darbeciler de seçim sistemini istikrarın sağlanması
üzerine oturtmamışlar mıydı
Hem temsilde adaletin hem de istikrarın sağlanması
oldukça zordur. Çünkü öncelikli olarak parti yöneticilerinin kafasında
değişikliğe ve demokratikleşmeye ihtiyaç vardır. Ancak, en azından boşa giden
oyların azaltılması sağlanabilir. Söz gelimi 550 milletvekilinin 450 si
illerden seçilirken 100 tanesi partilerin aldıkları oy oranına göre
belirlenebilir. Böylece yüzde 1 oy alan parti de Meclis te temsil edilmiş olur.
Böyle bir uygulamanın partiler açısından bir başka bir yararı daha vardır. İlim
ve tecrübesinden yararlanılması düşünülen kişiler partilerin Türkiye
milletvekili listesine yerleştirilmek suretiyle yabancısı oldukları bir alanda
yarışa sokulmamış olur, hem de normal şartlarda siyasetin dışında kalacak olan
ilim ve düşünce adamları da siyasete çekilmiş olur. Bu arada gerçekten temsilde
adalet ve milletin istediği adayları seçmesi isteniyorsa öncelikli olarak
partilerin listelerini tek seçiciler değil, o partinin üyeleri tarafından
belirlenmesinin önü açılmalıdır. Bu işin partilerin delegeleri tarafından
yapılmasının da sakıncaları geçmişte görülmüştür. Bu bakımdan listelerin
belirlenmesinde delegeler değil, üyeler belirleyici olmalıdır. Böylece hem
tabanın isteği listeye yansımış olur, hem de milletvekilleri genel başkanın
gözünün içine bakmaktan kurtulurlar.
Kısacası, gerçekten demokratik kuralların işlemesi
isteniyorsa toplumun gözünü boyamaktan vazgeçip, barajı yüzde 10 dan 5 e
indiriyoruz deyip aslında yüzde 10 un da üzerine çıkarmak anlamına gelecek
uygulamaların arkasına sığınmamak gerekir. Lafın özü parti hesapları değil,
millet iradesine öncelik verilecek olursa meseleye çözüm bulmak mümkündür. Ama
parti çıkarları temsilde adaletin önüne geçer, bu niyet bir de gizlenmeye
çalışılırsa toplum boşu boşuna bir takım tartışmalarla oyalanmış olur. Netice
olarak da demokratikleşme laftan öte geçemez.