Seçimler ''Er Meydanı'' Olmalı

Abone Ol

DEVLET kurumsal bir yapıdır. Kurumlar, hukuk ve yasaların verdiği hak ölçüsünde yetkilerini kullanırlar. Yasama, yürütme ve yargının kendi alanlarındaki yetkileri bellidir. Fakat Türkiye’de yetkinin tek kişide toplandığı ucube bir sistem var. Seçim sistemi sirk aynalarına benziyor. Bazı siyasi partiler medyayı, bütün devlet imkânlarını “tek taraflı” olarak kullanıyor; bazıları da kadrolarının ekmek ve su paralarından keserek harcadığı imkânlarla seçim çalışması yapıyor.

Orantısız güç kullanımı sonucu, daha seçim döneminde başlayan haksızlık, seçim sonrası da sürüyor. Gücü elinde bulunduranlar hem astronomik seçim yardımı alıyor; hem de seçim süresince, devlet imkânlarının yüzde 95’ini kullanıyor. 100 metre koşusunda 95. metreden yarışa başlıyor; diğerleri sıfır metreden! Bu nasıl vicdan ve insaftır, anlayabilen var mı? İktidar görüşlerini muhalefetle tartışmaya yanaşmıyor.

ABD, Batı ve İsrail işbirlikçileri, efendilerinin arzuları yönünde, kendilerine oy vermeyen vatandaşını itibarsızlaştırıyor, karalama ve suçlama yapıyor. Hem de acımasızca! Yalan ve iftira dâhil, her yolu kullanıyor. Efendilerinin hizmetkârı olan bu tür siyaset erbabının Türkiye’nin sorunlarının çözümü konusunda hiçbir temel projesi yok. Bazı uçuk projeleri allayıp pullayarak, biraz hamaset sosu ve tanıtma gücünü de kullanarak halka şirin göstermeye çalışıyorlar.

Bu zihniyet, meydanlarda salvolar savurur; ekranlardan herkese meydan okur, halkın duygularını sömürerek işi götürür. Geride ise, perişan ve parası pul haline dönüşmüş bir ülke kalır.

UZLAŞMA NEREDE?

İKTİDAR ve MHP anayasa taslağı hazırladı. Halkla paylaştıkları bir metin oluşturamadıkları halde geniş tanıtma imkânı buldular. Cumhur İttifakı paydaşlarının henüz ortak bir metne imza attıklarını görmedik. Ama Altılı Masa’yı oluşturan partiler, 28 Kasım 2022 günü toplanarak, 6 siyasi partinin imzası ile Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’in 84 maddelik yeni anayasasını bir kitapçık halinde kamuoyu ile paylaştılar.

Altılı Masa’yı oluşturan partiler 6 çalışma grubu oluşturdu. Temel politikaları görüşme platformu kurdu. Ahlatlıbel’deki ilk toplantıyla birlikte, liderler düzeyinde 10 kere bir araya geldiler. Gün boyu süren uzun görüşmeler yapıldı. İçerik ürettiler. Karşılıklı güven ve kararlılık ortaya koydular. Ankara Bilkent’te yapılan son toplantıdaki olgunluk bunun açık ispatıdır. Siyasilerin kavga etmeden de birbiriyle görüşüp uzlaşabildiği bir güzellik ortaya çıktı.

Çözümde tıkanması ile tanınan Cumhur İttifakı’nın siyasi partileriyle, onları destekleyen medya kuruluşları, halkın özlediği bu güzel sonuç karşısında karalama kampanyasına giriştiler. Kendi sığlıklarını niçin görmüyorlar? Cumhur İttifakı’nı oluşturan 4 parti, daha birlikte görüntü bile veremediler. İttifak ettikleri tek maddelik bir görüşü bile kamuoyuyla paylaşmadılar. “Türkiye’nin bekası” gibi sloganik söylemlerle işi götürmeye çalışıyorlar.

Hükümet Türkiye’yi değil, algıları yönetiyor. Gündemde kalabilmek için israf noktasına varan harcamalar yapıyor. Devlet imkânlarını babasının çiftliği gibi kullanıyor. Dünya tarihi bugünkü ölçüde “beyin yıkama” operasyonuna şahit oldu mu, bilmiyorum.

DÜŞÜNCE KISIRLIĞI

FİKİR ve çözüm önerilerine kapalı olan zihniyet, düşünceyi kısırlaştırdı. İnsanlar bencil, günübirlik ve çıkarlarının sığ girdabına kapıldı. Kifayetsiz muhterisler, rakiplerinin hemen cumhurbaşkanı adaylarını açıklaması için tahrikçi oldular. Niçin? İçerik ve niteliği bırakıp illâki sığ alanlarda sen, ben kavgası yapacaklar. Çıkarcı zihniyetin başka bildiği bir şey yok ki!

Köroğlu, “Tüfek icat oldu, mertlik bozuldu” demişti ya! Şimdi, kamusal alanlara kadar çıkarcılık hâkim oldu; adaleti bitirdiler. Tüyü bitmemiş yetimlerin haklarını nasıl ödeyecekler acaba? Başta hükümet olmak üzere, bütün siyasi partilere teklifimdir: Gelin, mertlik bozulmasın; adalet hâkim olsun! Önümüzdeki seçimler tam bir “er meydanı”na dönüşsün! Herkes boyunun ölçüsünü alsın!

Haksızlık daha seçim sürecinde başlamasın. Seçim takvimi ilân edilince, hiçbir parti devletin kurumlarını kendi çıkarına kullanmasın. Açılışlar seçim sonrasına ertelensin. Devlet imkânları adil kullanılsın! Devlet TV’leri, seçime girmeye hak kazanan bütün partilere adil olarak yer versin. Adaletten kaçmayın! Yoksa Türkiye’ye zarar verirsiniz!

Siyasi partiler rakipleriyle açık oturuma çıksın. Halk kimin ne yapacağını bilsin. Tek taraflı salvolar sona ersin. Meselâ; AKP 20 senedir niçin rakiplerinin karşısına çıkamıyor? Niçin çok seslilikten kaçıyor? Yoksa Binali Yıldırım’ın, beğenmedikleri Ekrem İmamoğlu’nun karşısında düştüğü hezimeti mi yaşayacaklarından korkuyorlar? Durun, daha bitmedi! Hele, bir de Saadet Partisi’nin karşısına çıksalar, ne olur, dersiniz? Herhalde, kendilerinde sokağa çıkacak yüz bile bulamazlar!