Seçimle Gelen Krallar

Abone Ol

Yazının başlığı Fransız Siyaset Bilimcisi Maurice Duverger’nin “Seçimle Gelen Krallar” (Konuk Yayınları, çev. Necati Erkurt, İstanbul) kitabının başlığıdır. Bugün adı geçen kitabın giriş sayfalarından alıntı yapacağım.

“ Fransa Cumhuriyeti bir monarşidir. Fransa’da hükümet etme yetkisi özellikle bir kişinin elindedir. Bu kişi ulusça benimsenmiş bir meşrutiyet içinde ve oldukça özgür bir biçimde hareket eder, girişim ve atılımlarında bağımsızdır, önemli kararları (bazen de önemli olmayanları) alır, ya da bunların alınmasında etkili olur. (Anayasa’nın onunla ilgili olmayan bir hükmünde belirtildiği gibi: ‘Ulusal politikayı saptar ve yürütür.’) Fakat bu kişi siyasal rakiplerinin arasından, dürüst denebilecek bir genel oylama ile seçilir. Belirli bir süre için iktidara gelir ve kendisi gibi ulus egemenliğinin simgesi olan ve muhalefete de söz hakkı tanıyan bir parlamento onu denetler ve sınırlar.

Fransızlar sanırlar ki, böyle bir rejim yalnız kendi ülkelerinde vardır ve Batı’nın öteki ülkelerinde tam bir cumhuriyet uygulanmaktadır. Hata ederler. ‘Seçimle gelmiş’ hükümdar terimini, İngiltere Başbakanı’nın durumunu ve yetkilerini belirlemek için, bundan 9 yıl önce, bir İngiliz yazarı ortaya atmıştı. Görünüş ne olursa olsun, İngiltere Başbakanı’nın yetkileri, Fransa Devlet Başkanı’nkilere yakın sayılır. Şansölye Brandt, Edouard Heath, Olof Palme, Peirre-Eliott Trudeau ve benzerlerinin çoğu, ‘seçimle gelmiş hükümdar’ sınıfına girerler. Şüphesiz Başkan Nixon’u da onların arasına katmak gerekir. Westminster’deki parlamento, Paris’tekinden daha etkili değildir, Bonn, Stokholm ve öteki başkentlerin parlamentoları da öyle.

Amerika Birleşik Devletleri’nin, Büyük Britanya’nın ve Fransa’nın siyasal rejimleri görünüşte birbirinden çok farklıdır: Washington’da bir başkanlık rejimi, Londra’da bir parlamento rejimi, Paris’te ise bir karma rejim vardır. Fakat bu anayasal görünüşlerin çeşitliliği arkasında aynı temel gerçek onları birbirlerine yaklaştırır: Her üç rejimin de nabzı ‘seçimle gelmiş bir hükümdar’da atar ve parlamento sadece bir denge ağırlığı görevini taşır. Federal Almanya, İsveç, Avusturya, Yeni Zelanda, Avustralya, Hindistan rejimleri de aynı çeşit rejimlerdir. Finlandiya, Danimarka, Norveç bunlara yaklaşır. Demokrasiden çok diktatörlük biçiminde Latin Amerika rejimlerinin ise bunların arasında yeri yoktur. Avrupa’da Cumhuriyetçi monarşi olmayan ülkeler sadece İtalya, Belçika, Hollanda ve İsviçre’dir.

(…) Bugünün Fransız sistemini anlamak için onu yine bugünkü benzerleriyle karşılaştırmak ve onların beraberce aynı yönde geliştiklerini kabul ederek gerçekten nasıl işlediklerini tahlil etmeyi denemek gerekirdi. Bu kitapta izlenen yol işte budur. Bu yol ulusal bencillikten, eskimiş fikirlerden, hukuk yönünden yapılmış sınıflandırmalardan, Viktorya çağının parlamento kurallarından uzaklaşmayı gerektirecektir. En basiti olaylara bakmak ve arkalarında, onları düzenleyen görünmez sistemi kavramaktır.

(…) Gerçek krallar, geleneksel krallar, krallık tacını babadan devralanlar, kral kanı taşıyan krallar birer birer ortadan kalkıyor ya da sadece resmi törenlerin göze güzel gözükmesi için milli saraylarda saklanan ve haftalık resimli dergilerin sürümünü artırmaya yarayan bir süs eşyası olmaktan ileri gidemiyorlar. İran, Etiyopya, Arabistan, Fas ve Basra körfezindeki birkaç emirlik ve bunlardan daha önemsiz birkaç devlet dışında açık veya kısıtlı, liberal veya otoriter, sivil veya askeri şekiller içinde her yerde cumhuriyet rejimi var.

Fakat bu rejim her yerde monarşik bir biçim almaya doğru gidiyor. Veraset yolu ile kral olanların yerini seçim yolundan gelen krallar alıyor. Ama gene de bunları birbirine karıştırmamak gerek. Hükümet gücünün, seçim yolu ile iş başına gelmiş bir tek adamın iradesinde toplandığı bütün rejimleri Cumhuriyetçi Monarşi adı altında birleştirmiyoruz. Bunların bazıları gerçekte diktatörlüktür, bunlarda seçim sonuçları önceden kararlaştırılmış bir törenden başka bir şey değildir, ne iktidara getirebilir ne de iktidardan düşürebilir, sadece bu iktidara bir meşruiyet cilası verir.” (age, s. 7-8, 10-11).