Seçimin Ardından İdealizmin Tükenişi

Abone Ol

Bu seçim ve seçim sürecinin göstergeleri oldukça ilginç ve şaşırtıcı. Türkiye’de kavramlar üzerinde bir değerlendirme yapmak sağlıklı sonuçlar vermiyor. Hemen her şey birbirine karışmış durumda.

Öteden beri savunageldiğimiz sol düşünce ve ideolojinin tükendiği ve ondan söz etmenin gereksizliği üzerine. Sol denilen kesimi CHP temsil ediyor görünüyor. Oysa cehepe sol olmaktan çıkmış. Türkiye’de iktidar olma şansı hiç yok. Nedeni, Doğu, Güneydoğu ve Orta Anadolu’da neredeyse sıfır çekiyor. Batı kentlerine sıkışmış durumda. Bu seçimde, Cemaatin sıkı bağlıları, ülkücüler, liberaller, burjuvalar, modernler, Kemalistler, Ergenekoncular, ulusalcılar toplamında bile %27’yi aşamadı. Bu siyasal parti artık kendi alanında sıkışmış durumda. Tarihi süreçteki yerini ve konumunu koruyor. Dolayısıyla bu korku mitinin tükenişidir. Böyle olmasına karşın hâlâ insanların önüne bu öcünün sürülme çabası beri taraftakilerin işine geliyor.

Cemaat kesimi ise bütün idealizmini, ilkelerini, ülküsünü bir yana bırakarak siyasal bir rol üstlendi. Sıkı bir siyasal parti görünümüne büründü, muhalefet etti. Böyle olunca toplum katında değerini büyük ölçüde yitirdi. Sadece sıkı bağlılarının dar bir kadrosuna dönüştü. Bir düşüş dönemidir bu.

Mehepe ve ülkücülerin Orta Anadolu gücü bir ölçüde duruyor olmasına karşın Doğu ve Güneydoğu’da olmayışları en büyük açmazları. Kendilerini Türk kavmi ile sınırlamaları onların geleceksizliğini gösteriyor. Ülkücülerin, geçmişte kanlı bıçaklı oldukları karşıtlarıyla aynı düzlemde buluşmaları bizim açımızdan hiç de şaşırtıcı gelmiyor.

Milli Görüş siyasal sürecinden 28 Şubat sonrasında iktidara gelen AKP’nin bir evrilmeyle yeni bir alana girdiği gerçeği göz ardı edilemez. Burada sağcılar, cemaatler, Anadolu’nun hemen bütün kesimlerindeki mazbut insanlar buluştu. Bu buluşma bir idealizm oluşturma yerine bir kişinin mitleştirmesine götürdü. Kişi odaklı bir siyasal oluş elbette gelecek oluşturmaz. İnsanların aşırı tutkuları başka şeyi görmelerini engeller. Üzerinden yaklaşık yirmi yıl geçmiş olmasına karşın hâlâ 28 Şubat sürecinin karabasanı sürüyor. Karşı tarafın bir dönem Cumhuriyet mitingleri, sonrasındaki Gezi Parkı gerilimi bu korkuyu pekiştiriyor. Bu da iktidarın elini güçlendiriyor. Burada söz konusu olan İslâmî bir mücadele değil, Müslüman’ca bir duruş değil kişi odaklı bir duruş ve direniş söz konusu oluyor. Böyle olunca da insanlar için kimi değerlerin önemi kalmıyor. Çünkü Müslüman kılıklı bir burjuvazi ile eli kalem tutan aklı başındakilerin de iktidar çevresindeki olanaklardan yararlanma adına susuyor olmaları idealizmi bütün bütüne öldürüyor. Gerçekleri ve düşünceyi bir kenara bırakmaları ortaya çıkıyor. Hakikati görme ve söylemeden kaçınılıyor. Yanlışlar asla tartışılmıyor. Demokrasi savunuculuğu en temel ilke oluyor. 28 Şubat paranoyası ve korkusu İslâmî duyarlığı olan kesimleri iktidar şemsiyesi altına girmeye zorluyor.

Daha da önemlisi sermayenin belirlediği bir demokrasi gerçeği kabul görüyor. Medya, reklâm ve tanıtım gücünü elinde bulunduranların iktidarı oluyor.

Asıl düşünce, fikir ve öz sahibi olanlar ise bu büyük gücün altında eziliyorlar. Genç kadroları da bu korku dağı karşısında teslim oluyorlar.

Milli Görüş geleneğindekilerin mevcut durum karşısında fikir ve düşünceden çok olayların seyrine göre ya muhalefet olma yolunu ya da mevcut gücün paralelinde bir tutumu sergiliyorlar. İktidarın yanlışlarını söylemek bile karşı tarafın işine yarıyor, dolayısıyla kendilerini sevimsizleştiriyor. Kendi tabanının genç enerjisi bu durum karşısında şaşkına dönüyor. Düşünce merkezli günün genel geçerliklerinin ötesinde büyük İslâm medeniyetini, düşüncesini, özünü anlatmak dururken iktidarın kusurlarını ve yanlışlarını sıralamak pek de tatmin etmiyor. Çünkü geçmişte yaşanan ve oluşan büyük korku dağı diğer kusurların üstünü örtüyor. Kimse yolsuzlukları, rüşveti, dengesizlikleri, aşırılıkları, belli bir kesimin aşırı zenginleşmesini umursamıyor. [Devam edeceğiz.]