Seçimden kaos çıkarmak

Abone Ol

Geçen haftalarda kaostan gelen düzen teorisinin küresel ölçekteki yansımalarını anlatmaya çalıştık. Bu sadece küresel ölçekte değil, ülkemiz üzerinde oynanan oyunların temelinde de bu teorinin izlerini görebiliyoruz. Darbeler vesilesiyle ülkemiz özelinde gerçekleştirilen dönüşümler kaostan düzen oluşturma stratejisinin bir sonucudur. Her darbe dönemi öncesinde çatışma ve kaos ortamının olduğu malum. Gerek 27 Mayıs darbesi gerek 12 Eylül darbesi gerekse diğer olağanüstü dönemler ülkede farklı bir dönüşümü başlatmıştır.

12 Eylül 1980 darbesine baktığımızda gördüğümüz gerçek kaostan düzen oluşturmaya dönük teorinin tam bir uygulamasıdır. Yetmişli yılların sonuna doğru sağ sol çatışması şiddetlenmiş, ülke büyük bir kaos ortamına sürüklenmişti. Bu kaos ortamının 12 Eylül 1980 darbesine kadar devam ettiğini görüyoruz. Darbe sonrasında ülke yeni bir sistemle tanıştı. Darbeden önce alınan 24 Ocak kararları yeni sistemin temel dinamiğini oluşturmuştur. Görüldüğü gibi bu darbenin temel amacı 24 Ocak kararlarının uygulanması için şartları hazır hale getirmekti. Çünkü bu kararlar büyük bir dönüşümü başlatıyor ve etkin bir irade tarafından uygulanması gerekiyordu.

Darbe döneminden önce bu kararların alınmasında önemli bir paya sahip bir müsteşar darbe hükümetinde ekonomiden sorumlu başbakan yardımcısı olurken darbe sonrasındaki ilk seçimlerden sonra tek başına iktidar olmayı başarmıştır. Bu süreci tesadüflerle açıklayamayız. Kurulan yeni düzen tamamen neoliberal politikalar üzerine tesis edilmiş, üretim ekonomisi yerine tüketim ekonomisine geçilmiş, kalkınma yerine borçlanma temel kriter olmuştur. Kaos ortamından yepyeni bir düzen tesis edilmiştir.

Cumhuriyet tarihindeki ara rejim dönemlerinin tümünde görülen gerçek budur. Irkçı emperyalizmin küresel hedeflerinin gerçekleşmesi için ülkemiz üzerinde cereyan eden olaylar kaostan düzene varan sürecin yansımasıdır. O yüzden ülkemizde yaşanan olayları, siyasi tercihleri ve tutumları bu süreçten bağımsız düşünemeyiz.

Örneğin ülkemizdeki son yıllardaki seçimler, özellikle son iki seçim, bu teorinin sahiplerinin istediği doğrultuda ilerliyor. Baktığımız zaman son iki seçim atmosferi kaos ortamını andıran bir gerginlikte ilerliyor. Yalan ve iftira rahatlıkla söylenebilirken kin ve nefrete dayalı söylemler propaganda dili olarak kullanılabiliyor. Bunlardan daha da vahimi halk birbirine düşman edilecek derecede kutuplaştırılıyor. Aynı sofrada yemek yiyebilen, aynı kaptan su içebilen insanların birbirlerine olan ünsiyeti her seçim biraz daha kayboluyor. Kalpler birbirine soğurken zihinler birbirine yabancılaşıyor.

İnsanlar, birbirlerine olan güvenini kaybettiği gibi birbirlerini güvensizliğin merkezi olarak görmeye başlıyorlar. Kanaatimizce asıl beka sorunu burada yatıyor. Ezan, vatan ve bayrak üzerinden kurulan hamaset dili, hainlik ve ihanet gibi yaftalayıcı bir dille buluştuğunda zihinsel kaosun yaşanması kaçınılmaz oluyor. Bu şekilde oluşacak kaos ortamı ırkçı emperyalizmin arzuladığı düzen için ilk adımdır.

Halk kalben ve zihnen birbirinden ayrıldıktan sonra çatışma ortamlarının oluşturulması ırkçı emperyalizm için iyice kolaylaşacaktır. Sonuçta kaostan yeni bir düzen çıktığında bu coğrafyada yaşayan insanların bu düzenin öznesi değil, nesnesi olması kaçınılmazdır.

Ülkede söz sahibi olanların bu tehlikeyi engellemek yerine ırkçı emperyalizmin hedeflerini gerçekleştirecek adımlar atmaya teşne olması gerçekten olayın vahametini bize göstermektedir. Ne yazık ki sorumlular sorumluluğun bilincinde değil, sorunlular ise sorunlarını başkalarına yamama çabasında.