Seçim sonuçları, röntgenimiz 1

Abone Ol

Merhum Erbakan Hocamız: “Oyların tartıldığı gün, sayıldığı günden daha önemlidir.” 24 Haziran seçim sonuçları belli oldu. Sosyologlar, siyasetçiler, herkes bir değerlendirme bir “okuma” yapıyor, yapacak da... Herkes, bulunduğu yerden, konumdan farklı yorumlar yapacak; biz de kendi bulunduğumuz konumdan “okumayı” doğru yapmaya çalışacağız. Doğrunun ve yanlışın ölçüsünün Kur’an-ı Kerim’de yani Furkan’da olduğunu biliyoruz.

Seçim sonuçları tüm vatandaşlarımızın tercihlerini, renklerini dünyaya bakışlarını, dinden, hayattan anladığını, umut ve korkularını, beklentilerini özetle görüşünü yansıtıyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yarısına liberal kapitalist, öteki yarısına da ulusalcı görüş partileri renklerini vurdu. Büyük Millet Meclisi’nde temsil edilen tüm görüşler ne yazık ki ve Avrupa Birliği taraftarı... Milli Görüş üç vekille temsil edilebilecek. Bakalım TBMM’de yaşanabilecek gerilimleri/çatışmaları Milli Görüşçü üç vekilimiz önleyebilecek mi? Hangi tahlil, değerlendirme, okuma doğrudur? Hangileri yanlıştır? Hepimizin yanlışları kendi doğrularımız değil midir? Hayat Kitabımız Kur’an-ı Kerim bize “Yaratan Rabb’inin adıyla Oku” hitabı ile başlar. Biz de müminler olarak hem Kuran’ı, hem insanları, hem olayları her şeyi vahiy penceresinden bakmak, değerlendirmek durumundayız. Başka pencerelerden bakmak/okumak bizi her zaman şaşırtabilir.

Bu tablo ürkütücü, endişe verici... Bu tablo ile ülkemiz hiç istemediğimiz çatışmalara, bölünmelere gebedir, ne yazık ki! Millet bölününce ülkenin bölünmesi kaçınılmaz olur. Millet cephelere bölündü; hem de kafalar daha da karıştırılacak şekilde... Birlik, bütünlük böyle mi sağlanırdı? Demirtaş’ın tutuklu adaylığı HDP’yi büyüttü mü, küçülttü mü? Hukuki mi, değil mi sorusu bir tarafa. Bu soruyu daha çok haksız olarak cezaevine konduktan sonra CHP’nin desteğiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne taşınan Sayın Cumhurbaşkanı’na soralım. Sayın Cumhurbaşkanı Saadet’i önledikten sonra ötekilerle rahat oynayabilir ve başarabilir.

Numara demokrasilerde çok ya... Seçimde sanki ikinci tura kalınmış, mücadele de Erdoğan-İnce arasındaymış algısı güçlü bir şekilde etkili ve yetkililerce işlendi, başarı sağlandı. Başka adaylar mı vardı ki?! Gerçekler bazen yandan/yanından bakınca gözükmeyebilir ama karşıdan bakınca görülebilir. Anlı şanlı ilim ve STK temsilcilerimizin büyük bir kısmının basiret ve feraseti bunu görmeye yetmedi, ne yazık!

Etkili ve yetkili odaklar kazanmak için her yolu mübah gördüler. Hem narkoz hem de büyü/üfürükçülük işlem ve operasyonları başarı ile uygulandı. Hakk’a batıl, batıla da Hak elbisesi giydirdiler. Emin olanlar hıyanetle yaftalanabildiler. İnsanlar, korkularına beklentilerine esir edildiler. Umutlardan çok korkular öne çıkartıldı. Eh zaten oyun, numara, aldatmalar... Demokrasi “piyesi”nin gerekleri değil miydi? Oynandı... Ne yazık ki bu oyuna bir kısım dini çevreler de alet oldular. Utanmadan, sıkılmadan dini de alet ettiler!

Seçim sonuçlarına buradan baktığımızda durum hiç de iç açıcı, umut verici gözükmüyor. “Her kavim layık olduğu yönetimle yönetilir” ilkesi açısından düşündürücüdür. Hala sağcı solcu ulusalcı çözümleri bize sunan siyasi partiler gözle görülür destek sağlayabilmişlerdir.

Faizli, temiz olmayan kazançlarımız ve “Besmelesiz” eğitim sistemimiz, dinimizin doğru öğrenilip, anlaşılmasını ve “furkan” hasletimizi olumsuz etkileyebiliyor, doğru tartamıyoruz. Terazimiz bozuk olunca, istesek de doğru tartamıyoruz. Ya istemesek?!  

STK temsilcileri, özellikle cemaat öncüleri iktidarla içiçe... Kendi vakıf, dernek ve cemaatlerini laik düzenin şerrinden korumak gibi nedenlerle “bakın bunlar giderlerse din düşmanları gelir” korkutma ve şantajıyla görüşler yönlendirildi. Hele bir de kime, ne kadar, nereye kadar itaat edilir? Bilgisinden yoksunluk varsa o zaman “uydum imama, imam da kalabalığa” olur. Hani “baş başa, baş da şeriata bağlı” olmalıydı. Hani “el ele, el Hakk’a giderdi”?

Halkımız din düşmanlığı tehlikesini ayırdedebilse de, dinin sömürülmesinin de dine ne kadar büyük zararlar verebileceği şuurunda değil ne yazık ki. Haramlara, yalanlara alıştırıldık. Kandırılmaya çok müsaitiz.

İnsandaki sağlık sorunu, dengenin bozulması “hastalık” olarak tanımlanıyor. Bunun toplumdaki karşılığı “zulüm”dür, tüm çeşitleriyle. Hastalıklar nasıl çeşitli ise zulümler de öyle çeşit çeşittir. Hastalıkların tedavisi için koruyucu önlemlerden sonra doğru teşhise ihtiyaç vardır. Teşhis doğru olmadan tedavi de zor oluyor veya mümkün olmuyor. Bunun gibi toplumumuzda gittikçe yaygınlaşan, kökleşen zulüm de tüm nedenleriyle doğru olarak araştırılıp, nedenleri bilinmedikçe toplumda sağlık/adalet de mümkün olamaz. Bu durum tabii ki, sorunların/zulmün varlığının kabulünü gerektirir. Şayet zulüm yoktur görüşü egemen ise o zaman vay halimize! Hasta, hastalığının farkındaysa, kabul ediyor ve tedavi olmak istiyorsa iş kolaylaşır.

Ama hasta, hastalığının farkında değilse, kendisini afiyette sanıyorsa nasıl tedavi edilecek, nasıl sağlıklı olabilecek? Bunun gibi mevcut düzeni tanımada, tanımlamada sorunlar, kafa karışıklığı yaşıyoruz. Mevcut Batıcı, laik, liberal, faizci, materyalist düzendeyiz. Sorunları aşmaya çalışıyoruz. Sorular: a)Düzen, iyi mi, değil mi? b) İyi değilse sebepleri nedir, çözüm/çare/çıkış/şifa nerededir, nededir, hangi reçetededir? Siyasi partiler de bu anlamda kendi görüşlerini sunuyor, çözüm için görüşler ileri sürüyorlar. Bizde çare, çözüm diyorlar. Hangi yola/reçeteye çağırıyorlar? diye baktığımızda farklar çok gözükse de aslında, özünde ikidir. Birisi laik Batıcı (sağcı, solcu, liberal, faşist...) çözümler, görüşler... AK Parti, MHP, CHP, HDP, İYİ, VATAN... gibi partilerin temelde çözümleri bir. Batı’nın renkleri farklı reçeteleri, görüşleri... Milli Görüş (Saadet) bunlardan ayrı olarak Batıcı olmayan, kendi din, medeniyet, tarih ve değerlerine bağlı özgün görüş Milli Görüş...