Bir seçimi daha geride bıraktık. Rakamların dışında bu seçimlerin bize neler söylediği üzerinde fazlasıyla düşünmemiz gerekiyor. İttifakların oluşum sürecinde gerekliliği ve şartların zorunluluğu üzerinde değerlendirmeleri seçim öncesinde yapmıştık. Bir defa iktidar partisinin devleti kendi iktidarlarıyla özdeşleştirmesi seçimin propaganda yükünü buraya yöneltmiştir. Doğal olarak seçim propagandası devletin bekası üzerinden yürütülmüştür. İktidar kanadının bu propaganda gücünü elindeki imkânlar da dikkate alındığında çok başarılı bir şekilde kullandığını ve halkın büyük ekseriyetinin de buna ikna olduğunu söyleyebiliriz.
Buna karşın seçim sürecinde muhalefetin adayının daha yumuşak bir dil kullandığını görüyoruz. Bunun iki yönlü sonucu ortaya çıkmıştır. Birincisi bu yumuşak ve birleştirici üslup farklı görüşlere sahip muhalefet blokunu bir arada tutmayı başarmıştır. Gerek ilk turda gerekse ikinci turda aldığı oylar bu gerçeği bize göstermektedir. Ama diğer tarafın sert propaganda gücüne karşı bu yumuşak üslubun kendini gerçek bir şekilde ifade edemediği de aşikâr. Burada kendini ifade edememeyi iletişim kanallarının tam anlamıyla açılamamasına bağlayabiliriz. Muhalefet doğru bir zemine yerleştirdiği dili iletişim başarısına dönüştürememiştir.
Benim gördüğüm kadarıyla karşı propagandanın dışında muhalefet blokunun da halkı ikna edemediği noktalar olmuştur. Bu süreçte ittifak bileşenlerinin halka yeterli güveni veremediği ve somut geleceği gösteremediği anlaşılıyor. Güven verememesine ve somut bir gelecek sunamamasına yol açan iki olay göze çarpıyor. İttifakı oluşturan genel başkanların cumhurbaşkanı yardımcısı olarak ilan edilmesi uygulamaya dönük kafa karışıklığına neden olmuştur. Somut olarak bu konunun pratikte neye tekabül ettiği kimse tarafından tam olarak anlaşılamadı. İttifakı oluşturma ve koruma sürecinde cumhurbaşkanı yardımcılığı vaadinin kolay telaffuz edilmesi de bu müessesenin ciddiyetine gölge düşürdü. Yapılmaya çalışılanın somut projelerle halka açıklanması gerekiyordu ama yapılamadı.
Bir de Millet İttifakı birlikte yönetmeye dönük oluşan güven sorununu bir türlü çözemedi. Çünkü geçmiş koalisyon tecrübesinin olumsuzlanan propagandasına karşı gerekli güveni sağlayacak süreci oluşturamadı. Bunda en büyük etken aday belirleme sürecinde ittifak bileşenlerinden birisinin masayı terk etmesinin bıraktığı intiba olmuştur. Masadan kalkma ve sonrasında yapılan açıklamalar birlikte yönetmeye dönük söylemin pratikteki fragmanı olarak algılanmıştır. Bu sürecin doğru bir şekilde yürütülememesi birlikte yönetmeye dönük güveni de sarsmıştır. Bu olaylar çerçevesinde değerlendirdiğimizde yönetilememe ve istikrar kaygısı değişim beklentisinin önüne geçmiştir.
Bu gerçekler dikkate alındığında seçimlerin iktidara söylediği güvenlik kaygısının merkezinde bir desteğin verildiğinin hatırlatılması, muhalefete söylediği ise somut bir geleceğin siyasi proje olarak sunulması ve sağlam bir iradenin yönetmeye talip olmasının gerekliliği olmuştur. Sonuçlar iktidarı güvenlik ve istikrar vurgusunu, muhalefetin birleştirici dil ve değişim beklentisini onaylamıştır. Başta da ifade ettiğimiz gibi iktidar imkânlarının propaganda gücüne dönüşmesi ve muhalefetin bu güce alternatif bir iletişim başarısı gösterememesi bu onaylardan birisini öne çıkarmıştır.