Pehlivan tefrikası izlenimi verir gibi gözükse de, 7 Haziran genel seçimine bir başka açıdan bakılması gerektiğinin önemli olduğunu düşünüyorum. Her ne kadar seçimin ortaya koyduğu aritmetiğe bakarak hükümet oluşturma seçenekleri üzerinde düşünce alıştırması yapılması, iktidarın tesis edilmesini temel mesele olarak görme yaklaşımından kaynaklanmaktadır. Biz, bu yaklaşımın öz ve amaç olarak iktidar olmayı her türlü sorunun çözümü anlayışından hareket ettiği için, hem herhangi bir yenilik içermediğini, hem de kendisi bir sorun olan iktidar olgusunu irdeleme sınırı dışına çıkarttığını düşünüyoruz. Çünkü iktidar olgusunu kavrayış, dünden bugüne gerek siyaset kuram ve pratiğinde olsun, gerek kültürel çözümlemede olsun, monolitik, boyutta algılana gelmiştir. İktidarın monolitik boyutta algılanması, bilim, düşünce ve sanat alanlarında körleşmeye, enezleşmeye ve kısırlaşmaya yol açmaktadır. Bu da ahlak, inanç ve hukuk alanlarının, iktidar işleyişine göre görece değerler üretilmesini beslemektedir. Çünkü ahlakın, inancın ve hukukun kalıcı değerlerinden bağımsızlaşmış bir iktidar olgusu, terbiye sürecinden geçmemiş nefsaniliğin ve keyfiliğin hâkimiyetine payanda olmaktan kurtulamaz. İbn Haldun’un yüzyıllar öncesinde sezdiği ve vurguladığı “medeni ve akli siyasetin yoksanması”, bir tür “ilkel” toplum, kültür ve devletin, deyim yerindeyse “kutsanması” anlamına gelir. Çok genel hatlarıyla ifade edilirse, Müslüman halkların maruz kaldığı iktidar olgusunun tezahürü böyledir. Nitekim Müslüman halklar, kurtuluşlarını, sorunlarının çözümünü, varlık ve konumları gereği sorumlu oldukları İslam uygarlığının yeniden dirilişini, getirip bu ilkel iktidar olgusuna bağlamaktalar. Bu konuda yaşanılan onca yanlışa rağmen, hâlâ ısrarcı oluş, bilim, düşünce ve sanat olgularını harekete geçirmedeki yetersizliktir.
Türkiye bağlamında, son elli-altmış yıllık süreçte, tüm imkânsızlıklara, olumsuzluklara ve deneyimsizliklere rağmen, düşünce, bilim ve sanat alanlarında hasbi verimler, İslam’ın ve ondan kaynaklanan uygarlığın güncellenmesinde ve yenileştirici, haydi Sezai Karakoç’un özgün kavramıyla söylersek “diriliş”çi soluğunda ifadesini bulmuştu. Baharın gelişine özgü bir doğallık, insanı, toplumu ve dünyayı, alayiş ve gösterişten uzak bir kuşatıcılık söz konusuydu.
Ne var ki, ilkel bir iktidar tutku ve onun devşirdiği çıkarcılık, söz konusu elli-altmış yıllık birikimi hoyratça ve insafsızca tedavüle soktu. 12 Eylül ’80 hareketinin değerler yapıbozumunun bir anlamda “motto”su olan “alkolsüz bira, nikâhsız birliktelik” söylemine “imansız din” sonucuna vardıran bir tavır alışın eklemlenmesini getirdi.
Özetle, 7 Haziran genel seçiminin ortaya koyduğu sonucu, hükümet oluşturma aritmetiğine indirgediğimiz takdirde, asıl sorunu gizlemeden öteye, kaynağından boğma yabanıllığına dönüşecektir. Belki de dönüşmüştür de, bilim, düşünce ve sanat yoksunluğu ve enezliği nedeniyle, öldürücü darbe almış birisinin bir süre daha koşması gibi, canlılık alametlerinde bulunulmaktadır.
Sözgelimi devlet diye tanımlanan aygıtın, olmazsa olmaz temel işlevi olan güvenlik, adalet, eğitim ve sağlık alanlarındaki etkinliği ne durumdadır Hukuk, mahiyeti ve niteliği her türlü tartışmaya açık kabul edilmek şartıyla, insan ve toplumun güvenlik ve adalet duygu ve beklentileriyle ne kertede buluşmaktadır Gerçekten ahlakın bireysel ve toplumsal hayatta etki ve tezahürlerinden ortalama bir ahlaki tutum çıkartılabilinir mi
Bütün bunlar bir tarafa, 7 Haziran genel seçiminin ortaya çıkarttığı sonuç, makul hiçbir gerekçeye dayanmayan hükümet oluşturma aritmetiklerine bile seçenek tanımayan bir sonuçtur. Nasıl bir koalisyon teşkil olunur, hangi parti hangisinin ipini çekmek için fırsat kollar, erken seçim olur mu olmaz mı türünden fal açmalar yapılmaya devam eder. Ama zorlu ve zahmetli bir sürecin başladığı açıktır.