Şeb-i Arus'da Yas Olur mu?

Abone Ol

Ahirete irtihal eden, Suudi Kralı Abdullah a Allah rahmet

etsin, yerini cennet kılsın. Dünya hayatında krallar gibi yaşayan Abdullah,

şimdi Vahhabi gelenekleri gereğince, sade bir törenle isimsiz bir mezara

gömüldü. Bu ibret verici tezatlık, insanların geçici olan dünya hayatı

üzerinde bir kez daha düşünmelerine vesile oldu. Ardından hemen başka bir

tezatlık dikkatleri çekti; Suudi Arabistan, kendi kralları için bile resmi yas

ilan etmezken, birçok ülke resmi yas ilan edip bayrakları yarıya indirdi. Hatta

Ürdün de 40 gün yas ilan edildi. Yas tutmak çok eski bir gelenektir. Eski

dönemlerdeki putperest inançlardan, Sümerlerden eski Yunan dan günümüze kadar

gelmiştir. Ölen kişinin ardından dövünmek, bağırmak, ağıtlar yakmak, matem

tutmak totem anlayışlarda ve inançlarda uygulanmıştır. Mekke müşriklerinin de

âdeti olan yas tutma geleneği Kur an da yoktur, şirk anlamına gelir. Ölüm,

Allah ın emri, Rabb e, sevgiliye kavuşma anıdır, vuslata eren kişi için

Düğün Gecesi dir. Hz. Mevlana ben vefat ettiğimde düğün günümdür bayram

yapın demiştir. İşte Mevleviler bu sebeple Şeb-i Arus ta kendi çevrelerinde

döne döne, huşu içinde, raks ederler. O zaman Şeb-i Arus da yas tutmanın anlamı

nedir

Ölüm hak iken ebedi hayata geçen bir insan için yas

tutmak Allah ın yarattığı kadere karşı bir eylemdir. Her insanın ölüm anı,

Allah ın kaderde belirlediği bir vakittir. Emr-i hak karşısında sevinç

duyulması gerekirken yas tutmak Müslümana yakışmaz. Kendisine verilen ömrü

tamamlayıp ölüm uykusuna yatan bir insanın ardından yas tutmak, haşa Allah ın

yarattığını beğenmemek olur. Allah a karşı gelmek ve Allah a isyan etmek

anlamına gelir. Allah, Hadid Suresinin 22. ayetinde her şeyi bir kader ile

yarattığını şu şekilde bildirir;

Yeryüzünde olan ve sizin nefislerinizde meydana gelen herhangi

bir musibet yoktur ki, Biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (yazılı) olmasın.

[Hadîd Suresi (57/22]

Ayette dikkat çektiği üzere insanın ölüm anı da önceden

belirlenmiş bir kitapta, tarih, saat, dakika, saniye, salise olarak

bulunmaktadır. Canı veren Allah tır, vakti geldiğinde de ruhu kendi katına

yükseltecektir. Müslüman kendisine emanet verilen canın hayırla verildiğini

yine hayırla geri alınacağını bildiği için kaderine razı olur. Bu nedenle bir

Müslüman, ölümle birlikte Allah ın kendisine yaratacağı güzelliklere itimat

eder, Allah a teslim olur. Dinimizde yas tutmanın olmadığına birçok hadis

vardır, bu hadislerden bazıları şu şekildedir; Matem tutan, Üzülen, ağlayan,

dövünen ölmeden tevbe etmezse, kıyamette şiddetli azap görür. [Müslim]

Ölü için yas tutmak Ağlamak, üzülmek, dövünmek.   insanı küfre sürükler. [Müslim]

Ölüyü överek ağlamak cahiliyet âdetidir. [Buhari]  Ölü, yakınlarının kendisine bağırarak

ağlamasından azap [sıkıntı] duyar. [Buhari]

Üzülünce elbisesini yırtan, yüksek sesle bağırıp ağlayan

bizden değildir. [Nesai]

Yukarıdaki hadislerden de anlaşıldığı üzere yas tutma

eski bir cahiliye âdetidir. Bu nedenle Müslüman, ölen insanların arkasından da

ağlamaz, hüzünlenmez, yas tutmaz, neşeli olur. Hz. Muhammed, Hz. Ali de hep

neşeli olmuş, hiç bir zaman yas uygulaması yapmamışlardır. Buna rağmen bazı

insanlar tıpkı cahiliye devrindeki gibi ölenlerin arkasından sürekli yas

tutulmasını istiyorlar. Peki, Peygamberimiz (sav) böyle bir uygulama yapmadıysa

biz niçin yapalım Aksine matem ruhu Allah a karşı isyan anlamına geleceği için

Müslümanın şiddetle kaçınması gereken bir davranış olmalıdır. Vuslata kavuşan

bir kişinin arkasından hep birlikte Allah anılmalı, sevinç duyulmalı, şükür

edilmeli, hamd edilmelidir. Zira yas tutmak, yüce Makama karşı saygıya uygun

olmaz.