OECD nin açıkladığı veriler ilginç bir gerçeğe ışık
tutmuş. Görece yüksek büyüme hızıyla ve milli geliri 10 senede 3 e katlamakla
(hesaplama yöntemindeki değişimi söz konusu etmeden) övünen, IMF borcunu
sıfırlamayı adeta tüm iç ve dış borcunu bitirmiş de elalame borç verecek
duruma gelmiş gibi aksettiren siyasi iktidar, ekonomide bir istikrar olduğu
algısına oynarken, OECD nin insani gelişmişliğe vurgu yapan verileri tablonun
hiç de iç açıcı olmadığını gösteriyor.
OECD, 11 başlığı dikkate alarak bir mutluluk ligi
raporu hazırlamış. Gelir düzeyi ile birlikte sağlık, eğitim, çevre, güvenlik,
hayattan memnuniyet gibi başlıklar olan raporda Türkiye, 36 gelişmiş ülke
arasında sonunculuğu kimselere kaptırmamış. Rapora göre, en uzun çalışma
süreleri , en kötü yaşam koşulları , en uygunsuz barınma şartları ve olumsuz
çevre koşulları Türkiye de bulunuyor. Yani, birtakım afaki verilerle zorlama
bir başarı hikayesi yerine doğrudan halkın muhatap olduğu gerçeklikler
üzerinden bakılınca durumun pek de iç açıcı olmadığı söylenebilir.
Yüksek büyüme hızıyla övünen siyasi iktidar, kendi
dönemlerindeki ortalama büyüme hızıyla (yüzde 4-5 aralığında) 1950-2002 dönemi
arasındaki ortalama büyüme hızının tıpa tıp aynı olduğunu elbette ki
söylemiyor. İstikrar dan dem vururken, bu istikrarın sadece finansal piyasalar
için geçerli olduğunu (rantiyenin ve bankaların keyfinin yerinde olduğu tabii
ki), reel sektörün, üreten ve emeğiyle geçinen kesimlerin dikkate alınmadığını
da belirtmek gerek.
İstatistiki verileri, mesela ihracat hedefini, düştüğü
söylenen cari açığı, büyüme oranını gururla söylerlerken, bu verilerin gerçekte
neye tekabül ettiğini söz konusu etmiyorlar. Ekonominin bütünü içinde bu
verilerin ancak bir anlamı olabileceğini hesaba katmak istemiyorlar. Ve elbette
ki bu verilerin toplum nezdinde, bireyler nezdinde hangi karşılıklara denk
geldiği de kaale alınmıyor.
Misal işsizlik verisindeki düşüşle gururlanılıyor.
Halbuki işsizlik oranı çift haneyi bulmuş ve resmi rakamlara göre 2.8 milyon
kişi işsiz. Birtakım karşılaştırma numaralarıyla ve verileri evirip çevirmeyle
geçen yıla göre istihdam edilenler artmış şeklinde övünmek ve ortada bir
sorun yok tavrını almak, en başta işsizlere hakaret. Aynı zamanda, işsizleri
bir insan gibi görmek yerine bir veriden ibaret saymak gibi bir durum söz
konusu.
Son 12 yılda ekonomiyi ne kadar abad ettiğini söyleyen
siyasi iktidar, mesela hanehalkının borç yükünden bahsetmiyor. Araba sayısının
artmasından, ev fiyatlarının yükselmesinden, ne kadar çok buzdolabı
satıldığından vs hareketle bir gelişmişlik endeksi uydurmakta beis görmüyorlar.
Ancak, OECD raporunda da belirtilen hususları dikkate alan bir insani
gelişmişlik tablosunu ortaya koymaya yanaşmıyorlar.
Hesaplama yöntemini değiştirerek milli geliri bir anda 3
katına çıkarırken, büyüme ortalamalarının bunu doğrulamadığını bile dikkate almadan
söylüyorlar bunu. Çok yoğun, çok maksatlı ve bir o kadar da halkı yanıltıcı bir
propagandist dille ekonominin büyüdüğü, 2023 hedefi gibi afaki ve içi boş
hedeflere koşar adım gidildiği, istikrar ın hakim olduğu pompalanıyor sürekli.
Halbuki, bu sözümona büyüme ve gelişmenin halka yansıdığına dair tek bir örnek
veya veri ortaya konmuyor. Kaç milyon insanın her ay açıklanan açlık ve
yoksulluk sınırlarının altında kaldığını kimseler konuşmuyor.
Ekonomik gidişattan memnun olanlar, borsaya akın eden
yabancı sermaye, görece ucuz gayrimenkulleri yağmalarcasına satın alan ve kısa
sürede müthiş bir rant elde eden yabancı yatırımcı, paradan para kazananlar ve
neoliberal ekonomi politikalarını uygulayanlar ve müdafaa edenler oluyor
sadece.
Durum bir illüzyondan ibaret. Tüketim metalarına daha
kolay erişmeyi müreffeh ve kalkınmış olmak sanıyoruz. Halbuki kapitalizm
küreselleşme eliyle tüketmeye sevk ediyor, bu uğurda sınırların kalkmasını,
sermaye ve malların rahatlıkla dolaşmasını teşvik ediyor. Ki kapitalizmin ana
motoru olan ve sürekli büyümeleri gereken şirketler daha fazla pazara
girebilsin, daha çok mal satabilsin, daha yüksek kar ve büyüme elde edebilsin.
Teknolojik gelişmenin de bu göreceli refahı tüm ülkelere
dayattığını görmek lazım. Yani kalkıp da 30 sene önce olmayan şeyler şimdi
var demek doğru bir okuma değil. Büyümeyle birlikte insani gelişmeyi de hesaba
katarak düşünmek gerekiyor. Yoksa olan sadece sayılarla avunmak olacak.