Bugünlerde koyu zulüm anlarında hüzünler demliyorum penceremde. Yoğun hüzünle birlikte çıkıyorum isyan merdivenlerini. Yudumluyorum ardım sıra gelen çığlıkları. Savaşlardan toplayıp dolduruyorum içime çığlıkları. Savaş ocaklarından demleyip içiyorum direniş ruhunu. Çığlıklar uyandırıyor beni derin gafletten. Kalbim acılara dayanamayıp tir tir titriyor. Yüreğime direnme ve isyan duyguları dolduruyor. Kör bir esarete mahkûm olan mazlumlar karanlığın derinliklerini aydınlatan ve savaşlardan derledikleri çığlıkları ne zaman fırlatılacak zalimlerin suratına, diye düşünüyorum. Bu çığlıklar ki gök kubbeyi gümletip yağmur yağdırıyor üzerimize. Bu çığlıklar ki koyu karanlığı yırtıp yeryüzüne inen şimşekler gibi iniyor yüreklerimize. Bu çığlıklar ki toprağın tohuma durmasını sağlayıp yeni mücadele azmi dolduruyor gençlerin kalbine. Bu sarhoş eden ama kendine döndüren çığlıklar ne zaman fırlatılacak beton suratlara. İslami düşünme yeteneğinden yoksun olan Müslüman çoğunluklar düşünce dünyalarında oturdukları iğreti yerlerden çok memnun gözüküyorlar. Ama bugün durum bir trajediden ibarettir. Bu trajedi aslında bu sessiz duruşlardan, bu iğreti konumdan doğmaktadır.
Suriye’de, Filistin’de, Irak’ta tüm işgal coğrafyasında zulme direnenler savaş duygularını getiriyor yeniden yanı başımıza. Boyun eğdiğimizde ve sustuğumuzda kaybederiz aslında. Modern kölelerin ruhunu özgürleştirmek savaşların en iyi sonucu olabilir. Bu gün savrulan dünyada kaybettiğimiz en önemli husus zulme karşı direnmedir. Dünyayı açık bir hapishaneye çeviren zalimlere karşı elimizdeki en büyük silah direnmedir. Atılacak çığlıklar bile yüreklere korku salabilir, onları devirebilir.
Kim demiş ki mazlumlar zayıftır, bir şeyleri yoktur diye. Hiçbir şeyimiz yoksa da savaşlardan derlediğimiz çığlıklarımız var bizim. Silahlardan daha etkili, bombalardan daha tahrip edici, füzelerden daha vurucu, kurşunlardan daha öldürücü çığlıklarımız var bizim. O yüzden tarih boyunca hiçbir zalim, hiçbir diktatör yaptıklarında payidar olamamıştır. Aslında bütün zulüm ve katliamlara rağmen, bütün tecavüz ve sürgünlere rağmen, bütün baskı ve soykırımlara rağmen, bütün savaşlara rağmen zalimlerin sonu yaklaşıyor. Ölü toprağı atılıyor mazlumların üzerinden.
Aslında sarsılmaya başladı zulmün saltanatı. Canlardan can koptu, ama su yürüdü kendi mecrasına. Mazlum halklar girdi direniş yoluna. Özgürlük ateşinin kıvılcımını yaktı çağımızın mazlumları. Mazlumların o büyülü gözleri, en harlı alevi, en yakıcı ateşi yaktı ve aydınlattı kör karanlığı. Artık karanlıkta insan avlayan zalimlerin sonu çok yaklaştı. Çıkardıkları savaş ateşinde yanıp kül olacaklarını anladılar. Şüphesiz ki Hz. İbrahim’i yakmak için tutuşturulan ateş Allahın emriyle nasıl güllere dönüştüyse çağımızın mazlumlarını yakmak için tutuşturulan ateş de aynı şekilde güllere dönüşecek ve böylece özgürlüğün büyük ateşi yanmaya başlayacaktır. Selam Hz. İbrahim’e, Hz. Yusuf’a, Hz. Eyüb’e. Selam ateşin içinden yürüyerek çıkanlara. Zindandan kral olarak çıkanlara. Selam kendi bağrını yırtarcasına savaşın bağrını yırtarak ilahlaşmış yalancı zalimleri kahreden mücadeleye.
Şüphesiz ki zorluklar insanı daha dirençli kılar, zor anlar insanı mücadelenin içine çeker. Çekilen tüm eziyetlere, çilelere, acılara rağmen mü’min mücadeleyi daim kılmak için çalışmayı, görev bilinci ile hareket etmeyi bilen kişidir. İnancını, azmini ve cihadını kalbinde yoğurup umudunu katmerleştirir ve öylece devam eder mücadeleye. Acıları taşımaya gücün yetmediği bazı zamanlarda ise, kendi haline aldırış etmeden tüm gücüyle çığlıklar koparır yeryüzünde. Çığlık atmak yani haykırmak ölmediğimizin bir işaretidir. Zulme uğradığı halde susan toplumlar ölü toplumlardır. Tarih ölü toplumları kaydetmez.
Toplumları sarsıp kökten değiştiren şey savaştır. Savaş kalbin acılara karşı kavileşmesini, toplumların özgürleşmesini sağlayan büyülü ama çok acılı bir olaydır. Hayatı, kurulu düzeni altüst eden savaş modern köleliğe mahkûm olan toplumları kölelikten kurtaracak tek seçenektir. Fırtınalar önce annelerin yüreklerinde başlar, kasırgalar kalbin tüm duygularını savurup atar dipsiz kuyulara. Toplumlar tarih boyunca en köklü değişiklikleri savaşlardan sonra yaşadılar. Verili, büyülü ve de kelepçeli dünyada kurulu kalleş düzeni yıkan bir anafordur savaş. Savaşın en kayda değer olayları annelerin yüreğinde meydana gelir. Tüm acılara rağmen Anneler umudu kaybetmeyerek kara bulutlardan bereketli yağmurların yağmasını sağlamak için dua ederler. Çünkü onların kalpleri çocuklarını korumanın sarsılmaz inancıyla doludur. Anneler toprağı gözyaşlarıyla ilmek ilmek işleyerek verimli toprak olmasını sağladıkları için savaşa sahne olan tüm topraklar yeraltı ve yer üstü zenginliklerine sahip olmuştur. En uzun çığlıkları anneler atar gökyüzüne. En acılı ağıtları, en yakıcı türküleri anneler söyler insanlığın yüzüne karşı. Sonsuzluk annelerin dualarında gizlidir. Çocuklar savaşın ortasında acının yanı sıra sevinci de biriktirirler yüreklerinde. Sevincin ölmesini engelleyen çocukların kalbidir. Sevinç ve umut savaş dönemlerinde çocukların kalbinde saklanır. Merhamet ise annelerin kalbinde muhafaza edilir. En acılı zamanlarda bile inancı, sevinci ve umudu yüreklere dolduran çocuklar barışın en kahraman askerleridir aslında. Çünkü çocuklar hiçbir savaşta hüzne ve umutsuzluğa boyun eğmediler. Kurşunlar kardeşliğe değil kendi bedenlerine saplansın diye siper ettiler vücutlarını.
Eğer savaşların ve sömürünün insanlığa yaşattığı katliam, zulüm ve haksızlıklar karşısında susuyorsak, tepki göstermiyorsak bu emperyalizmin ruhumuzu öldürdüğü anlamına gelir. Hala işgallerin ve köleliğin ölü toprağını üzerimizden atamadığımızı göstermektedir. Şuuru yerinde olan her Müslüman, sömürülen her insan haksızlığa ve zulme karşı direnmenin en büyük erdem olduğunu bilerek yaşamalıdır. Zulmün, işgalin ve modern köleliğin bağrını yırtarak yolumuzu açmak, ruhumuzu özgürleştirmek için mücadele etmek en soylu davranıştır.
İşte savaşlardan derlediğim çığlıklar eşliğinde penceremden dünyaya bakarken ruhumun dinginliğe eriştiğini, bedenimin hafifleştiğini, önümün aydınladığını görüyordum. Köleliğin ilacı direnmek ve kıyama durmaktır.