Savaş ve Akıl

Abone Ol

İnsanlığın ve toplumların hayatında savaşı bertaraf etmek, temenninin yanında yönelinmiş bir ideal olarak hemen reddedilmemesi gereken bir düşüncedir, daha doğrusu, genellikle istenilecek bir durumdur. Ama savaşın gerekliliğini, yerine göre zorunluluğunu öngören birtakım düşünceler de ileri sürülmüştür. Sözgelimi savaşın insanlığı içinde bulunduğu ataletten, durağanlıktan, hatta gerilemeye başlanmışlıktan ayıktıracağı, yenileyeceği şeklinde iddialarda bulunulmuştur. Ayrıca savaş ortamında bilimde, düşüncede ve sanatta yeni söylemler çerçevesinde kalıcı ve özgün eserler ortaya konulabileceği, böylelikle kültürel canlanma ve birikimin sağlanacağı dile getirilmiştir. Bunun yanında savaşın yenen ve yenilen tarafların durumları bir tarafa, bir olgu olarak yeni ve farklı bir dünyaya, beklenmedik imkânlara ve fırsatlara kapı açması da göz önüne alınabilecek bir olasılık olarak görülebilir. Daha belirgin kavramlar ve olgular temelinde, mesela iktisadi, siyasi, toplumsal ve kültürel değişimlere yol açabileceği ihtimali üzerinde ayrıntılı değerlendirmeler yapılabilir.

Bu yöndeki bir yaklaşım, genel olarak, savaş olgusunu, sonuçları itibariyle, mutlaka belli ölçüde yarar sağlayacağı tercihi temelinden hareket etmektedir, denebilir. Elbette savaş birtakım yenilenmelere, canlanmalara, hamlelere, değişim ve farklılıklara yol açabilir ya da bunlara zemin hazırlayabilir. Eğer, sadece tek bir yönde bakılırsa belli bir yarar sağladığı da söylenebilir.

Ancak, diğer yönüne bakılması da gerekir. O da savaşın, yarar getirir gibi göründüğü yerde, aynı zamanda bunun bir zarar olarak da görülebileceği ve değerlendirilebileceğidir. Savaşın getirdiği yenilenmeler, canlanmalar, hamleler, değişim ve farklılıklar, insanlığın ve toplumların gerçekleştirdiği eylem ve güçlerinin olağan ve doğal sınırları içinde ortaya çıkan olgular değildir. Kimi zaman var olma ve yok olma sınırında gerçekleşen olağanüstü eylem ve güçlerdir. Dolayısıyla, burada yarar gibi görünen şey, en azından ikircikli bir yapı ve nitelik sergiler.

Kuşkusuz, insanlığın ve toplumların hayatında savaş olgusunu yok saymak, hele bunu bütünüyle farklı anlam ve değerlere bağlı delillere dayandırmaya çalışmak, mantıklı düşünmenin kabul edebileceği ya da onaylayabileceği bir olgu değildir. Evet, insanlığın ve toplumların uzun tarihinde savaş önemli ve belirleyici bir olgu olarak daima var olmuştur. Sonuçları itibariyle, barış ve barış dönemlerinden daha etkin olarak, savaş ve savaş dönemleri hafızalarda, zihinlerde ve algılarda yer etmiş ve önemli atılım konusu bile olmuştur. Bu durum savaşın gerekliliği, zorunluluğu, doğurduğu sonuçların mutlaka insanlığa ve toplumlara büyük yararlar sağladığı anlamında değerlendirilemez. Bu durum daha çok insanın zihin, hafıza, hayal, algı ve duygu yapısıyla ilgilidir ve çok yönlüdür. Acı ve mutsuzluk veren olay ve durum, zevk ve mutluluk veren olay ve duruma göre insanı daha fazla etkiler.

Alman filozofu Kant, ünlü “Aydınlanma Nedir?” adlı makalesinde (tam olarak başlığı: “An Answertothe Question: What is Enlightenment?”,1784. James Schmidt: What is Enlightenment?, University of California Press, 1996 California-London, s. 58 vd.) “Aydınlanma”yı insanın ergin olup olmamasına, ergin olmayı da, insanın kendi aklını kullanıp kullanmamasına bağlar.

Bu bağlamda ve koşut olarak, savaşa bakılarak değerlendirme yapılabilir(mi?). Eğer bir insan ve toplum varlığının bütünlüğü itibariyle var olma ve yok olma, sahip olma ya da yoksun kalma ikilemiyle karşı karşıyaysa, ergin olmanın bir gereği olarak aklını kullanmak suretiyle bir tercihte bulunmalıdır. Bu tercih, bütün seçeneklerin yetersizliği ya da yeterliliği temelinde savaşa yönelebilir ve o anda, orada savaşmak “farz olur”.

Kanaatim ya da temennime göre, İslam dünyasında ya da Müslüman toplumlarda, özellikle de Ortadoğu’da savaşları, ergin olmamaktan, aklın kendi mahiyetine uygun kullanılmamasından kaynaklanmaktadır. Savaşa neden olarak gösterilen gerekçelerin, tam aksine barışı salık verdiği, var olma ve yok olmanın anahtarının bunda olduğu daha açık ve daha kesin bir şekilde savunulabilir.

“Mücadele”, “cihat” kavram ve olgularını, mutlak olarak savaş olgusu içinde mütalaa etmenin yetersiz bir düşünüm ürünü olduğunu sanıyorum.