Bismillâhirrahmânirrahîm;
Birinci Dünya Savaşı öncesi yaşananları hatırlıyor musunuz? Batılı ülkeler sanayi devriminden sonra ihtiyaçtan fazla silâh ürettiler. Bu silâhları pazarlama sürecinde ciddi rekabetler ortaya çıktı. Avrupa ülkeleri, İngiltere ve Almanya’nın etrafında kümelendi: İttifak ve İtilâf Devletleri.
“Rekabet”, alıcı-satıcı ilişkileri üzerinden zaman içinde “gerginliğe”; birbirlerine karşı diş bilemeye dönüştü. Bu olaylar yaşanırken Sırplı bir öğrenci Avusturya veliahdını Saraybosna’da öldürdü. Bu konu elektrikli bir ortamda bardağı taşıran son damla oldu. İngiltere ve Almanya öncülüğündeki Batılı ülkeler 1. Dünya Savaşı’nı başlattı.
Uzun savaş yıllarından gelen Osmanlı Devleti bu savaşın tarafı olmadığını açıkladı. Fakat kısa bir süre sonra, İngiltere Rusya’ya yardım etme bahanesiyle Osmanlı topraklarına girdi. Osmanlı Devleti ister istemez Almanya’nın yanına itildi. Topraklarını korumak amacıyla savaşın bir parçası haline geldi.
Şimdi bir düşünün! Kabataslak özetlediğim yukarıdaki olaylar ile günümüz arasında bir “benzerlik” görüyor musunuz? Bugün ABD de silah üretiyor; Rusya da. Hatta diğer Batılı ülkeler de. Şimdiye kadar görülmedik ölçüde savaş silahları üretildi günümüzde. Silâh üreten sömürgeci ülkeler arasındaki kıyasıya “rekabet” açık değil mi?
ABD’nin ürettiği F-35’lerle, Rusya’nın ürettiği S-400’ler üzerinden yapılan tartışmaları hep birlikte şahit oluyoruz. NATO da gelişmelerden endişeli... NATO üyesi olan Türkiye’nin NATO üyesi olmayan bir ülkeden (Rusya) savaş füzesi alması korkutuyor onları.
DÜŞMANI İYİ TANI
Bir de nükleer silâhlar var. Dünyayı onlarca kere infilâk ettirebilecek boyutta. Nükleer silahların kullanımının BM tarafından yasaklanmış olması sebebiyle fazla kurcalamak istemiyorum bu çeşit silâhları. Ama böyle bir tehlikenin mevcudiyeti iyi bilinmeli. Özellikle, “Bir insanı öldürmenin bütün insanları öldürmek gibi” (Maide, 32) olduğunu bilen Müslümanların, insanlığı tehdit eden bu silâhların nasıl bertaraf edileceği konusuna kafa yormalıdır.
Silâh satışının baskı veya talimatla yapıldığını hep birlikte şahit oluyoruz. Suudi Arabistan, Katar gibi elinde “para” olan ülkelerin ne kadar silâh alacağına ABD karar veriyor ve satışını gerçekleştiriyor. Onu Rusya izliyor. NATO üyesi ülkeler genellikle ABD ile birlikte hareket ediyorlar. Bu tiyatronun gönüllü figüranlarından biri de Fransa. Denkleme dâhil olmak için başını uzatmış durumda.
Kuklacıbaşı ABD Başkanı Donald Trump’ın halkını ikna etmek için neler vaat ettiğini biliyor musunuz: “Ortadoğu’dan çaldığım paralarla size istihdam sağlıyorum.” Dünya böyle bir zihniyete emanet edilemez.
Dünyanın kontrolünü elinde tutmaya çalışan kuklacıbaşının niyeti ortaya çıkmıştır. Ey Müslüman uyan! Hem kendine, hem de dünyanın geleceğine sahip çık! Şeytandan ve şeytanî fikirlerden korkma! Çünkü şeytanın hilesi zayıftır. Yalancının mumu yatsıya kadar yanar. Dünyanın şefkat ve merhamet sahibi insanlar eliyle sevk ve idare edilmesi lâzım.
İnkârcıların dünyadaki görevleri ifsat etmek; Müslümanlarınki ise ıslah…
BATI’NIN TUZAĞINI GÖR
Batı’nın kendi içinden bir itiraf: Almanya Sol Parti Grup Eşbaşkanı Sahra Wagenknecht 26.07.2019 günü terör konusunda Batı’yı sorumlu tuttu. Sömürgeci özelliklerini hem deşifre etti; hem de kendilerini sorgulamaya çağırdı:
“Terör örgütü kurarak, silahlandırarak, petrol, doğalgaz ve enerji bölgelerini istikrarsızlaştırarak, kendi kurmuş oldukları ‘sözde savaşan’ milyonlarca sivil insanın ölümüne ve mülteci durumuna düşmesine sebep olan NATO ve Batılı ülkelerin öncelikle kendi ruh sağlıklarını gözden geçirmeleri gerekir.”
Emperyalistlerin günümüzdeki silâhlanma yarışı, 1. Dünya Savaşı öncesi silahlanmadan daha karmaşık yapıdadır. ABD’nin Ortadoğu üzerindeki hesapları açıktır. Terörü silâh olarak kullanmaktadır. BM ve ABD’nin YPG/PKK’yı “önemli bir ortak” olarak görmesi; onlarla masaya oturması çılgınlığın boyutlarını göstermektedir.
Sömürgeciler Kudüs’ü, Kıbrıs’ı hedef tahtasına koymuştur. İsrail Kudüs’ü topraklarına katmak; Yunanistan Kıbrıs’ı kendisine bağlamak istemektedir. ABD, en büyük destekçileri… ABD’nin İsrail Büyükelçisi David Friedman daha 5 gün önce “Filistin’de iki devletli bir çözüm istemediklerini; Filistin devletinin gerekli olmadığını” söylemişti. Kıbrıs’taki politika da aynı!
Hesaplar İslâm dünyası ve Türkiye üzerine yapılmaktadır. ABD’den aldıkları silâhlar Müslümanları ABD’ye karşı koruyamaz. İslâm dünyasının birbiriyle güç birliği yapmaktan başka çaresi yoktur. Sömürgecilerin bölgede savaş provası yaptıkları açıktır. İslâm dünyası ya elbirlik hareket ederek sömürgecilere karşı direnecek; ya da birer birer yok olacaklardır. Müslümanlar geleceklerine sahip çıkma onurunu göstermek zorundadırlar.