Savaş düello gibidir. İki ordu savaşa girer, biri galip
gelir ve o topluluğu yok eder yahut mağlup olur ve kendisi yok olur. Ya
galibiyet ve var olma veya mağlubiyet ve yok olma esastır. Anadolu’da Rum ve
Ermeniler 1500 seneden beri veya daha fazla zamandır vardı, birbirleriyle
savaşmıyorlardı. Asıl savaş Birinci Cihan Savaşı’ndan sonra başladı, Rum ve
Ermenileri Batılıların kışkırtması ile Müslümanları katletmeye ve soykırımına
başladılar. Müslümanlar da bir olup savaşa giriştiler. Sonunda savaşı biz
kazandık. Şimdi Anadolu nüfusunun yüzde 99’u bizimdir. Eğer İstiklâl Savaşı’nı
biz değil de onlar kazansaydı şimdi yüzde 99 nüfus onların olurdu. Beş asır
önceki İspanya (Endülüs) bunun örneğidir, orada onlar kazandı, şimdi yüzde 99
onlarındır. / Birinci ve İkinci Cihan Savaşları ciddi savaşlar değildir, sömürü
sermeyesi tarafından tertiplenmiş suni savaşlardır. Bu sebepledir ki savaşta
mağlup olan Almanya ve Japonya bugün en güçlü devletler olarak varlıklarını sürdürmektedirler.
/ Kur’an bu tür suni savaşları meşru görmemektedir. Bloklar hâlinde savaşma
yerine haksız devleti ortadan kaldırma savaşı vardır. Sermaye her şeyin
düzenini bozduğu için savaşların düzenini de bozmuştur. Avrupa’daki yüz yıl,
otuz yıl, yedi yıl savaşları böyle suni savaşlardır; Birinci ve İkinci Cihan
Savaşları da böyledir...
Devlet nedir, nasıl oluşur
Devlet savunma ortaklığıdır. Ailede işbölümü vardır;
kadınlar çocuk doğurur ve büyütürler, erkekler ise aileyi savunur ve aileye
nafaka temin ederler. Erkeklerin kendi görevlerini yapabilmeleri için dayanışma
içine girmeleri gerekir yani birlikte savunma yapmak, birlikte üretim yapmak
zorundadırlar. Bu birliktelik dayanışma içinde doğar.
Dayanışma ne demektir / Birimize yapılan bir saldırı hepimize
yapılan saldırıdır. Birimizin aç kalması hepimizin aç kalması demektir. Çünkü
biz işbölümü içinde çalışmakta ve yaşamaktayız. Hepimiz ayrı ayrı işler
yapıyoruz, sonunda ortak üretim doğmaktadır. Birilerinin kendilerine düşen
görevi yapmaması demek ortak üretim olmaması demektir. O halde aramızdan biri
bir işi yapmazsa hepimiz onu destekleyip o işin yapılmasını sağlamalıyız. İşte
bu destek dayanışma içinde doğar. Savaşmayan müslimler de cizye vermek
suretiyle savunmaya mâlen katılırlar, üretimdeki hakları ise mü’minler
gibidir...
Tarihte değişik şekillerde devlet yönetim şekilleri
gelmiştir.
a) İlk devlet şekli asabe devlet şeklidir. Bugünkü Suudi
Arabistan Krallığı böyle bir devlettir. Suud ailesi yönetimi ele geçirmiştir.
Askerlik yoktur. Dış güvenliğini Amerika Birleşik Devleti sağlamaktadır. İç
güvenliği Suud ailesini destekleyen halk yapmaktadır. b) İkinci yönetim şekli
köleler yönetimidir. Bir grup insan birleşir, esirler elde eder, onları eğitir
ve kendisine bağlar. Devleti kölelerle yönetir. Osmanlı döneminde devlet
memurlarına “kul” denmekteydi. Görevliler köle olmamakla beraber görevleri
kölelerin yaptığı iş olduğu için onlara “kul” denmektedir. c) Bugünkü yönetim
şekli ise devlet memurluğudur. Yönetim kadrosuna alınan bürokratlar imtiyazlı sınıf
olarak devleti yönetmektedirler. Halk zorla askere alınmakta ve bürokratların
emrinde ordular teşkil edilmektedir. Dört senede bir yapılan seçimle güya halk
hâkimiyeti sağlanmaktadır. d) Kur’an’ın önerdiği devlet sistemi bunlardan
tamamen farklıdır: 1) Halk iki sınıfa ayrılmaktadır; bedelliler ve nöbetliler.
Nöbetliler bedenleri ile devlet yönetiminde yer alırlar. Bedelliler ise
verdikleri cizye ile devleti mâlen desteklerler. Bedelliler her zaman nöbetli
olabilirler, nöbetliler ise o ülkeyi terk etmedikçe bedelli olamazlar. 2)
Nöbetliler ilmî dereceleri ile altı sınıf oluştururlar; başlangıç, temel, ilk,
orta, yüksek ve üstün dereceler alırlar. Askerlikte bunlara ast ve üst
denmektedir. Nöbetliler kendilerine üst seçerler. Böylece örgütlenme olur. Onlu
sisteme göre manga, bölük, alay, tümen ve ordular oluşur. / İşte, İslâm’da
devlet halk tarafından biat usulü ile oluşur. “Ey iman edenler” dendiği zaman
“nöbetliler” demektir. “Ey nebi” dendiği zaman da birliklerin komutanları
muhatap alınmış olur. Mü’minler askeri disiplin içinde ast-üst ilişkileri
içindedirler. Bugünkü orduya bu bakımdan benzemektedir. Sivil hayat ve
Müslimlerin hayatı ise tamamen hukuk düzeni içindedir. Mü’minler nöbette iken
“askeri düzene” tâbidirler, diğer zamanlarda onlar da “hukuk düzeni”
içindedirler. (696. seminer notlarından…)