Satmak kolay; ya bir şeyler üretmek!

Abone Ol

Bismillahirrahmanirrahim;

HÜKÜMET baştan beri üretim yapıp kazandığını harcamak yerine, eldeki avuçtakini satarak varlığını sürdürme yolunu seçti. Bazı hazine arazilerini sattı; yabancılara toprak satışını 12 kat yükseltti; “özelleştirme” diyerek devletin kâr getiren fabrikalarını elden çıkardı. SEKA Kâğıt Fabrikaları satıldıktan sonra düştüğümüz durum tam bir facia. Kâğıtta dışa mahkûm olduk. Bu, aynı zamanda dövize mahkûmiyet anlamında! Pek çok alanda aynı durumu yaşıyoruz.

Stratejik ihtiyacımızı yabancılara satmak, “yıkmak”tan farksız! Akif, Süleymaniye’nin birkaç işçi ile “yıkılacağını”; lâkin yapmanın zorluğunu anlatır: “Ama gel kaldıralım, dendi mi heyhat, o zaman / Bir Süleyman daha lâzım yeniden, bir de Sinan!”

Bir ay kadar önce Katar ve Dubai’den iki iş adamına Boğaz’dan, yüksek meblağlı emlâk satıldığını öğrendik. Agance France Presse kaynaklı haberde dış yatırımcıya, “Şahane yalılar var; sakın kaçırmayın” denilerek satışta İstanbul dosyası açılıyor; “Boğaz’da yalı almanın tam zamanı” çağrısı yapılıyordu. 60 yalının satışa çıktığına yer verilen haberde, tarihi yapıların fiyatlarının yabancı yatırımcılar için cazip hale geldiği vurgulanıyordu. (Karar, 10.10.2018)

Bu haber ülkenin kademe kademe bitirilmesi anlamında! Yurt dışındaki vatandaşlarımız da, oralarda mülk ediniyor, diyeceksiniz! Doğru ama Avrupa ülkeleri sattığı mülkün sadece “kullanım hakkı”nı veriyor yabancıya. Biz ise, mülkün “tapusunu” veriyoruz. Dikkati gerektiren hassas bir konu!

ÜLKE İPOTEK EDİLEMEZ

ÜRETİM yetersizliğinden devletin harcamalarına cevap verilemiyor. Daima dışa borçlanma zorunluluğu doğuyor. Türkiye borç batağına saplanınca, Hükümet çareyi “Varlık Fonu” oluşturmakta buldu. Hem de denetimsiz. Buna “borç fonu”; “paralel borçlanma fonu” da deniyor. Ziraat Bankası, BOTAŞ, Türkiye Petrolleri, PTT, TÜRKSAT gibi önemli kurumlar Varlık Fonu’na aktarıldı.

Başkan, Varlık Fonu’nun başına kendisini atadı; yardımcısı ise damadı Berat Albayrak. İç ve dış borçlar artıyor. Bankalarda olduğu gibi, ekonomi hızla yabancı ellerin kontrolüne geçiyor. Temel Karamollaoğlu, “Varlık Fonu aslında bir ipotek fonudur” diyerek açıkladı: “Varlık Fonu altında memleketin önemli hazinelerini ipotek ediyorlar.” Hükümet, denize düşenin yılana sarılması misali borçtan bunaldı. Ekonominin yönetimini McKinsey şirketine vermeyi göze alması bundan.

Problemlerimizin çözümünü dışarıda aramak büyük bir gaflet! Türkiye, insan potansiyeli, elindeki imkânları bakımından güçlü bir ülke! İş, bunu “akıllıca” değerlendirebilmekte! Problemlerimiz ancak bu ülke insanlarının eliyle çözülür. McKinsey tepkisi sonrası Başkan’ın geldiği nokta önemliydi: “Biz bize yeteriz.”

Bu noktadan başlamak gerekiyor işe. Yani, içimizde bulunan “yetişmiş” insanları değerlendirmekten! Hükümet, farklı düşüncelerden, muhalefet partilerinden faydalanmasını öğrenmeli. Dış ülkelerden fayda ummak yerine, önce Türkiye insanıyla “iletişim”e geçebilmeli.

 Meselâ, teklif ve çözüm önerilerinin “isabetli” olduğu ispatlanmış bir Saadet Partisi var bu ülkede. Hani, gazeteci yazar Nevzat Çiçek diyor ya: “Saadet Partisi bir şeye itiraz ediyorsa, hükümet bunu ‘mutlaka’ dikkate almalı.”

BİRLİKTE ÇÖZÜM ARAMAK

ALLAH ülkemize her türlü nimeti vermiş. Hazine üzerinde oturuyoruz ama bunun kıymetini ne kadar biliyoruz? Meselâ, köyleri niçin boşaltıyoruz? İnsanları büyük şehirlere “istiflemek” doğru mu? İnsan hayatını “zindan”a çeviriyoruz.

Siz, hiç dünyaya bakmaz mısınız? Türkiye gibi çarpık bir nüfus dağılımının olduğu başka ülke biliyor musunuz? Bütün imkân ve geçim kaynaklarını büyük şehirlere yığmakla oluşan köyden kente göçün faturasından hiç haberiniz var mı? “Toprak insansızlaştırılıyor; insan topraksızlaştırılıyor” diyerek tehlikeye dikkat çeken Muammer Bilgiç kardeşimin belge ve geniş açıklamalarla ortaya koyduğu yazı ve dosyalar hiç dikkatinizi çekmedi mi? Devlet idare ediyorsanız, bu tür çalışmalardan haberiniz olmalı.

Hükümet, 2006’da “Tarıma Destek Yasası” çıkarmıştı. Yasa, “Gayri Safi Milli Hâsıla”nın ‘en az’ yüzde birinin tarıma ayrılmasını öngörüyordu. Fakat bu oran o günden bu yana hiç yüzde 0,7’yi geçmedi.  Çıkardıkları yasaya kendileri uymayanlar tarımı geliştirebilir mi?

“Tahıl ambarı” olarak tanınan şehirlerimiz var. Türkiye’nin Rusya’dan buğday ithal etmesi onurunuza dokunmuyor mu? Buğday stratejik bir ürün! Dünyada tarım ve hayvancılıkta 7. sıradayız. Ekmeklik buğdayımızı üretememenin çok yönlü zararları var. Tarım ve hayvancılığı bitirmek Türkiye’yi bitirmektir.

Hükümet, icraatlarının hepsini “doğru” sanan bir psikoloji içinde! Yanlışı gizlemekle çözüme ulaşılamaz. İmkânlar elinizde. “Buyurun birlikte düşünelim” demek bu kadar zor mu?